Terim bu basın toplantısını Milli Takımlar Sorumlusu olarak, belki de yanında Mahmut Özgener olduğu halde yapacaktı. Başta planlanan ve beklenen buydu.
Öyle yapmış olsaydı daha fazla anlamı olurdu. İşin başındaki adamın denizin bittiğini, artık başka şeyler söyleyip yapma zamanının geldiğini söylemesi daha iyi olurdu. Memleketin futbolunun geldiği noktayı, alt yapının üretkenlikten ne kadar uzak olduğunu milli takım hocasından yanında federasyon başkanı varken duymak herkes için başka anlamlar ifade ederdi.
Terim yol haritasını çizecekti. Belki de teknik direktörlük görevini bir başkasına devredip tepeye çıkacak, ülke futbolunu yeniden yapılandıran adam olacaktı. Bir bakıma profesyonel bir Federasyon Başkanı olarak karşımızda duracaktı.
Bu bugün herkesin içinde olduğu hırçın ruh haline derman olmazdı belki. Ama geleceği kurtarabilirdi.
Bu bir manifesto olurdu. Ve biz başka bir dünya kurabilirdik.
Terim başka bir yol seçti. Bunu ilk kez yapmıyor. Genelde şahsi olarak hep doğrusunu yaptı. Ve biliyor ki, çok uzak olmayan bir gelecekte yine kapısında yatmaya başlayacağız.
İstifa ederek şahsi olarak doğru olanı saptı. Görevden ayrılışı biraz geçen yıl Ertuğrul Sağlam’ın, Beşiktaş’ı bırakışına benzedi. Bombayı federasyonun kucağına koydu ve çekildi. Eleştiri okları hedefsiz kaldı. Ve yukarı döndü. Şimdi TFF’nin işi çok zor.
Türk futbolunu bilen, Türkiye’yi tanıyan, kariyeri tartışılmaz bir yabancı hoca arıyorlar. Böylesi yok.
Yerli hocaya yönelseler bu kez içeride kimseyi memnun edemeyecekler.
Anlayacağınız Terim, federasyonu imkânsız bir göreve mahkum etti...
Mesele teknik adam değilBunun affı yok.
Haftasonu büyükleri izledik. Uzatmadan söyleyeyim. 4’ünü toplasanız 1 takım etmez. Hem de onca kariyerli yerli yabancı hoca ve yerli yabancı yıldıza rağmen. Galatasaray’ın tamamı milli savunmasının önünde 2 önli bero oynamasına rağmen arkaya atılan her topta nasıl pul pul döküldüğünü gördünüz. Düşünün en iyisi onlar. Fenerbahçe’den ya da Beşiktaş’tan bahsetmiyorum bile. Trabzonspor’un 2 yıldır sürekli nasıl sağdan yapılan ortalardan pozisyon verdiğini, gol yediğini tespit emiş olmalısınız. Pazar akşamı Galatasaray bu yolla tam 8 pozisyona girdi ve 4 gol attı.
Bugün herkes derbiyi konuşuyor, ama asıl konuşulması gereken çarşamba ve perşembe günü neler yaşayacağımız olmalı. Derbiyi kim kazanırsa bizden biri kazanmış olacak.
Ama haftaiçi durum farklı... Bu futbol seviyesiyle üç sıradan rakibe karşı mücadele edecek büyüklerimize ne kadar güvenebiliyoruz? Meselemiz bu. Sadece bu. Bu 3 maçtan 1 galibiyet çıkar mı?
Dışarıya bakalım. Haftasonu Avrupa Ligleri’ni de seyrettiniz 5 büyük ligde forma giyen sadece 1 Türkiye doğumlu oyuncu var ve o da forma bulamıyor.
Ne olursa olsun milli takım dediğiniz bir karmadır. Bu karmanın yapılacağı havuza baktığınızda karşılaştığınız tablo vahim. Bu vahim hafta sonu tablosu milli takım hocası seçiminin hiç de sandığımız kadar önemli olmadığını gösteriyor.
Bizim meselemiz milli takım teknik direktörünün kim olacağı değil. Bildiğimiz ve Terim’in anlattıklarıyla tasdik ettiği buydu.
Keşke bizzat Terim açıkça bunu da söyleseydi.

Yönetici terörü
1-Bursaspor Başkanı bir muhabir arkadaşımıza fiziksel saldırıda bulunuyor.
2-Beşiktaş Başkanı tribünleri ‘temizleyeceğini’ açıklıyor.
3-Denizlispor Başkanı maç sonrası soyunma odasına girip oyunculara ve onların önünde teknik direktöre küfrediyor.
Bir haftada yaşadıklarımız, daha doğrusu basına yansıyan olaylar bunlar.
Sonra bir de hiç utanmadan, taraftardan şikâyet ediyorlar.
Bu ülkenin temel problemi yönetimlerdir.
Türkiye’de futbol yöneticiliği şüpheli bir iştir.
Artık futbol yöneticiliği özellikle yabancı transfer dalavereleriyle bir zengin olma yöntemi haline gelmiştir.
Ve zenginlik kapısıdır.
Bu işlerin iyi denetlenmesi, iyi sorgulanması gerekir. Banka hesaplarının kontrol edilmesi, yabancı federasyonlar ve transfer yapılan kulüplerle bağlantıda olmak gerekir.
Bir yıl önce 300 bin euro olan adam nasıl 6 milyon euroya transfer edilmiş iyi bakmak gerekir.
Bu ülkede ilk önce yöneticilere bakmak gerekir.
Bakmazsanız, denetimsiz bir rant büyür. Ve önce mafyalaşır sonra da bir terör kaynağı olur.

Kupa elemeleri
4 yıllık periyotlar şöyle geçiyor. Dünya Kupası, ardından bir yıl boş. Avrupa Şampiyonası ardından bir yıl boş.
Boş yılları değerlendirmek lazım. Konfederasyon Kupası vs bunlar boş işler.
Ayrıca sezon içinde yapılan milli maçlar da kulüp yönetim ve teknik heyetlerinin tepkisini çekiyor. Sakatlıklar, sıkışan fikstür, kıtalararası seyahatlerin verdiği sıkıntı.
O zaman elemeleri boş yazlarda yapmak lazım. Haziran ayında 6’lı bir lig düzenlenir. İster bir ülkede küçük bir kupa gibi yaparsınız ister deplasmanlı. Bir yıl sonraki kupaya gidecek olanları belirlersiniz.
Böylece hem haziran heyecanı isteyenler bundan mahrum kalmaz, hem de kulüpler rahat eder.
Bu arada Bosna’ya, Portekiz karşısında şans dileyelim. İşleri zor.