Hem dünyanın en büyük derbisi diye bas bas bağır. Hem kıytırık dergilerin seçiminde yer aldığı için övün, sevin...

Pas, kaosa karşı


Ertuğrul Sağlam’ın Beşiktaş’taki Avrupa tecrübesi onun bakış açısını oldukça değiştirmiş belli ki. Avrupa kampı sırasında en ciddi rakiplerle karşılaşanlar onlar oldu. Bu maçlarda görünen o ki, sağlam oyun merkezini biraz daha geri çekmekten çekinmemiş. Şampiyonlar Ligi’nin mottosuna uygun bir tarz bu: Asla yenilme...
Kadro yapıları gereği hızlı hücuma oldukça yatkınlar. Dünya Kupası boyunca sık gördüğümüz bir akın modelini denediklerine şahit olduk. Rakip pas oyunuyla çıkarken kapılan topları uzun çapraz paslarla hücuma yönlendiriyorlar. Bunu iyi yapan oyunculara kulübeden bolca övgü geldi.
Bunun yanında zaman zaman kalabalık direkt akınları da yapıyorlar. Geri dönüşlerde oldukça başarılı ve plana uygun hareket ettiler. Tabi bu oyun geleneksel Türk kaos futbolunun üzerine inşa ediliyor.
Şampiyonlar Ligi’nin üzerine çalıştıklarını görmek sevindirici. Ertuğrul Sağlam hızla hedef büyütüyor. Başka bir teknik direktör bu şampiyonluğunun üzerine yatıp 20 yıl ekmek yerdi. Ama o öyle yapmıyor. Aynı hırsla bir sonraki hedefe kilitlenmiş. Saygım gün geçtikçe artıyor.
Bu durum aslında Türkiye’de “illa Türk teknik adam olsun” diyenlere de bir eleştiri. 50 yıldır 500 Türk hoca gelip geçti, onun yaptığını daha önce sadece 2 hoca yapabildi. Onlar da geleneği güçlü büyük takımlarda.
Sağlam, bir taraftan Türk hocalara büyük bir örnek olurken bir taraftan da onların yanından hızla uzaklaşıp istisnalaşıyor.
Önündeki tek soru işareti Türkiye Ligi’nde kazandığı başarıyla kendisini bile şok eden takımın, iki zorlayıcı kulvarı, mental ve fiziki olarak nasıl kaldıracağı.
Şu bir gerçek ki bu yol Manchester United için bile zor. Bizimkiler için daha acı bir serüven olabiliyor.
Takım başarılı olsa lige motive olmak zorlaşıyor. Başarısız olsa yaşanan yıkım sonrası toparlanmak... Bu neresinden baksanız büyük bir komutanlık ve geniş bir kadro gerektiren bir yol.
Bursa geçen yıl çok büyük bir iş, bir darbe yaptı. Bunu güçlü bir devrime çevirmeleri için önlerinde 2-3 yıl var. Bu, tarihin en büyük mücadelelerinden biri olacak.

3 büyükler pas peşinde
Fenerbahçe kısalıyor mu? Yapılan transferler 10 yıldır lig ortalamasının oldukça üzerinde bir boya sahip olan takımın bu yapısının dışına çıkmaya başladığını gösteriyor. Tabii daha transfer tamamlanmadı, beklemek lazım...
Bu durum bir yana Aykut Kocaman’ın takımı yapısal olarak değiştirmeye çalıştığı kesin. “Futbolun geleceği kontrataktır” diyen bir hocanın yerine “futbol bir pas oyunudur” diyen bir hoca geldi.
Pas oyunlarının bu ülkede çok tutmadığı bilinen bir gerçek... Çünkü burası bir fizik ligi... Sertliğe müsamaha var. Rakibi bozmak temel düstur...
Bu yapı içerisinde Fenerbahçe’nin derin bir bunalıma girmesini ne engelleyecek? Bunun tek yolu sürat...
Topu lig standardının çok üzerinde bir hızla çevirmek, kaos futbolunu gerçek bir kaosa sürüklemek, pas otomatiğini geliştirmek gerekiyor. Aksi taktirde sahada dayak yersiniz. Topa sonra oyuna, sonra da lige küsersiniz.
Geçen yılın lig 2.si olduğu için Fenerbahçe’yi Bursa’nın ardından kısaca değerlendirmeye çalıştım. Ama aslında zaten Galatasaray geçen yıl bu durumu yaşamıştı. Bu yıl da yine bir pas oyunu üstadı olan Schuster de yaşayacak.
Ligin İstanbullu büyükleri takımları için İspanyol tarzı futbolu uygun gördüler. Seri bir pas oyununu temel alan teknik futbol.
Ama halbuki Türkiye’ye gelen ne İspanyol hocalar ne İspanya futbolu kökenli oyuncular bugüne kadar rahat etti.
Türkiye’nin futbol mantalitesinin, oyuncularını yetişme tarzının tam tersi ne varsa İspanya odur.
Ve bugüne kadar bu tarz Türkiye’de hep bunalım yaşadı.
Bu yüzden bu yıl eğer 3 büyüklerin tamamı derin bir krize girerse ve yine bir Anadolu takımı zirveyi bulursa şahsen hiç şaşırmam.


Arda...
Genç yaşta ünlü oldu.
Sinema yıldızı bir kız arkadaşı var.
Beğenin beğenmeyin, bir yaşam tarzı ve bir hayat görüşü ortaya koyuyor.
Bir giyim stili var.
Bir gustosu var.
Konuştuğu zaman bir şeyler söylüyor. Bir hayat görüşü ortaya koyuyor.
Bunun için kız arkadaşına hediyesi de, arabası da, arabasının plakası da, giydiği tişört de, her konuşması da olay oluyor.
Tüm bunları beğenmeyebilirisiniz ama kabul etmelisiniz ki, karşınızda Türkiye’nin tek spor starı var.
O tam bir star olduğu için konuşuluyor, konuşulduğu için bir star.
Ondan çok daha başarılı sporcularımız var belki. Nihat gibi, Hido, Marcel gibi...
Ama bir pop star sınıfındaki tek spor starımız o.
Ve o bunu Beckham gibi 50 kişilik bir ekiple yapmadı.
Nerdeyse tek başına kült oldu.
Hem de öyle aman aman bir top oynamadan, defalarca şampiyon olmadan.
İşte bu yüzden Arda’ya saygı duymak lazım...
Çünkü o Türk sporunun tek gerçek yıldızı...


Fenerbahçe - Galatasaray
Hem dünyanın en büyük derbisi diye bas bas bağır.
Hem kıytırık dergilerin seçiminde yer aldığı için övün, sevin.
Hem de olay çıkınca ayıp oluyor de!
Halbuki Fenerbahçe - Galatasaray maçları o kıytırık sıralamalara neden giriyor?
İki takımın büyük uluslararası başarılarıyla zirveye çıkmış iki gelenek olmasından mı?
Mezhep farklılığının yarattığı savaş havasından mı?
Cumhuriyetçilerle padişahçıları temsil ettiklerinden mi?
Rantçılarla emekçilerin maçı olduğundan mı?
Yoo! Hiç biri değil.
Bu maçın o listelerde yer almasının sebebi manasız, temelsiz ve anlamsız bir kavganın iki tarafının karşılaşması oluşu...
O yüzden geçen hafta Almanya’da oynanan o maçta olay çıkaran taraftar ve oyunculara kızmayın.
Onlara teşekkür edin.
Bu derbinin büyüklüğüne katkıda bulundular.
Zira bu derbide 10 yıl olay çıkmasa zaten mevzu biter.