İki takım arasındaki fark; Galatasaray 10 yıldır kazanamıyor. Ve çok eksiği var. Buraya kadar tamam!

İki takım arasındaki fark; Galatasaray 10 yıldır kazanamıyor. Ve çok eksiği var. Buraya kadar tamam! Bu Fenerbahçe’yi favori yaptı kuşkusuz. Ancak dün itibarıyla iki takım arasında ‘Johnson’ benzetmesi yapacak kadar fark var mıydı gerçekten?
Tek benzerlik o maçtan bir hafta önce Fenerbahçe’nin evinde Adanaspor’a 2-4 yenilmiş olması. Fenerbahçe o yıl Rıdvan Dilmen’le sezona başlamış, bir Zeman rezaletini yaşamış. Ardından takımın başına bir ‘abi’ gelmiş: Turhan Sofuoğlu. Ligin sondan 8. haftası... Galatasaray’ın 23 puan gerisine düşülmüş ve takım dökülüyor. Haksızlık olacak, ama tamam. Bu Galatasaray’ı, o Fenerbahçe’ye benzetelim.
Peki ya o Galatasaray bu Fenerbahçe’ye benziyor mu?
O Galatasaray 4. şampiyonluğa koşuyordu. Ayrıca Bologna’yı, Dortmund’u, Mallorca’yı yenilgisiz elemiş ve UEFA Kupası’nda yarı finale çıkmış. En son Real Mallorca’yı 4-1 ve 2-1’lik galibiyetlerle geçtikten tam 3 gün sonra evinde 23 puan gerisindeki Fenerbahçe’yi ağırlıyor. Arsenal’i finalde geçen kadro Sergen takviyesiyle sahada... Şimdi siz bu Galatasaray’ı ön elemede UEFA’ya veda etmiş bugünkü Fenerbahçe’yle aynı tutuyorsunuz öyle mi? Demek Johnson ha! Pes!
Fenerbahçe yıl başından bu yana hiçbir dengi ya da hemen altındaki seviyedeki bir takımı yenemedi. Üstü seviyede bir takımla da karşılaşmadı.
Dolayısıyla ‘Johnson’ benzetmeleri yerine asla oturmaz.
Ve teşbihte hata olmazsa da, teşbihte bu kadar hata olmaz.
Bunu söyleyelim, pazar günkü Galatasaray’a bakalım;
Bir haftada ne değişti?

Johnson mı Yok artık1- Maçın adı değişti, yetmez mi?
Galatasaraylı oyuncuların, Türkiye’nin bir numaralı derbisine herhangi maça çıktıkları gibi mi çıkmaları mı bekleniyordu yoksa! Düşünün 10 yıldır kaybediyorlar, ama hangi maçta gerçekten çok kötü, çok rezil oynadılar? Zaten bu 10 maçlık dizinin büyüsü Galatasaray’ın ne yaparsa yapsın, iyi oynasın, kötü oynasın, rakip ya da kendisi eksik kalsın her şartta kaybetmesi değil miydi? Galatasaraylıların yılmışlığı, Fenerbahçe’nin yaptığı onca şaka, makara tam da bu sebepten değil mi?
Dolayısıyla bu maçın ruh halini unutup, Hagi’ye, Rijkaard’a, sabotaja, motivasyona vs. girersek çıkamayız. Bu hafta Galatasaray, Antalya’ya karşı böyle oynarsa kazanabilir mi? Kazanamazsa o zaman yine 1 haftada ne değişti diye soracak mıyız? Ve asıl önemlisi ne cevap vereceğiz?

2- Oyunun psikolojisi
Kamuoyunda ‘Johnson’ lafları dolansa da Fenerbahçeli oyuncular, yöneticiler, teknik heyet durumun böyle olmadığını biliyor. Karşı tarafta ise takımı sabote etmekle suçlanacak kadar sıkışmış, çaresiz bırakılmış bir ekip var. İş neredeyse işkence noktasına varmış. Öyle ki, 1-0/2-0 bile iyi bir sonuç gibi duruyor. Bu psikoloji Galatasaray’ın avantajı oldu. Sadece önde bir savunma ve acele akınlar bile övgü aldı.

