Kocaman riskli oyun yapısını bundan yararlanmayı bilmeyen bir takım karşısında test etti. Sonuç hiç de fena değil...

Alex ve Cristian’ın yokluğunda Aykut Kocaman kafasındaki plana ve yeni transferlere uygun dizilişle sahaya çıktı. Stoch ve Dia iki kanatta, Niang ortadaydı. Arkalarındaysa Topuz-Emre-Özer üçlüsü. Topuz daha savunmaya dönük, Özer’se hücuma. Tam bir 4-3-3 olmasa da oldukça yakın dizilişti bu. Çok uzun süredir ilk kez sahada hiçbir Brezilyalı da yer almıyordu.
Ziya Doğan ise klasik sert savunma oyununu adam adama markajla yoğunlaştırmıştı. Basem Abbas, Niang’ın forması gibi oynuyordu misal olarak. Bu sert oyun hakem tarafından lig standartlarının ötesinde bir müsamaha ile karşılanınca sarı lacivertliler biraz sindi.
Ancak Konyaspor bu sert oyuna o kadar konsantre olmuştu ki, ileride Fenerbahçe savunma ve ön orta sahasının üzerine hiç baskı yapmadılar. Sadece Lieteva’nın faulleri vardı. Dolayısıyla Fenerbahçe arkada oyun kurmakta hiç zorlanmadı. Böylece Fenerbahçe’nin en büyük sıkıntısı olan savunma ve hücum hatlarının birbirinden kopması gerçekleşmedi.
Bu tip oyunla sezon başından bu yana sadece Antalyaspor maçında karşılaşan Fenerbahçe için işler kolaylaştı. Zira hücumda 5’li bir çoğalmayı, adam adama savunmayla durdurmak mümkün olmuyor. Bu seviyede Ziya Doğan’ın bu planının tutması olanak dışıydı. Özer sakatlanıp, ülkenin basit oyunu en iyi bilen oyuncusu Semih girince Konya’nın bu savunma tarzı tam komediye dönüştü. Her akının merkezinde ‘Genç Semih’ vardı. Dia, Stoch ve Emre’ye harika duvar oldu. Niang’ı yem olarak kullanıp istedikleri zaman çok rahat pozisyona girdiler. İki pasla...

Şoku çabuk atlattılarBu oyunun sürekli bir baskıya dönüşmeyişi ise Fenerbahçe savunmasının geride risk almadan oynamayı seçmesindendi. Hücum işini sadece Gökhan Gönül’e bıraktılar, o da baskı için yeterli olmadı.
Böyle bir rakibe karşı sert oyuna rağmen pes etmeyişleri Fenerbahçe’nin en göze çarpan yönü. Maç başındaki şoku çabuk atlattılar.
Semih’in katkısı da takımın planına daha uygun bir durum ortaya çıkardı.
Caner’in oyunundaki kıpırdanmaya rağmen Konya akınlarının büyük çoğunluğunun bu kanattan gelişi sorunun devam ettiğini gösteriyor. Baskılı oynayan bir takıma karşı ne yapacağı gerçek soru işareti. Kocaman bir gün önce Ankaragücü forması altında Fenerbahçe altyapısından yetişip Özer’e karşılık Ankaraspor’a verilen Özgür Çek’i seyrederken acaba neler düşünmüştür? İnsan merak ediyor.
Kocaman riskli oyun yapısını bundan yararlanmayı bilmeyen bir takım karşısında test etti Sonuç hiç de fena değil. Bakalım haftaya Daum’un planına mı dönecek, yoksa Stoch ve Dia yine sahada olacak mı?

4-3-3


İyi futbolcu kimdir?
1-Franco, Sabri, Servet, Emre Aşık, Hakan Balta, Topal, Mustafa Sarp Arda, Kewell, Baros, Keita.
Bu, geçen yılın 5. haftasında Beşiktaş’ı 3-0 yenen ve hemen hepimiz tarafından ligin ve UEFA Kupası’nın en güçlü şampiyonluk adayları arasında gösterilen Galatasaray’ın kadrosu.
2-Ufuk, Serkan, Hakan Balta, Servet, Insua, Sabri, Ayhan, Sarp, Pino, Misimoviç, Baros.
Bu da dünkü kadro... İlki daha mı iyi? Belki... Tartışabiliriz!
Bir de şöyle bir kadro var:
3-Taffarel, Capone, Bülent, Popescu, Ergün, Ümit Davala, Suat, Okan Buruk, Hagi, Arif, Hakan Şükür.
UEFA şampiyonları... En iyisi bu mu? Muhtemelen... Herhalde bugün tartışmamız çok mümkün değil.
Öte yandan şu da var:
4-Mondragon, Perez, Bülent Korkmaz, Emre Aşık, Ergün, Berkant, Ayhan, Hasan Şaş, Fleurquin, Arif, Ümit Karan.
Bu da Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkıp ikinci grupların son maçında Barcelona’ya bir ofsayt golle yenilip çeyrek finalin kapısından, bir önceki yılı başarısını tekrarlamaktan dönen kadro. İlk maçta Nou Camp’ta 2-0 öne geçip 2-2 berabere kalan takım. Perez’le, Berkant’la, Fleurquin’le, Victoria’yla...
Hiç uzatmadan söyleyeyim. Benim için bu sonuncusu en başarılısı... Peki en iyisi mi? Iıhh! Tartışamayız sanırım.

