Galatasaray bu maçtan istediğini alabilir. Bu maç Antalya deplasmanından daha rahat da olabilir. Sarı - kırmızlıların bu yıl ortaya koyduğu en parlak performanslar UEFA Kupası’nda ve deplasman maçlarındaydı. Benfica maçının tamamı ve Hertha maçının 80 dakikası bu yıl bir Türk takımının, Avrupa sahnesinde ortaya koyduğu en ne yaptığını bilir performanslar. Hertha’nın, Bundesliga lideri, Benfica’nın ligde da 1 puan geride 2. olduğunu unutmayalım.
Bu maçlarda ligden farklı olan iki durum vardı
1-Bunlar orta saha ve hücum hattının yekpare olup, savunmayla bağlarını koparmadan oynadığı oyunlardı.
2-Bu maçlarda Galatasaray geçen yıl Fenerbahçe’nin çeyrek finale gidişini sağlayan dış etkenleri iyi kullandı. Avrupa’da rakipler Türkiye’dekilerin tersine genellikle kontrol oyununu tercih ediyor. Türkiye Ligi’ndeki büyüklerle oynayan Anadolu takımlarıysa genelde rakibin yıldızlarını sindirmeye yönelik sert bir temas oyunu oynuyorlar. Bu Galatasaray ve Fenerbahçe gibi topla oynamayı seven takımlar için yıldırıcı bir durum.
Yani ne Antalya ne de başka herhangi bir Anadolu deplasmanı bu oyun için ölçüdür. Türkiye’de sert presle ve karambol oyununa mahkum edilen Galatasaray’ı Bordeaux’da kendi karakterine çok daha uygun bir oyun bekliyor.
Bu denklemi Hertha ve Benfica maçlarında biraz da şaşkınlıkla izlemiştik.
Çarşamba akşamı yine bu maçlardan birinin oynanması muhtemeldir. Galatasaray’ın Türkiye’de savunmasından kopan ileri hattının işe el koyması şartıyla oyuna hükmetmesi mümkün.
İleride basarak savunmayı çıkararak ve çabuk geri dönerek, Galatasaray Türkiye’de sağlayamadığı oyun kontrolünü Fransa’da sağlayabilir. Çünkü iki çapaya binen yük bu sahnede hafifliyor. Oyunun ağırlığı tüm takıma dağılıyor.
Lizbon’da sağlanan başarılı pas trafiğinin sırrı buydu. Eğer Galatasaray’da takımı ayağa kaldıracak liderler bulunursa galibiyet dahi olası.
Böylece asıl sorun olan İstanbul’daki maçın da karakteri değişebilir. Bordeaux’nun hemen tüm Fransız takımlarından belki de bir tık yukarıda olan hızlı çıkışlarına olanak vermeyecek bir skorla Fransa’dan dönmek gerekiyor.
Turun kapsını açmak inin en az bir beraberlik lazım. Ve Galatasaray bunu yapabilir.

25 Kasım 2007
Eğer TFF bilgi bankası beni yanıltmıyorsa Lincoln, Kasım 2007’de Trabzon’da forma giydiğinden bu yana bir maç için Ankara destinasyonu dışında iç hatlardan hiç uçağa binmedi.
O günden bu yana takımının 29 maçında oynadı. İlk yılında 19 maçta forma giydi. Bu yıl şu ana kadar 14 maçta. Bu yüzden Adnan Polat’ın Skibbe’nin, ‘Lincoln’ün yokluğunu hissettik’ açıklamasına verdiği cevap önemlidir.
‘Geçen yıl Lincoln mü vardı?’
Lincoln’ün oynamak istediğinde o arzuyu duyduğunda neler verebildiği üzerine fikir yürütmek bile anlamsızdır.
Ama daha anlamsız olan bizlerin 10 yıllardır yeteneği parlak ama performansı bir standarda bağlanmamış oyuncular üzerinden götürdüğümüz futbol tartışmaları... Bir yola sizi ne zaman yalnız bırakacağı belli olmayan futbol kahramanlarını başrole koyarak gitmemiz.
Lincoln bu yıl bir çok maçta takımın her şeyini değiştiren ve takımını birkaç gömlek yukarı çıkaran adam oldu.
Bu yüzden Lincoln’süz yapamıyor olmayı itiraf etmek bir teknik direktörlük zaafından da ötedir. Lincoln’le yüzde 80 olan performans Lincoln’süz yüzde 50’lerin altına iniyorsa bu Brezilyalı’nın eksikliğinden çok teknik direktörün yetersizliğini ve işini tam yapamadığını gösterir.
İyi bir teknik direktör performansı sahada kim olursa olsun takımı belli bir düzeyde yüzde 60 70’lerde tutabilmekle yansıtılabilir.
Bu açıdan bu itiraf aslında bir başarısızlık ve yenilgi kabulü anlamına gelir.
Skibbe’den alçakgönüllü tavırları nedeniyle hep sitayişle bahsettik ama bu açıklama o kapsamın bayağı bir dışına çıkıyor.

Bir musibet
Mehmet Özdilek kariyerini mahvedebilecek bir hatayla kurban edilip, milli takımdan ayrılmak zorunda kalmıştı. Büyük futbolculuğunun yanında belki de ondan da önce efendiliğiyle tanınmış bir spor adamı için zor bir dönemeçten geçti. Belki birkaç yıl kaybetti. Muhtemelen uzun bir dönem gece kafasını yastığa koyduğunda hep o sahne gözlerinin önüne geldi. Belki de keşke tribünden birkaç dakika önce ya da sonra inseydim ve o anı yaşamasaydım diye düşündü. Hayat bazen en kötü sürprizlerini bile daha iyi bir yol için önümüze koyar. Sanırım o kötü an da Şifo Mehmet için böyle bir sürprizdi. Eğer o an olmasaydı Mehmet Özdilek kendi yoluna bu kadar kolay çıkamayacaktı.
Cumartesi günü ligin en kötü girişini yapan takımların başında gelen Antalya’nın derli toplu oyununu izlerken bunlar geldi aklıma. Mehmet Özdilek her zaferinden ve her başarılı işinden sonra o anı hâlâ düşünüyor mu bilmiyorum. Ama biz utanarak hatırladığımız bir fotoğraftan bu kadar iyi bir şey çıktığı için kendimiz teselli edebiliriz.
Ülkede bulmakta sıkıntı çektiğimiz teknik adam parıltısını gördüğümüz ender isimlerden biri Şifo Mehmet. Elinde çok parlak bir kadro yok belki ama, hem puan hem de oyun performansı açısından elindekinden en iyisini alabilenlerin başında o geliyor. Gelecek yıl başka bir Antalya seyretmeyi beklemek için yeterli ipucu var.