3- Hagi’nin oyun stratejisi
Rijkaard da, Hagi gibi takım önde bassın istiyordu. Farkları ise topa sahip olmak isteği konusunda oldu. Galatasaray kendi sahasında hazırlık pası yaptı, ama rakip alanda hep dikine oynadı. Rakibi baskı altına almayı, rakip alana pasla ve kalabalık yerleşmeyi düşünmedi. Doğruca kaleye ve çizgiye koştular ya da uzun pas attılar. Bu anlamda temel amaçları asla eksik yakalanmamaktı. Bunu başardılar. Ancak gerçek bir santrforlarının olmayışı ve rakip alana yerleşememek de onları hücumda etkisiz yaptı. Rijkaard hücumda süreklilik istiyordu, Hagi bunu istemedi. Bunun sonucunda 4. dakikadaki pozisyon dışında sadece uzaktan şut bulabildiler. Ceza sahası içinde sıfır etkinlikle oynamayı göze aldılar. Ama asla da eksik yakalanmadılar.

4- Fenerbahçe’nin sneklik sorunu
Aykut Kocaman, planını, işlememesine rağmen değiştirmedi. Ne kanatları kullanabildi ne göbeği, iki isabetsiz vuruş dışında şut atamadılar. Tek net pozisyonlarında (Dk. 51) kaleye vurulmuş bir şut yok. Buna rağmen Fenerbahçe planını değiştirmedi, oyuncu değiştirdi ve her oyuncu değişikliği etkinliklerini daha da azalttı.

5- Fenerbahçe’nin duran top sorunu
Fenerbahçe artık kısa bir takım. Milli takımın nüvesini oluşturan, dolayısıyla hata yapmaya müsait Galatasaray savunmasını hiç zorlayamadılar. Halbuki sarı lacivertliler birçok maçı uzun boyları ve duran top üstünlüğüyle kotarmasıyla ünlü değil miydi?

Hangi kaleci daha iyi
Volkan’ın aldıklarının tamamı uzak şutlar. Bir kez karşı karşıya kaldı. Onda da Pino maçtaki en iyi hareketini yaptı. Aykut’sa 2 kez kez karşı karşıyada Niang’tan top söktü? Aykut daha iyiydi. Volkan tek sınavdan kaldı. Yoksa o uzak şutları bir milli kaleci olarak yemeli miydi?

Ya Fenerbahçe atsaydı?
Hagi’nin ikincil bir planı olduğuna inanıyor musunuz? Rijkaard’ın temel felsefesi rakip alana yerleşmek, topu hızla çevirmek ve akın sürekliliği sağlamak değil mi? Bunu yapamamak ve ortaya çıkan risklerden sürekli kaybetmek nedeniyle gitmedi mi? Bunu yapamadıkları için bitmedi mi bu sevda...
Fenerbahçe’ye karşı bir hata yapsalar işi toparlamak olanak dışı olurdu. Yapmadılar. Hagi’nin ikincil planı, ilk planın asla açık vermemesiydi ve bunu alkışı hak eden bir seviyede yaptılar.

Pino/Elano vs.
Pino kendisine verilen görevi hakkıyla yaptı mı gerçekten? O bir hücumcu. Hücumun her alanında oynayabilen bir futbolcu olarak transfer edildi. Peki tek santrfor olarak oynayabildi mi?
4. dakikada çok iyi sıyrılıyor vuruyor. Harika. Ya sonra. Sürekli erken şut... Ceza sahası içinde topa vurmadan maçı tamamladı. Bu maçın psikolojisi içinde övdüğümüz bu adam Antalya maçında böyle oynasa peki? Pazar akşamı o son topta olduğu gibi, basıp çekip vurmak yerine gelişine vursa ne olur? Yuhalanmaz mı? Elano’yu, Misimoviç’i bu oyunun mantığı içinde değil, ruh hali içinde övmeyi anlıyorum. Ama bu oyun tarzıyla lig yürür mü? Maç için övgülere tamam, ama aslında değişen çok fazla bir şey yok. Abartmamalı...
Bu plan Baros’la Pazar akşamı kazanırdı. Anadolu deplasmanlarında da iş yapar kuşkusuz. Ama içeride kolay olmayacak. İlerisi için temkinli olmak lazım.