Kazım, gece dışarı çıktığı için değil yalan söyleyip kulübü zor durumda bıraktığı için dışarıda kaldı.

Kazım hakeme küfür ettiği için, şike yaptığı, gece dışarı çıktığı ya da trafik kazası yaptığı için kadro dışı kalmadı.
Yalan söyleyip kulübü zor durumda bıraktığı için dışarıda kaldı.
Kasımpaşa maçı akşamı Santos ve eşleri ile dışarıda olmalarına rağmen haber yayınlandığında kulüp yetkililerine “Hayır evdeydim” dedi, diyebildi.
Halbuki onun ve Santos’un fotoğraflarının çekildiğini bilmemelerine imkan yoktu. Flaşları fark etmemiş olamazlardı. Buna rağmen doğruyu söylemedi Kazım.
O doğruyu söylemeyerek ayıp etti, kabul! Ama doğruyu ondan alamayanların hiç suçu yok mu? Oyuncuyla arasında bu kadarcık dahi güven tesis edemeyenlerin!
Onunla herhangi bir yerde, İngiltere’de, Milli Takım’da ya da Fenerbahçe’de çalışmış kime sorsanız aynı cevabı alırsınız: “Zor bir çocuk”.
Ancak bu kadar da zorsa baştan Fenerbahçe’de ne işi var ki! Bu bir!
Bir çocuk böylesine, hemen yarın meydana çıkacak bir yalan söylüyorsa ona değil, bu güveni tesis edemeyenlere bakmak gerekir. Bu da iki!
Çünkü o tek değil!
Bugün Milliyet’te, Mehmet Çiftçi’nin Edu röportajını okudunuz. Edu’nun ağzından olup biteni dinlediniz. Fenerbahçe’nin futbolcusuna karşı olan tavrını ve bunun sonucunda karşı karşıya olduğu tehlikeyi gördünüz.
2 hafta önce Roberto Carlos’a kesilen akıl almaz cezadan, Fenerbahçe ve memleket için söylediklerinden de Çiftçi’nin röportajıyla haberimiz olmuştu.
Daha bir hafta önce ‘yeni Mehmet Aurelio’ Semih’in içinde kaldığı zor durumu da hep beraber yaşadık.
Bunların hepsi güvensizlik hikâyeleri. Çünkü tüm bu oyuncuların paylaştığı tek duygu bu!
Facebook ve MSN yasaklamalarını da bunların üzerine koyun.
Fenerbahçe’nin sporcularıyla kurduğu ilişkiyi ‘güven’ duygusuyla yan yana getirebiliyor musunuz?
Hem de tüm bu oyuncular koca koca avukatlarca, FIFA’nın uluslararası güvencesiyle korunan büyük isimler...
Peki geleceğini Fenerbahçe’de gören savunmasız genç bünyeler ne yapsın?
Hele de tüm bunlar 95/96 sezonunda sadece bu renklere gönül verenlerin değil, tüm Türkiye’nin, Trabzon’un güvenini sonuna kadar kazanan Aykut Kocaman’ın patronluğu sırasında oluyorsa, insan sadece üzülüyor.
Bugün Fenerbahçe için şampiyonluklardan, Avrupa başarılarından önce kazanılması gereken büyük ödülün, güvenin bir an önce müzeden çıkarılması dileğiyle.


Guardiola’ya güven
Büyük ödül: Güven
İki hafta once Nou Camp’ta 6 kupalı Barça’nın yeni savunmacısı Ukraynalı Chygrynskiy Sevilla maçında yaptığı hatalardan sonra ıslıklandı. Guardiola mealan şunu söyledi: “O ne kadar çok ıslıklanırsa onu oynatma isteğim o kadar artacak”. Bu mükemmel desteğin mutlu şokunu yaşarken iki once bunlardan bir düzine içeren bir yazı okudum.
acetobalsamico.blogspot.com’da El mudo Deportivo’nun derlediği bir habere yer vermiş Bülent. Biraz da zenginleştirerek. İşte tarihi başarıyı getiren hamlelerden birkaçı. Tamamı blog’da.
