Türk yapamıyoruz, yapsak da oynatamıyoruz. Marco’nun yanında milli takımda ne güzel de giderdi. M. Demirkol

Bizim toplumsal barışımız istemeyen hain örgüt, futbolun Avrupa’daki sözde patronu UEFA araya girmese bugün bir dostluk maçımız olacaktı.
100 yıllık bir efsaneyi Gençlik Bayramı’nda kutlayacaktık.
Neyse ciddi olalım!
Varlıklarını anlamlı kılan, isimlerini yücelten rekabetlerinin 100. yılında sadece internetten birbirine mesaj yollayabilme cesareti gösterebilen iki lokomotifimiz karşılaşacaktı bu akşam. İkişer milyon dolar karşılığında, muhtemelen yedekleriyle 20 küsur sene önce Beşiktaş’a bırakıp gittikleri İnönü’de bir araya gelecekti.
UEFA tokadıYeni bakanımız Faruk Özak’ın daveti ve desteği nedeniyle.
Kabul edelim ki bunun adı da zoraki dostluk olacaktı...
Yoksa ikisi de istemez. Mümkün olsa ligde bile oynamazlar emin olun!
TSYD Kupası’ndan çekilmelerinin nedeni kafadan bir yenilgiyle hüsran yaşamamak, teknik adam ve futbolcu yatırımlarını en baştan heder etmek istememekten değil mi? Oysa o kupa, ligden sonra en önemli, en değerli organizasyonuydu bu şehrin, hatta belki ülkenin. Yoksa neden bitirsinler bu organizasyonu? Lincoln ya da Güiza’nın bir yıllık maaşını 2 maçta çıkarma şansını neden ellerinin tersiyle ittiler? Korkudan başka bir açıklaması var mı?
Eğreti duracaktı... Zorakiliği, emrivakiliği paçalardan akacaktı.
Neyse UEFA yetişti.
‘Durun’ dedi. UEFA Kupası finalinde bir Alman takımıyla bir Ukrayna takımı oynayacak bir gün sonra. Böyle önemli bir organizasyon yapıp, bu finalin ışığını çalamazsınız.
Hesap kitap yapıyorlar çünkü. Haftanın en önemli organizasyonunun bu olması lazım şehirde... Maçın ışığını çalmamak lazım biliyorlar. Bunu düşünüyorlar.
Peki bizimkiler ne yapıyor? Bank Asya’nın finalinin finalini hiç düşünmeden Süper Lig’in en ateşli gününün en ateşli saatine koymakta tereddüt etmiyor. Bunu nasıl başarıyorlar? Maçı 22.00’de başlatsan bile çözüm. 18.00’de de olur. Pazartesi olur. Cumartesi olur. Yarı final 2 gün öne çekilir Çarşamba olur final, Cuma olur. Olur da olur!
Peki ne olmaz? Beşiktaş maçıyla, Kasımpaşa - Karşıyaka maçı aynı şehirde aynı saatte olmaz. Olamaz. Mantıklı değil. Çok mantıksız.
Rast gelmiş ve buna karar vermiş olabilirsiniz. Yeterince düşünmemişsinizdir. O güne ve o saate koymuşsunuzdur. Ama bütün hafta boyunca herkes itiraz ederken, lige adını ve dünyanın parasını vermiş olan şirket, rica minnet saatin ya da günün değişmesini isterken nasıl ve neden bu inat?
Bunun nedenini bir anlatsanıza. Maçın niye o gün ve saatte oynandığını açıklamıyorsunuz, peki gelen onca tepki ve ricaya rağmen neden bir açıklama yapmıyorsunuz?
Bu garabeti suratımıza daha sert vurmak için yine başkalarına ihtiyacımız var işte.
100 yıllık rekabetimizi kutlama ve son maçta yaşanan rezilliğinin üzerini kapatma zoraki organizasyonunu bizim maçtan bir gün önce yapamazsınız deyiverdiler işte. Ve size de hık mık etmek düştü.
Ama siz finallerinizi istediğiniz her yere ve saate koyabilirsiniz.
Bank Asya dünyanın parasını vermiş, ülkenin futbolseverleri lanet etmiş önemli değil.
Neyse ki UEFA var... Biz bağırınca olmuyor ama onlar tokadı sağlam atıyor.
En önemli derbini evinde yaptırmıyor adam işte...


