Memleketle ilgili yapılan hararetli tartışmaların sonu, “eğitim şart”la neticelenir malum. Kafeterya masalarındaki...

Memleketle ilgili yapılan hararetli tartışmaların sonu, “eğitim şart”la neticelenir malum. Kafeterya masalarındaki memleket kurtarıcılarını göre problem ilköğretimdedir, 6-14 yaş arası çocuklara eksiksiz bir eğitim temin edilse bu topraklar da güllük gülistanlık medeni bir cennete dönüşecektir.
Oysa o kafeteryadaki memleket kurtarıcısı birazdan otopark ücreti ödememek için yaya kaldırımının göbeğine bıraktığı lüks arabasına binip okuldan çocuğunu almaya gidecek, sonra da o masum yavrucağın kolundan sürükleyerek kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçmekte beis görmeyecektir! Üç saat önce trafik dersinde “kırmızıda durulur, yeşilde geçilir” cümlesini beynine kodlamış çocuğun bilgileri artık daha günceldir: “Yeşilde geçilir, yol boşsa kırmızıda elini kolunu sallaya sallaya geçilir, yol doluysa kırmızıda koşarak geçilir!”
Bana sorarsanız Türkiye’de ilköğretim eğitiminde mühim bir eksiklik yok, sokak yaşamının çok daha düzenli olduğu Amerikan veya İsviçre müfredatından da dikkat çekici bir farklılık bulunmuyor esasında. Bizdeki eksiklik, ilköğretimden çok üçüncü-beşinci öğretimde daha ziyade!
Fi tarihinde, Los Angeles’ta üç-beş dakikalık bir iş için bankaya uğrayacağım. Bankanın hemen önünde boş bir park yeri var, ama arabamın sadece ön tampon kısmı park yerini hafifçe aşıp, kaldırımın kırmızıyla boyanmış (park edilmez anlamına gelen) bölgesine tekabül ediyor. Kaldırımın üstünde bir yangın musluğu var ve onun önüne park etmek yasak. Arabamın ön tamponunun da yarısı, belki yalnızca 5-10 santimlik bir kısım giriyor kırmızı bölgeye.
Sadece 5 dakikalık bir işim olduğunu düşünerek, arabayı düzgünce park edip giriyorum bankaya. Bankadan çıktığımda arabanın yerinde durduğunu görüp seviniyorum. Sevincim, sileceğe sıkıştırılmış küçük poşetimsi şeyi görene kadar sürüyor: Tam 260 dolarlık bir ceza makbuzu. Hava yağmurlu olduğu için pvc ile kaplanmış üstelik! Yanında bir mahkeme çağrısı, mahkeme sonucunda da iki günlük trafik eğitimi ödülü!

Altyapı değil üstyapı eksik

Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın en fazla göç alan ülkelerinden biri. Nüfusun belki yüzde 30’u, ilköğretimi başka ülkelerde almış göçmenler. Ama şoförler, trafik ışığının olmadığı dörtyol ağzında bile sıra usulüyle sorunsuz geçişi becerebiliyorlar. 12 milyon nüfuslu Los Angeles’ta tam 12 milyon araç kayıtlı! Dünyada kişi başına 1 araç düşen tek kent burası. Ama trafik, İstanbul’un 10 katı düzende, 10 katı saygıda, 10 katı hızda ilerliyor inanın... Ve işin sırrı “ilköğretim eğitimi” filan değil. Çare yalnızca altyapıda değil zira, üstyapıda...

Üstyapı

Futbol fena halde hayata benziyor bazen... 50 yıldır televizyonlardaki futbol programlarında tartışmanın tıkandığı yerde “tehlike anında camı kırınız çekici” çıkarılıyor, “sorun altyapı eğitiminde” denilip çözülüyor bütün problemler...
Haklılık payları da var tabii ki. Ama problemimizin yüzde 50’si altyapı eğitimindeki eksiklikse, kalan yüzde 50’sinin de üstyapı eksikliği olduğunu unutuyoruz sanırım.
Yeni nesil antrenörlerimizden çok umutlu olduğumu defalarca dile getirmişimdir. Ertuğrul Sağlam, Bülent Uygun, Bülent Korkmaz, Mehmet Özdilek, Tolunay Kafkas, Hamza Hamzaoğlu gibi adamların bir önceki nesle göre çok önemli bir avantajları var: Futbolculukları “şerefli mağlubiyetler dönemi” değildi. Onlar bir önceki nesil gibi İngilizler’den sadece iki gol yedik diye sevinmediler, Almanlar’ı-İspanyollar’ı eleyince mutlu oldular ancak. Her bir uluslararası maçtan boyunları bükük çıkmadılar, Avrupa kupalarında da, büyük turnuvalarda da çeyrek finallerde/yarı finallerde boy gösterdiler. O yüzden antrenörlüklerinde de başı dikler her daim.
Bu başı dik antrenör neslinin Türk futboluyla ilgili çok önemli bir problemi de çözmeleri lazım artık: Türk futbolcusu gelişmiyor. Türk futbolcusu yetenekli ama 20’sinden 30’una bir arpa boyu ilerlemiyor. Yetenekleri gelişmediği gibi, 30’una doğru ahlaki erozyonu da tavan yapıyor.
Özer Hurmacı gelişmiyor. Aydın Yılmaz gelişmiyor. Ersan Gülüm gelişmiyor. Semih Şentürk gelişmiyor. Serkan Balcı gelişmiyor. Örnekler çoğaltılabilir: Hepsi de muazzam çıkışlar yaptılar, ama 3-5 yılda bir adım ileri gitmediler. Türk antrenörleri galiba “meslek içi eğitim”e gereken önemi atfetmiyor. 24 yaşında bir futbolcu, evet artık “olgun bir futbolcu”dur; ama hâlâ “genç bir adam”dır. 24 yaşında bir doktor nasıl hâlâ gençse ve gelişmeliyse, 24 yaşında bir mühendis nasıl hâlâ gençse ve gelişmeliyse, 24 yaşında bir futbolcu da gelişmelidir. Hem mesleki beceri, hem iş disiplini bakımından, hem de ahlaki olarak...
Evet, altyapı çok önemli. Ama her şey değil. Gelin şu üstyapıyı düzeltelim artık. Oyuncuya rakibinden taç atışı çalmakla, marketten elma çalmanın bir farkı olmadığını söyleyecek devrimci bir teknik direktör arıyoruz biz... 23 yaşında aldığı futbolcuyu 26 yaşında bir başka hocaya verirken, gelişmiş olarak teslim eden hoca arıyoruz. Onu bulduğumuz gün, inanın düzelecek bir şeyler. Hatta belki sadece futbol sahası değil, sokak bile düzelecek o gün...