İyi futbolcularla
Futbolu futbolcular, iyi futbolu da iyi futbolcular oynuyor kuşkusuz... Bu klişe sonuna kadar doğrudur.
Ama iyi futbolcu ne demek?
Şu kadroya bakarak düşünelim:
5-Friedel, Van Gobbel, Bülent, Mert Korkmaz, Tugay, Evren, İlyas Kahraman, Suat, Okan Buruk, Saunders , Hakan Şükür yedekten girenler: Arif, Hakan Ünsal, Ergün...
Hiç fena değil! Ama o gün tartışmanın da ötesinde toptan bir yargı vardı bu oyuncular hakkında...
95/96 sezonunda ligi Fenerbahçe’nin 16 puan ardında 4. bitiren Galatasaray’ın son Denizli maçına çıkan kadrosu yukarıdaki...
Yaşı yetenler, hafızası sağlam olanlar hatırlar. Bu maçtan sonra gazetelerde boy boy gidecekler listeleri yayınlanmıştı. Nerdeyse oyuncuların tamamı bu listede yer alıyordu. O gün Galatasaray’ın forma ağırlığını kaldırmaya muktedir görülmüyorlardı.
Ancak Terim hemen hiçbirini yollamadı. O listelerde yer alan 8 futbolcu ertesi yıl Bursaspor’la oynanan şampiyonluk maçının 16 kişilik kadrosunda yer aldı.
Bir iki istisna dışında tamamı 4 yıl üst üste şampiyonluğun baş aktörleri ve UEFA şampiyonu oldular.
95’in Mayısında gidecekler listesinde olanlar iyi futbolcular değildi. Bugün hepsi efsane...
Hangisi iyi futbolcu? Hangisi Galatasaray’ın, büyük takımın oyuncusu?
Bugün dünya yüzünde yer alan futbolcuların %99’u aynıdır. Yüzde 1’i farklı...
Takımınızı, hele de eğer Türkiye’de yüzde 1’lerden oluşturamazsınız. Bu piyasa gereği mümkün değil. Çoğunluğun %99’dan olması zorunluluğu var. Buradaki iş takımınızı total olarak %1’ler arasına sokmak...

Mantalite kaybı
Galatasaray bu ülkeye sınıf atlatan futbol kulübüdür. Tabii ki, Şampiyon Kulüpler’de yarı final oynadığı için. UEFA’yı kazandığı için ve tabii ki, Şampiyonlar Ligi’nin başarılı bir gediklisi olduğu için.
Ama daha çok, önce Derwall’le, sonra Denizli’yle, sonra Feldkamp’la, ardından Terim ve Lucescu’yla bir şey ispatladıkları için:
Herkes her yıl 10’larca oyuncu alıp transfer şampiyonu olurken, onlar oyuncuların değil takımın sırtında yükselmenin ne demek olduğunu Türkiye’ye gösterdiler.
Bugün kayan eksen budur.
Sorun oyuncuları kalitesi değil. Takımın takımlığıdır.
Şimdi yukarıdaki kadrolara bir daha bakalım ve öyle düşünüp konuşalım.
Çünkü bunu yapmazsak 84/85 sezonundan bu yana gidilmeye çalışılan yoldan iyice uzaklaşılacak ve dönüş hiç de kolay olmayacak.



Milli takım
Daha önce de yazdım, ama yeri gelmişken tekrarlamalı. Şu anki milli takım müsabaka ve teknik yönetim düzeni hiçbir anlamda mantıklı değil. Konsantrasyon dağılıyor. Lig ve Avrupa mücadelesinde sorun oluyor vs.
1-Halbuki gruplar bir ülkede büyük turnuvalardan bir önceki yaz 15 gün içinde oynansa konsantrasyon çok daha yüksek olabilir. Mini bir Avrupa Şampiyonası/Dünya Kupası heyecanı yaşanır. Hak kazananlar da bir sonraki yılki organizasyona katılır.
2-Böylece son derece gereksiz olan, ünlü futbol beyinlerini paslandırıp hamlaştıran milli takım teknik direktörlüğü denen meslek de ortadan kalkar. Ligin en iyi hocası seçer takımı ve geçer başına. Çünkü kimse hem kendi takımında, hem de rakip takımdaki oyuncuların performansını onlardan daha iyi değerlendiremez.
Söylesenize Guardiola varken Del Bosque’ye ne gerek var? Ya da Löw’ün yılda sadece 5 defa maça çıkması hak mı?


Rijkaard kararı
Galatasaray’ın teknik adam konusunda geçen yıldan bu yana izlediği temel yol yanlış değil.
Rijkaard’da ısrar etmek, istikrar aramak zorundaydılar, bunu yaptılar. Bugün gelinen noktada da alınacak her türlü karar da kabul edilebilirdir. Bu açıdan Galatasaray yönetimini eleştirmek manalı değil.
Söylesenize! Şu yeryüzünde Neeskens-Rijkaard ikilisine sabır göstermeyeceksiniz de kime göstereceksiniz!
Peki olmayan ne?
Geçen yıl boyunca ilk 18 standardında olup kulüpten giden oyuncu sayısı 10. Gelen oyuncu sayısı da 10.
Bu yıl aynı standartlarda olup gelen oyuncu sayısı 9, giden ise 11.
Geçen yıl gelip bu yıl giden ilk standardındaki oyuncu sayısı ise 4.
Böyle kaygan bir zeminde bir takım istikrarı sağlamak kolay mı?