UEFA tokadıErnst, yeni Aurelio 
Onu Türk yapamıyoruz, yapsak da oynatamıyoruz. Marco’nun yanında milli takımda ne güzel de giderdi. Tek başına (tamam İbrahim Üzülmez’le birlikte) takım savunması yapıyor. Yılmıyor, morali bozulmuyor... Almanya’nın standart oyuncusu yarısını oynadığı ligin Bilica’yla birlikte en iyi oyuncusu oluyor.
Ernst yeni Aurelio’su ülkenin. Ve belki yeni Nouma’sı Beşiktaş’ın. Tamam Çarşı’nın amblemindeki vurguya Nouma kadar uyan bir Anarşist değil. Hatta tam tersi fazlaca düzen adamı ama ortaya koyduğu oyun cesaret, sağlam tavır onu ülkenin en önemli futbol fenomeni yaptı şimdiden. Arkasındaki, önündeki yanındaki herkesin değerini yükseltiyor. Ligin kahramanı Beşiktaş şampiyon olsa da olmasa da Bilica’yla birlikte o.
Yeri gelmişken her sene sonunda yazdığım, gerçekleşene kadar yazmaya devam edeceğim ‘yılın futbolcusu’ ödülü mezunun da altını çizeyim. 
Profesyonel Futbolcular Derneği ve TSYD’ye yine sesleniyorum... Hâlâ umutluyum. Üyeleriniz ve maça giden gazeteciler arasında bir oylama yapın ve her sene ligin bitmesine 2 hafta kala yılın futbolcusu ödülünü büyük bir galayla verin. Hem heyecan hem de çok büyük bir gelir olur. Zor durumdaki iki meslek grubu, futbolcular ve spor gazetecileri için büyük bir sponsor geliri elde edersiniz. Hadi biraz organizasyon biraz çaba... Lütfen.


UEFA tokadıDenizli şanslı mı?
Bir sayıyla bile olsa maç kazanabildiğiniz bir oyunda şans önemlidir. Hiç pozisyona girmeseniz bile, kaleye şut çekmeseniz bile bir penaltı, bir serbest vuruş olur (Johnson), kaleci ıskalar (Cech) maç kazanabilirsiniz. Bu oyun böyle bir oyun. Birisi hiç ihtiyacı yokken bir maç kazanır (Brezilya, Kosta Rika’ya karşı)... Olmamış bir şey olur ve Dünya Kupası’nın sonuna kadar hiçbir Avrupalı’yla karşılaşmazsınız... Hakem bir dev takıma karşı da olsa cesaretlidir bir penaltı çalar (Lopez Nieto)... Bir oyuncunuz o gün hayatının en iyi oyununu oynayıp Avrupa’nın en formda takımlarından birinin en pahalı oyuncusunu rezil eder (Uğur Boral - Alvez) Şans futbolun içindedir, çevresindedir, her yerindedir.
Mustafa Denizli de şanslı bir adamdır. Her zaman değil, Fenerbahçe’ye en iyi oyunu oynattığı dönemde sonuç alamamış ve görevinden ayrılmıştı... Galatasaray’da en iyi maçını Steaua’ya karşı oynadı ama finali kaçırdı. Bugün Metalist’ten Ankaragücü’ne kadar şanslı.
Ama bu Attila Abi’nin dediği gibi sadece şansla olmuyor. Yabancıların Delgado ve Zapo hariç tamamından en üst seviye performans almak onun becerisi. İbrahim Üzülmez’i böyle Lucescu bile oynatamamıştı. Milne bile bu takımı bu kadar soğukkanlı oynatmamıştı. Bunlar da büyük becerisi.
Ama şans var. Hem de çok. Hocam hayır deme. Çünkü bu başarını küçültmez. Ve ayrıca gün olup şanssızlıktan bahsedersek şansı da kabul etmek gerekir.