Trabzonspor’un ilk yarıda 3 beraberlik 1 yenilgisi var. İkinci yarıda 4 bera-berlik 1 yenilgi. Fark sadece 2 puan. Yani aslında Trabzonspor...

Güneş’in tek başarısızlığı

Trabzonspor’un ilk yarıda 3 beraberlik 1 yenilgisi var.
İkinci yarıda 4 beraberlik 1 yenilgi...
Fark sadece 2 puan...
Yani aslında “Trabzonspor farkın kapanmasına müsaade etti” doğru bir teşhis değil.
Burada şampiyonluğu kaçıran bir takım yok.
Şampiyonluğu kazanan bir rakip var.
İlk yarıda İstanbul dışında sadece 1 maç kazanabilmiş, ancak 2. yarıda 8’de 8 yapmış bir deplasman canavarı.
2. yarıda evinde gol yemeyen bir duvar.
Ve ilk yarıda dengi hiçbir takımı yenemezken 2. yarıda 3 büyüğü de 8 gol atarak yenmiş bir şampiyon...
Böyle bir rakibi olduğu için Trabzonspor’u eleştiremeyiz.
Çünkü Şenol Güneş’in öğrencileri hiç olmadığı kadar istikrarlıydı. Sezon boyunca yaşadıkları tüm başarısızlıkları anlaşılabilirdi. Liverpool’a elenmiş, Beşliktaş’ın grubunda kupadan elenmişlerdi.
Onlar açısında standardın düştüğü yegane maç aslına bakarsanız Kadıköy’de oynadıkları Fenerbahçe maçıydı. 1-3 kaybettikleri Manisa maçında da oyunu koparacak kadar iyi oynadıkları anlar oldu. 9. dakikada öne geçip, bolca gol kaçırıp Makukula’nın gazabına uğradılar. Oyunun hakkı 1-3 müydü diye sorarsanız kuşkuluyum.
Ancak Kadıköy’de durum farklı oldu. Fenerbahçe iyi başladı, iyi götürdü ve hiç oyun olarak rakibinden geri düşmedi. 64’de Selçuk kırmızı gördükten sonra da Trabzon cevap veremedi.
Aldıkları 7 beraberlikte de maçı çevirebilecek anlar oldu, ama Kadıköy’de hayır! Fenerbahçe, Trabzonspor’un oyununun kaynağına orta sahanın ortasına çok iyi pres yaptı ve direksiyonun rakibine hiç vermedi.
Ancak ne olursa olsun bu istikrar tablosu içinde bu kadarı anlaşılabilirdir.
Bu kadrodan kalite olarak çok daha iyi bir seviyede olan 95-96 kadrosu dahi ilk yarıda 44 ikinci yarıda 38 puan toplamış, gözle görülür bir düşüş yaşamıştı. Oynanan oyun anlamında olmasa da skor anlamında bu çok net bir farktır.
(Bu arada o takımın hakkını da yeri gelmişken vermeli. Türk futbol devrimini UEFA Kupası sebebiyle Galatasaray üzerinden anlatmak doğrudur kuşkusuz... Ancak bizi 96 Avrupa şampiyonası’na götüren Terim kadrosundaki Trabzon ağırlığını unutmamak gerekir. Ogün, Abdullah, Tolunay, Osman, Ünal, Cengiz, Hami, Orhan ve üstüne Şota ve fazlası... Bu takımın Terim’in kişisel yürüyüşüne ve 2002’ye kadar varan sürece dolaylı ve direkt etkisi büyüktür.)
Bu seneki takımın şu anda o seviyede olduğunu söylemek zor. Zaten istikrarla toplanan 82 puanın manası da bu yüzden çok büyük. Bu sezon her bir oyuncu kendi kariyer zirvesini yaptı dersek yanılmış olmayız. Onur’dan Tolga’ya, Selçuk, Serkan’dan Burak’a kadar. Her bir oyuncu için bunu söyleyebiliriz.
Bazları için ise daha fazlasını 3. Kaleci Onur’dan milli kaleci çıkarıp sonra onu kaybedince ondan daha iyi bir Tolga yaratmak. Ligin en iyi yerli orta sahası Selçuk, Burak mucizesi vs...
Şenol Güneş bunları başarabildiği için bu yıl lige damgasını vuran adam oldu. Başaramadığı ise tek...
Bu şampiyonluk değil. Çünlü dedim ya Trabzonspor şampiyonluğu kaçırmadı. Mucize yaratıp kazanan bir rakibi vardı. Geçen yıl ya da 4 yıl önce olsa rahatıkla kupaya uzanabilirlerdi.
Güneş’in başaramadığı başka....
Şampiyonluğu onun yüzünden kaybetti denemez tabii. Ama Burak’ı, Engin’i, Jaja’yı Colman’ı, hatta kaldığı sürece Teofilo’yu zirveye çıkaran adam Yattara’yı oynatamadı.
Mert Günok’un ilk maçta kurtardığı penaltı Fenerbahçe’ye haftalar boyunca ikili averajın güvenini yaşattı. Aykut Kocaman’ın kadronun her noktasını ayrı ayrı kullanışına onu örnek vermek mümkün.
Şenol Güneş’in başaramadığı belki hesaplayamadığı ise Yattara’nın minimum katkısı olmalı. Sezon boyunca çok azdı desteği. Fenerbahçe maçında bir gol atmıştı. Ama Teofilo’yla birlikte özellikle ikinci yarıda kaçırdıkları da ikili averajın Karadeniz’e dönmemesine kesin etki yaptı.
Yattara eğer herkesin kendi zirve performansını gösterdiği sezonda, %50 değil, %25’ini ortaya koyabilse, belki de Trabzon için kader farklı olabilirdi.
Şenol Güneş bu sene sanki bir tek onu oynatmayı başaramadı.

Güneş’in tek başarısızlığı

Benim karmam
Onur/Tolga: Daha az yedikleri beklenmeyeni yaptıkları için... Volkan’a da selam olsun...
Gökhan: Hem savunma, hem orta saha, hem hücum oyuncusu olabildiği için... Hem de en üst seviyede...
Lugano: Yüksek skor katksı ve hırsıyla...
Egemen: Hem solda hem göbekte. Hem kesici hem golcü...
Santos: Gökhan’la aynı sebeplerle...
Topuz: 34 maç 90 dakika. Ligin en çok mesafe kat eden oyuncusu...
Selçuk: Ligin maestrosu. Hem 10 numara, hem kesici. Her takımın ihtiyacı olan beyin. Gerçek orta saha...
Colman: Selçuk’u tamamlayan o...
Olcan: Ligin en acayip gelişme kaydeden oyuncusu. Hücumda da savunmada...
Alex: En çok tartışıldığı sezonda en tartışılmaz performansı gösterdi. Double double yaptı.
Burak Yılmaz: Olcan ligin en acayip gelişme kaydedeni, çünkü başka bir oyuncuya dönüştü. Burak ise en çok gelişme kaydedeni. Çünkü bu sene yıllardır yapması gereken her şeyi, beklenenden çok daha yukarıda yaptı.