Euro 2012'yi biz alsaydık, başarımızdan dolayı değil, Fransızlar öyle istediği için alacaktık M. Demirkol

İnfial ve gerçeği ıskalamak

Biz dünyanın 16. büyük ekonomisiyiz onlar 8. Biz Avrupa’nın 6. büyük ekonomisiyiz onlar 3.
2006 rakamlarıyla Fransa’da 380 bin Türk yaşamaktaydı. Bugün Türkiye’de toplam 100 bin yabancı yaşıyor.
İstanbul’a gelen turist sayısı Paris’e gidenin 4’te biri kadar. Bıraktıkları parayı hiç sormayın.
Hem turistik çekicilik hem de ekonomik güç anlamında aradaki farkın yansımalarını her yerde de görmek mümkün.
Dolayısıyla Türkiye’yle Fransa bir şeyi aynı şiddette istiyorsa % 90 Fransa alır. Bugün zamanın o devresinde yaşıyoruz. Güç dengesi budur.
Ve eğer biz alsaydık da onlar istediği için alacaktık. Tıpkı Ukrayna-Polonya’ya başka hesaplarla 2012’nin verildiği gibi.
Bu tür organizasyonlar sadece sportif öğlere bakılarak verilmez. Siyasi ve ekonomik şartlar gereği ben 2016’nın bize verileceğini düşünüyordum. Nasıl Yunanistan ve Çin’e Olimpiyat verildiyse...
Nasıl Brezilya’ya, Dünya Kupası’nın ardından hem de Şikago gibi güçlü bir rakibe rağmen 2016 Olimpiyatları verildiyse...
Türkiye’de yeni dünyanın bu açılış kapısında bu organizasyonla ödüllendirilecek gibiydi. Zaten bizim ekip de planını buna göre yaptı. Hiddink’in dikkat çektiği UEFA’nın futbolu Avrupa’nın her yerine yayma planıyla bu yeni düzeni üst üste koyduğunuzda her şey yerli yerine oturuyordu.
Ekibimizin stat değil ama şehir seçimlerini çok eleştirdim ama haklarını vermem gerekiyor, çok iyi çalıştılar... Zaten fark bu yüzden 1 oyda kaldı:
Peki ne oldu ya da olmuş olabilir?
1-Şehirlerin, belediyelerin isteksizliğine rağmen Fransız Devleti bu organizasyonu çok istedi. Sarkozy başta olmak üzere... Eğer rakip Türkiye değil de Macaristan olsaydı bu kadar çok isterler miydi bimiyorum!
2-Bizim planımız çok iyiydi. Ama sadece bir stadımız şu an için tam hazır. Kayseri’de de yenileme gerekiyor. Yani plan ve her türlü destek tamam da, aslında daha ortada hiçbir şey yok. Bu organizasyon 1 ay sonra başlasa Fransa mükemmel olmasa da belli standartta işi götürür. Ama bize zaman lazım.
3-Hazır olan stadımız, Atatürk Olimpiyat’ın sahibi olan kulübün seyirci ortalaması 100. Türkiye’de çok ciddi bir spor ve futbol seyircisi kıtlığı var.
4-Şampiyonlar Ligi finali öncesi o stadda oynanan Türkiye Kupası Finali’ne sadece 18 bin kişi gitti. (Galatasaray-Fenerbahçe)
5-Herşeyi bir kenara bırakın 1 ülkenin bir üyesinin bir oyu her türlü sebeple son anda değişebilir ve ne olduğunu anlamazsınız. Bir ülkeyle bir anlaşma imzalarsınız diğer ülkenin hiç işine gelmez. Bir telefonla oy değişir. Bunun bizim başımıza gelme ihtimali, Fransa’nın başına gelme ihtimalinin milyon katıdır.
6-Ve son olarak onların Platinisi vardı. Sahnede Zidane’ı vardı.
Bizim böyle bir futbol figürümüz hiç olmadı?
Şimdi Şenes Erzik’e neden Juventus’ta oynamadın diye sormamız mümkün mü?
Neredeyse yaptığımız o çünkü. Tek başına, bir üretim hatası olarak, bir Türk’ün uluslararası camiada gelebileceği en yüksek noktalardan birine gelen Erzik’e neredeyse ‘Madem alamıyorsun kupayı, bırak o işi’ deme noktasına geldik. Peki UEFA’nın en etkili ve kıdemli yöneticisinin, 2 numarasının o görevi bırakması halinde yerine bir Türk’ün geçmesi ne kadar zaman alır? Aday var mı? Onun yerini Türkiye’nin yöneticisi kotası mı sanıyoruz!
Saçmalıyoruz. Ben de herkes gibi hayal kırıklığına uğradım, ama bu toplu saçmalamanın da hiç manası yok.
Bugün meselemiz başkadır.
Buna uyandığımızda zaten sorun da çözülür.
Statları yapalım. Yolları yapalım. O statları dolduralım. Ligimiz parlak, oyuncularımızı evrensel, kulüplerimizi ve milli takımımızı uluslararası alanda istikrarlı kılalım zaten o organizasyon bize gelir.
Önce spor ve sonra seyircisi olsun da gerisi kolay!
O zaman Şenes Erzik’e kızarız. Çünkü yerini zorlayan tonla vatandaşımız olur.

Her ülkenin Bursası şampiyondu
Bursa Türkiye’nin nüfus açısından dördüncü büyük şehri. Bunun endüstriyel, ekonomik bir karşılığı da var kuşkusuz. Ayrıca Bursa ilk 5 büyük şehir içerisinde bir futbol kulübü etrafında toplanmış tek şehir.
Stat doluluk oranı belki en yüksek şehir. Futbol altyapısı güçlü.
Avrupa’nın bütün Bursaları’nın büyük ve şampiyon takımları var. Aslında Bursa neyse, Münih ya da Hamburg, Valencia, Liverpool da o değil mi?
Başkan Yazıcı’nın çoktan şampiyon olmamız gerekirdi deyişi bundan olmalı.
Bu ülkedeki yerleşik durumun garabetini bundan daha iyi hiçbir şey anlatamaz çünkü.
Bir şehrin 3 takımı sırasıyla şampiyon oluyor. Bütün ülke bunların peşinde koşuyor.
Nerelisin diye sorduğunda İstanbulluyum diyen yok. Hangi takımı tutuyorsun diye sorduğunda çoğunluk İstanbullu.
Bursaspor’un önünde şimdi bu sınav var işte.
İstanbul bir şehir değil, bir metropol de değil bir karma...
Bu düzenden başka bir düzene geçmek bu yüzden çok kolay. Bursaspor şampiyonluk potasına girdiği günden bu yana yazıyorum ve insanlar ikna olana kadar da yazmaya devam edeceğim. Çünkü bu illüzyonu yıkmak ve her şeyi yeniden kurmak aslında çok kolay. Büyüklerden hiçbiri aslında Ankara, Eskişehir, Bursa, Adana ve İzmir kadar güçlü değil. Çünkü onlara bu gücü veren aslında bu şehirler ve şehirliler.