Ancak Fenerbahçe derbisinden sonra olup biten bende derin endişeler yaratıyor...

Rijkaard’ı yüreklendirmek


Fenerbahçe - Galatasaray maçından sonra şunları yazmıştım: Pazar akşamı orta sahada dirençle karşılaşınca iyice ortaya çıkan temel sorun şu: Galatasaray’ın sistemini işleten ilerideki dörtlünün top rakipteyken Alex’leşmesi, top Galatasaray’dayken sıradanlaşması. Yani olabilecek en kötü kombinasyon. Bu Galatasaray’ın oyun merkezini belirsizleştiriyor. Mesafe orta saha oyuncuları için kapatılamaz şekilde açılıyor.
Çünkü o dörtlü kimlerden oluşursa oluşsun Keita ve zaman zaman Arda dışında oyunu iki yönlü olarak oynamıyor. Bunun sonuçları da vahim oluyor...
Rijkaard oyun siteminde büyük bir değişiklik yapmaz. Yaparsa artık Rijkaard olmaktan çıkar. Ve bana kalırsa bu durumda hiçbir faydası da olmaz. Ondan sonra takımın başında kimin olduğunun önemi yoktur...
O günden sonra benim açımdan Galatasaray için en beklenmedik seçenek gerçekleşti. Rijkaard 98’den bu yana sadık kaldığı temel oyun yaklaşımını terk etmeye başladı. Başta bunun ceza ve sakatlıklardan kaynaklandığını düşünmek istedim. Ama Barış tribündeyken Keita, Arda ve Linderoth kenarda oturunca işin rengi değişti.
Rijkaard takımdaki sorunu en kuvvetli yönünden eksilterek kapatmaya yöneldi.

En iyi ekibin öğrencisi
Şimdi tartışma en olmadık yere kaydı sanki. Rijkaard’ın kariyeri ya da bilgisine değil, şu anda kariyerinin neresinde olduğuna...
Rijkaard artık...
Leo Beenhakker, Johann Cruyff, Arigo Sacchi, Fabio Capello, Van Gaal, Rinus Michels ve Hiddink...
Dünya futbolunun 70’lerde başlayan dönüşümünde, 80’lerde başka bir fizik spor oluşunda, 90’lardaki krizden çıkışında, 2000’lerde fiziğin yanına tekrar sanatın katılımında kimler rol oynamıştır diye sorsanız, büyük yüzdesi yukarıda ismi geçen adamlardır. Bu adamlar dünya futbolunun bugün geldiği noktanın merkezindedir.
Frank Rijkaard bu adamların hepsiyle çalıştı. Teknik adam olarak Hiddink’in yardımcılığını da yaptı. Yani öğretmen kadrosu olarak bulabileceğiniz en iyi ekibin öğrencisi Florya’daki. Tabii ki her oyuncu hocalık öğrenecek ve öğretebilecek diye bir kaide yoktur. Ama Rijkaard hocalık sınavından pekiyi dereceyle geçmiştir.
Öte yandan Galatasaray’ın başına geçişi bu yönüyle önemli değil. Türkiye’ye kendini ispatlamış ve çok şey kazanmış az hoca gelmedi. Burada asıl önemli olan Rijkaard’ın oyun anlayışından ödün vermeyişidir. Yani Galatasaray, Rijkaard’ı şampiyon olsun diye takımın başına geçirmiş olmamalı. Amaç herkesin istediği güzel oyunun yerleşmesi ve kulübün Terim’den sonra yeni bir dönüşüm içerine girmesi olmalı. Rijkaard’ın göreve gelişi ancak böyle anlam kazanır. Yoksa başarılar ve kariyerse aynı sahnede misal Del Bosque’nin de ondan aşağı kalır tarafı yoktur.
Ancak Fenerbahçe derbisinden sonra olup biten bende derin endişeler yaratıyor. Özellikle de Manisa maçında gördüğümüz Hollandalı’nın bize özgü bir pragmatizm ve günü kurtarma yoluna saptığı.

Değişimin önemli parçası
Mustafa - Topal - Ayhan defansif orta sahasıyla, savunmada sadece Sabri’den destek alarak, sadece 4 oyuncuyla hücum ediyorsanız, kimliğinizde ne yazıyor olursa olsun Rijkaard olmaktan çıkmışsınız demektir.
Hollandalı’nın bu faydacılık çabasının kimseye faydası yoktur. Böyle bir yoldan sapmayı evinizde ligin orta/alt takımlarından birine karşı yapıyorsanız bunu açıklamakta zorlanırsınız.
İşte endişe verici olan budur.
Rijkaard’ı bu kadar çabuk kendimize benzetebilmemizde onun Barça’dan ayrılma travmasıyla kariyerinde beklenmedik bir noktaya gelmesinin payı yoktur umarım.
Ve umarım Rijkaard hâlâ bildiğimiz adamdır. Yoksa durum vahimdir.
Bu tabloda bugün sadece Galatasaray değil, Türk futbolu için yapılması gereken onu yolundan çıkmaması ya da yoluna dönmesi için yüreklendirmektir.
Çünkü değişimin en önemli parçalarından biri Rijkaard’dır.


Trabzon döngüsü
Broos “burası bir teknik adam mezarlığı” benzetmesinin üzerinden 1 hafta geçmeden gömüldü.
Milli santrfor Gökhan Ünal da kadro dışı...
Bu iki ismin alternatifleri belli:
Ülkedeki kamuoyu baskısından en çok şikâyet eden teknik adam Şenol Güneş’i göreve getirmek istiyorlar.
Kamuoyu baskısı nedeniyle ülke dışında futbol hayatını sürdüren Fatih Tekke’yi almak da diğer önemli hedef.
Halbuki bu adamları almak yerine, giderken söylediklerini can kulağıyla dinlemek gerekmez miydi?
Ve bu kadar şikayet ederek giden iki adamın sırtına bugüne kadar olmadık derece bir yükü daha göreve gelmeden yüklemek nasıl bir iş?
Açık konuşalım: İki futbol adamının da kariyerlerini mesleki ilkeler izin verdiğince yakından takip ettim. İkisini de tanıdığımı düşünüyorum. Ve şunu biliyorum ki, bu teklifi kabul ederlerse, sadece Trabzonlu oldukları için, reddedemeyecekleri için bu teklifleri kabul ederler. Bunu bir görev olarak kabul ettikleri için.

1850 Sivas
Başka bir şey anlatmaya çalışırken bambaşka algılanacak şeyler söyleyenler ve infial yaratanlar kervanına Kamanan da katıldı. “Sivas’ta 1850’li yıllarda yaşıyormuş gibi hissediyorum.”
Ne anlatmak istediğini anlıyorum ama bilmesi gereken şu: New York’ta 1850’de de bar vardı. Üstüne üstlük Sivas’ta da meyhaneler mevcuttu. Bugün yoksa suçlusu o yıllar değildir. Bugüne bakmak gerekir!