Barcelona’ya geldiği günden bu yana sakatlıklarla boğuşan Arjantinli stoper Gabi Milito’ya daha kulübe resmen hoca olmadan önce hastanede ziyaret etti ve dibe vurmuş futbolcuya sahip çıktı. Üç saatlik görüşmenin ardından medyanın karşısına geçti ve “Milito’yu sahada görmeyi, kupa kazanmaya tercih ederim” dedi.
Barcelona’nın sponsoru Audi, teknik direktör ve futbolculara her sezon başında birer otomobil hediye ediyordu. Guardiola otomobili, teknik ekibindeki antrenörlere de verilmediği için kabul etmedi ve “Biz bir ekibiz” dedi.
Barcelona’da takım içi disiplinine uymayan futbolcular takım arkadaşlarına yemek ısmarlıyordu. Guardiola bu geleneği de değiştirdi. Dört galibiyet arka arkaya aldıklarında takımı yemeğe kendi cebinden götürdü ve futbolcuların ödeyeceği para cezalarının Rett sendromuyla savaş veren bir vakıfa bağışlanacağını açıkladı.
2008 Kasım’nda teknik ekibi içinde kaleci antrenörü olarak görev yapan Juan Carlos Unzue’nin babası vefat etti. Barcelona’nın ertesi gün maçı olmasına rağmen Guardiola, kulüp idarecilerine tüm takım ve teknik kadronun Barcelona dışındaki cenazeye katılacağını söyledi. Cenazede “Günlük yaşıyoruz. Bugün burada olmamız gerekiyordu. Yarın maça bakarız” dedi.
Barcelona altyapısının çalıştığı ve “mini” olarak bilinen tesislerde 30 yıldır bir taraftar her gün genç oyunculara destek veriyordu. İşi olmayan Cristobal uzun yıllardır Barcelona kulübü idarecileri, teknik adam ve futbolcuların yardımıyla hayatını idame ettiriyordu. Guardiola, 25 yıldır tanıdığı bu yaşlı adamı, Camp Nou’da yedikleri yemeklere davet etti. Cristobal artık takımla birlikte yemek yerken, Guardiola futbolcuların “Başkan hayatlar”ı keşfettikleri söylüyordu. Camp Nou’da geçen sezon kazanılan Real Madrid maçı sonrasında soyunma odasında sevince Cristobal da ortak oldu. Birkaç saat sonra mutlu bir şekilde hayata veda etti.
Roma’da kazanılan Şampiyonlar Ligi kupasının rehavetiyle ligde şampiyonluğu garantileyen Barcelona sezonun son haftasında Deportivo La Coruna deplasmanına gitti. 1-1 biten maçın ardından Guardiola, kafiledeki masörden, malzemeciye, futbolcudan, yöneticiye kadar herkesi sürpriz bir yemeğe götürdü. La Coruna’da rezerve ettiği restoranda masa ıstakoz ve şampanyalarla donatılmıştı.
Kazanılan her kupanın ardından takımdan ayrılan futbolcuların isimlerini medyanın karşısında andı ve onlara teşekkür etti. Son olarak kazanılan Kıtalararası Kupa’nın töreninde Eto’o, Hleb, Cacares ve Gudjohnsen gibi geçen sezon kazanılan başarılarda payı olan ancak sezon başında takımdan ayrılan futbolcuların unutulmaması gerektiğini söyledi.
Kral Kupası’nda 3. Lig ekibi Cultural Leonesa ilk maçı sahasında 2-0 kaybetmiş, Camp Nou’ya ümitsiz gelmişti. Zayıf rakibini 5-0 mağlup eden Barcelona’nın soyunma odasının kapısında dünya yıldızlarından forma almak isteyen Cultural Leonesa’lı futbolcuların beklediği gören Guardiola, soyunma odasının kapısını ardına kadar açtı ve misafir takım oyuncularına “Lütfen girin ve evinizdeymiş gibi davranın” dedi.