1930’dan bugüne 18 Dünya Kupası oynandı. Şampiyonların tamamını yerli hocalar çalıştırıyordu. Finalde kaybedenlerde ise sadece 2 yabancı hoca var. 58’de İsveç’le İngiliz George Raynor, 78’de Hollanda’yla Avusturyalı Ernst Happel...
1960’dan bugüne 13 Avrupa Futbol Şampiyonası oynandı. Sadece tek bir yabancı hoca, Alman Otto Rehhagel Yunanistan’la şampiyon olabildi.
Dünyanın en karma, en çokuluslu spor organizasyonu Şampiyonlar Ligi... 17 şampiyonun koçlarından sadece 3 teknik adamın anadili, kazandığı kulübün ülkesinin dilinden farklı. Barça’yla Rijkaard (Hollanda ve Katalunya’nın yüzyıllardır süren tarihi yakınlığını unutmamak gerekir) Real’le Heynkess ve Liverpool’la Benitez.
Ondan önceki 37 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde de Bela Gutmann Benfica’yla, Ernst Happel Feyenord’la, Kovacs Ajax’la, Cruyff Barça’yla başarılı olmuş. Hepsi bu!
İçeriye bakınca:
Türkiye 1954 Dünya Kupası’na Sandro Pupo yönetiminde gitti. Modern dönemdeyse Terim, Denizli ve Şenol Güneş’le büyük organizasyonlara gidebildik. Pupo’yla gruptan çıkamamıştık. Yerli hocalarla gittiğimiz 4 organizasyonda 1 çeyrek, 2 yarı final oynamayı başardık.
Tek kıta çapından şampiyonluğumuz da bir Türk teknik adamla Terim’le geldi.
Alt yaş gruplarında aldığımız şampiyonlukların tamamında yerli hocaların imzası var.
Bu durumun tek istisnası Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkabilen yerli teknik adamımızın olmayışı. Bunu sadece Lucescu ve Zico becerebildi.
Yerel başarılara gelirsek. 2 şampiyonumuza bakalım. Trabzonspor 1. Lig’e çıktığından bu yana sezona 27 kez yerli hocayla başlamış. Ve 6 şampiyonluk kazanmış. 9 kez yabancıyla başlamış, şampiyonluk yok. Bir uç örnek bu.
Diğer uç örnek ise şöyle: Fenerbahçe 59’dan bu yana sadece 8 kez yerli hocayla sezona başlamış. Sadece Mustafa Denizli’yle 1 şampiyonluğu var. Oran düşük gözükmekle birlikte bu hocaların sadece 3 kez sezonu tamamlama şansı bulduğunu da söylemek lazım. 51 sezonda sadece 3 kez... (71-78 e 2000’de)
İşte tarihi anlatan rakamlar bunlar.



Neden gözümüz dışarıda?
Şu şahsi açıklamayı yapmam da zorunluluk: Benim açımdan yerli yabancı ayrımı yok. Hangi yerli ve hangi yabancı diye sorarım. Çünkü bana sorarsanız ehliyetin milliyeti olmaz.
Atmosfersiz ortamda durum budur. Ancak tarihin bize verdiği rakamlar da bunlar...
Tarih, tartışmaya yer vermeyecek bir yerel antrenör üstünlüğünü gözümüze batırıyor.
Peki bu dürtmeye rağmen neden gözümüz bu kadar dışarıda...
Ya da şöyle soralım Galatasaray’ın başında Abdullah Avcı, Fenerbahçe’nin başında Oğuz Çetin olsa (zaten Trabzon ve Beşiktaş’ta yerli var) Gençler ya da Gaziantep mi şampiyon olacak?
Hem de dışarıya baktığımızda da Lucescu ve Daum gibi en çok bize benzeyenleri tercih etmemizin sebebi ne olabilir? Ya da devrimciler, misal Rijkaard’lar, Hiddink’ler geldiğinde nasıl böyle tahammülsüz oluyoruz.
Böyle tahammülsüzken neden misal Broos ayarında bir yabancıya gidiliyor? Ya da o gittiğinde artık uluslararası olmuş Şenol Güneş tek seçeneğe dönüşüyor. Misal Ahmet Özen nerede? Onun sırası ne zaman gelecek?
Bu durumla ilgili bizzat yerli hocaların onların da günahları var kuşkusuz.
Kızmasınlar ve hepsi kendisini bu kefeye koymasın, ama yerel çalıştırıcılar denince tıpkı bizim meslekte olduğu gibi ciddi bir saygınlık sorunu akla geliyor.
Misal ‘Hemen hemen kimse ben bu şartlarda çalışamam’ demiyor. Önce göreve gelip sonra ‘kadro yetersiz, para yok’ demek de hoş olmuyor.
Bir çoğu sezon başında görev almayı tercih etmiyor. Zira kulübün başı sıkışmışken ekonomik anlamda pazarlık şansları daha yüksek oluyor. Ve misal sezon başında takımı kümede tutmak başarısızlıkken 15. haftada göreve gelindiğinde bu derece şampiyonluk benzeri bir başarıya dönüşüveriyor.
Dahası da var: TV yorumculuğunu yedek kulübesi gibi kullananlar, federasyondan bakanlarda atama isteyenler. Hamili kartın hamilleri!
Ama şunu da biliyoruz ki düzen böyle olmuş artık:
Onları bu duruma iten bir genel hal mevcut. Çünkü ne bir kulübün 5 yıl değişmeyen bir hedefi var ne de yarını...
Misal bu yıl Şenol Güneş, Trabzon’u geçen yıl Ersun Yanal’ın bıraktığı günkü puan sıralamasına getirebilirse, şampiyon olmuş kadar övülecek. Ancak Ersun Yanal kovulmaktan beter edilmişti. Öte yandan Trabzonspor’un geçen yıl başındaki hedefi Avrupa kupalarıydı. Bu nasıl bir denklem peki?
Yanlış anlaşılmasın bu bir Şenol Güneş eleştirisi değil. Gelecek sezon burada Güneş’e haksızlık yapıldığını ve görevde kalması gerektiğini yine ben yazacağım. Çok üzgünüm ama böyle olacak, büyük ihtimalle...
Öte yandan hoş örnekler de var neyse ki. Tolunay Kafkas ve Ertuğrul Sağlam gibi sığınacak bir liman bulabilmiş olanlar ve kendisini gösterebilenler. Ama bu yolda neler yaşadıklarını da onlara sormak lazım.
Tarih yukarıdaki gerçekleri yüzümüze vururken bu garip durum niye devam ediyor. Neden ezeli ve ebedi bir kader, pardon bir kederdir bu!
Burada durup iyi düşünmek lazım!
Yanal niye gitmişti diye...
Broos neden gelmişti?
Şenol Güneş giderken neler söylemişti, sonra...
Bülent Korkmaz’ı bu kadar kolay silip, Rijkaard’ı getirmek ve sadece 4 ay sonra ona - tekrar ediyorum - Rijkaard’a tahammül edememek nasıl bir düşünce yapısı.
Ve asıl önemlisi federasyonun büyük yetkilileri:
‘Bir yabancı hoca getireceğiz’
Kim, nasıl bir adam? Önemli değil! Sadece tek bir kriter: Ünlü bir yabancı...
Halbuki tarih işte orada yukarıda duruyor.
Ve bu tarih ne ünlü yabancılar gördü.