Bundan iki üç yıl önce birisi çıkıp bir resmi milli maça savunmada Gökhan-Servet- Gökhan-Çağlar 4’lüsüyle çıkacağız dese dalga geçilirdi herhalde

Seyircinin bağırarak çaldığı bir penaltı bu... Bu ülkenin statlarında seyirci davranışları nedeniyle çok şey kaybedildi bugüne kadar.  Daha 20 dakika varken moralleri alt-üst eden tezahüratlar, sahaya atılan maddelerden kapanan sahalar vs.
Dün 74. dakikada çalan penaltı ise tam anlamıyla seyircinin. O penaltıyı yardımcı hakem Cano’nun bayrağıyla hakem Densault çalmadı. Seyirci öyle bir bağırdı ki, bayrak o kuvvetle kalktı, düdük o kuvvetle çaldı. Penaltıyı seyirci çaldı.
Ve o penaltıya Emre gitti. Bu herhalde Türk futbol sahalarında oynanmış en büyük kumar olsa gerek. Oraya onu gönderen Terim ve o topu başına giden Emre. Dün onun vuruşunda Stijen’in parmaklarını ucundan geçen top değil, Emre’nin kariyeriydi. O kitabın adı artık Emre’nin penaltı anındaki endişesi olmalı. Bu penaltı sanırım maçın ve diğer her şeyin önüne geçti.
Ama yine de bakalım oyuna.
Bundan iki üç yıl önce birisi çıkıp bir resmi milli maça savunmada Gökhan-Servet- Gökhan-Çağlar 4’lüsüyle çıkacağız dese dalga geçilirdi herhalde. Ya ileriyi tutanlar: Semih-Kazım-Tuncay (Halil). Çok hızlı değiştik. Şenol Güneş bu konuda çok yavaş olmakla eleştiriliyordu. Fatih Terim hız rekorlarını alt-üst ediyor. Böyle bir dönemeçte Avrupa 3.’üncüsü olmak insanın, ekibin dengesini bozabilir.
Düşünün 80’lerde dünya futbolunda Belçika neyse, bugün Türkiye o.  FIFA sıralamasında 10., Avrupa 3’üncüsü. Ama takım bu büyük unvanların karşılığında bir tecrübe yumağı mıdır? Hayır! Her şeye böyle bakmak lazım. İlk yarı pozisyon vermemek iyi, ama vermeden yemek...
Rakibi ceza sahasında sokmamayı başarmak güzel, ama ne pahasına. Çağlar 2 şut denemesi dışında bindirmelere hiç kalkışmadı. Gökhan’ın çizgiye indiği pozisyon yok maalesef. Topal savunmaya çok yakın, fark yaratması beklenen anlarda hep top kaybıyla sahada ve Emre malumunuz! Az adamla hücum etmeye çalışan Belçika’ya karşı istemli ya da istemsiz fazla geride bir savunmayla ve destek alamayan bir hücumla gitmeye çalıştık. İki hat birbirinden koptu. Tuncay’ın çıkışı sonrası Arda’nın artık yavaş yavaş kendini aşmaya başlayan performansı dışında bizi rakip kaleye götüren bir etken kalmadı.
Kazım’ın oyundan alınması da buna yardım etmedi. Topu ileride tutan oyuncu sayısı azaldı. Ve baskı kurduğumuz - sonunda penaltıyı bulduğumuza benzer - az zamanlar dışında yoku oynadık. Kötüydük, ama kaybetmemek iyi. Belçika ise kısaca 80’lerdeki İtalya’ya benziyordu fazlasıyla. Yıldırıcı bir sertlik, yattı mı kalkmayan, her türlü hileye başvuran bir ekip. Dünya değişiyor.