Hamza Hamzaoğlu ile Galatasaray’ın yolları ayrılmasına rağmen hocanın kulüpte bıraktığı izler hiçbir zaman silinmeyecek. Nasıl Fatih Terim, Galatasaraylılar için özel bir insansa, Hamza hoca da öyle kalacak. Bu ayrılığı trajediye çevirmemek lazım. Üç kupalı hoca nasıl gönderilirmiş?

Futbolda böyle bir şey yok. Efsane Fatih Terim nasıl gönderildi? Lucescu, takımı şampiyon yaptı gönderildi. Real Madrid Capello ve Ancelotti’yi nasıl gönderdi? Ersun Yanal Fenerbahçe’yi şampiyon yaptı, o da gönderildi. Bu futbolun doğasında var.

Evet insan olarak Hamza hocayı hepimiz çok seviyoruz ama bu sevgi ‘başarısız olursa da gönderilemez’ anlamına gelmemeli. Biz işi duygusallığa döküyoruz. Ahlar vahlar, duygu sömürüsü yapıyoruz.

Konuya bir de öteki pencereden bakalım. Takımın iyi gitmediği belli. Florya’da dile gelmese de ipler kopmuş. Hoca görevine devam etseydi, Galatasaray ilk yarıyı Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın 10 puan gerisinde tamamlasaydı, o zaman hoca gönderilseydi daha mı iyi olurdu? O zaman çok büyük yara alırdı. Ancak bugün yönetim bu kötü gidişatı bitirmek için böyle bir tercih yaptıysa ona da herkes saygı göstermeli.

Camialarda yöneticilerin başarıları şampiyonluklarla belirleniyor. Dursun Özbek ve yönetimi de tatsızlıklar yaşadığı Hamzaoğlu’yla sarılarak, öpüşerek, kırgınlık olmadan yollarını ayırdılar. Bu ayrılığın iki taraf için de iyi olduğunu düşünüyorum.

Denizli’ye final yakışır

Galatasaray teknik direktörlüğü için en büyük aday olarak Mustafa Denizli’nin ismi geçiyor. Bu gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi bilmiyorum. Denizli, teknik adamlık hayatı boyunca ligler oynanırken Beşiktaş hariç hiçbir takımın başına geçmedi. Bu onun birinci prensibidir. Daha önce Galatasaray ve birçok takımdan teklif aldı, sezon ortası olduğu için kabul etmedi.

Mustafa hocanın artık yeni bir sayfa açma zamanı geldi. Teknik direktörlüğe ilk başladığı takım kendisine teklif götürüyor. Burada prensipleri bir kenara koymak lazım. Mancini nasıl Terim gönderildikten sonra göreve geldi. İlk maçı da deplasmanda Juventus’tu. İtalyan olmasına karşın görevi kabul etti ve takımın başında sahaya çıktı. Galatasaray taraftarı bu yürekliliği gösterdi diye kendisini çok sevdi. Mustafa Denizli de Atletico Madrid maçına Cim Bom’un başında çıkmalı. Bundan sonraki teknik adamlık hayatını Galatasaray’da noktalamalı. Bu iki taraf için de doğrusu olur. Taraftarın Denizli’ye sevgisi daha da artar.

Taraftarlık böyle olmaz

Türk insanı misafirperverdir, saygılıdır, hoşgörülüdür. Son senelerde bunu kaybetsek bile gene de bizim özümüz budur. Türk Milli Takımı, Yunanistan ile hazırlık maçı oynayacak. Tribünler dolu. Başbakanımız Ahmet Davutoğlu, Yunanistan Başbakanı Çipras ile beraber stattaki yerini almış. Herkesin yüzü gülüyor. Türkiye Futbol Federasyonu’nun büyük gayreti ve Fatih Terim’in ustalığı play-off oynamadan milli takımı EURO 2016’ya götürmüş. Herkes bunun huzuru içinde, milli marşlar çalınıyor, saygı duruşu yapılıyor. Ve tribünden ıslıklar, abuk subuk söylemler...

Bu ayıp, hem de çok ayıp! Bakın devlet büyüklerimiz Türkiye’nin yurt dışındaki imajını değiştirmek için savaş veriyor. Antalya’daki G-20 toplantısını gördük, herkes gurur duydu. Biz iki komşu ülke birbirimize çok ihtiyacımız var. Böyle güzel bir ortamda milli marşı ıslıklıyoruz. Böyle insanlar maçlara gelmesin. Türkiye’nin bu tip bir taraftara ihtiyacı yok. Biz huzur arıyoruz, kimse bizim huzurumuzu bozmasın. Çektiğimiz sıkıntılar son noktaya geldi. Artık insanlar deşarj olmak istiyor. Bu deşarj da milli marşı ıslıklayarak olmaz.