Wade, Bosh, LeBron kötü oyuncular mı? Asla! Guti, Simao, Quaresma? Peki neden bu durumda? Uğur Meleke

Beşiktaş, Miami Heat gibi

Beşiktaş’ta son günlerde tekrarlayan bazı aksaklıklar dikkat çekici:
-Artık Beşiktaş’la oynayıp, duran toptan gol bulamayanı dövüyorlar! Hele Hilbert’le eşleşip, maçı skor yapamadan tamamlayan oyuncuya maaş vermiyorlar! Dinamo’da Şeva o eşleşmeden 3 gol çıkardı; Trabzon’da da Ceyhun gol, Umut asist yaparken Hilbert’le savaşmak zorundalardı !
-Beşiktaş’ın sağ kanadında önde kim oynarsa oynasın o çizgi koridora dönüşüyor. Fenerbahçe, İnönü’deki ilk 30 dakikada Santos-Emre-Dia üçgeniyle solunda küçük bir şov sergiledi. Trabzon’un da hemen hemen bütün aksiyonları kendi sollarından: Burak’ın golü... Maç 10’a 11’ken Umut’un yakaladığı yüzde yüzlük pozisyon... Ama pek kimse Ekrem’in her iki maçın en kötüsü olmasından söz etmiyor çünkü gurbetçi oyuncu peş peşe 2 gol attığı için kral mertebesinde.
-Beşiktaş’ın 10 kişi kalınca şeker gibi dağılması da cabası! Eskişehir, Fenerbahçe ve Trabzon karşısında 10 kişi kaldıklarında adeta sahada 7 kişiymiş gibi davrandılar. Oysa dünyada 10 kişi kalan ne ilk, ne de son takım Beşiktaş... Herkes böyle bir ihtimale karşılık idmanda 10’a 11 kişilik çalışmalar yapıyor. İşte Trabzon’un eksik oynadığı yarım saat de, Real’in geçtiğimiz ay Espanyol’a karşı eksik oynadığı 89 dakika da böyle çalışmaların ürünüydü.
* * *
Tüm bu tekrarlayan hatalarınsa ortak tek bir nedeni var: Gerek Dinamo, gerek Trabzon, gerekse Fenerbahçe, Beşiktaş’a göre çok daha uyumlu takımlar... Dinamo ve Trabzon’da hoca ve oyuncu grubu, Fenerbahçe’de de oyuncu grubu belli bir süredir birlikteler. Beşitaş’taysa hoca ve kaptan yarım, birçok yıldız da yarım (ve hatta çeyrek) sezondur bir arada oldukları için (yetenekli bir gruplar ama) takım değiller maalesef...
Pazar gecesi Trabzon’a kaybeden Beşiktaş, bana aynı saatlerde Chicago’ya bu sezon üçüncü kez mağlup olan Miami Heat’i hatırlattı.
Miami kötü bir oyuncu grubuna mı sahip? Hayır. Wade, Bosh ya da LeBron kötü oyuncular mı? Hâşâ! Peki bu kadar iyi bir oyuncu grubu nasıl oluyor da Chicago’yu, Boston’u, Dallas’ı veya San Antonio’yu bir kez olsun yenemiyor? İşte bu sorunun cevabı, Beşiktaş’ın sorusunun cevabıyla benzerlikler gösteriyor.
İyi birkaç oyuncuya sahip olmak yetmiyor. Takımın geri kalanının da o iyi oyuncularla benzer dili konuşabilecek kadar (en azından) vasatın üstünde olmaları gerekiyor.
İyi birkaç oyuncuya sahip olmak yetmiyor. Ayrıca o iyi oyuncu grubunun, iyi bir takıma dönüşmesi gerekiyor.
Miami muhtemelen bu sene şampiyon olamayacak. Beşiktaş da.
Çünkü Miami’nin takım olmak için zamana ihtiyacı var. Beşiktaş’ın da.

Trabzon, Burak Yılmaz gibi
Son birkaç ayda Burak Yılmaz’ın çizdiği olağanüstü profil herhalde Türk sporseverlerin (Şenol Güneş hariç) tamamını şaşırtmıştır. Şenol Hoca’nın yetenek/problem ipi üstünde yürüyen Alanzinho, Engin, Yattara ve Burak’a önemli artılar katacağına inanıyorduk; ama Burak’ın gelişimi farklı oldu. Çok farklı...
Ligin özellikle ikinci yarısında Burak’ın attığı/atamadığı gollere bakın: Sivasspor maçında 85’te Uğur Kavuk’la omuz omuza/dirsek dirseğe mücadeleye giriyor, ayakta kalıyor ve galibiyet golünü atıyor. Sonra Kayseri önünde 54’teki kurbanı Abdullah oluyor. İki oyuncu eşit şartlarda topa koşuyorlar, Abdullah düşüyor/Burak sürünüp ayakta kalıyor ve orada da skoru yapıyor. Beşiktaş önünde attığı golde Toraman’la çarpışıyor; penaltı itirazı yaptığı pozisyonun başlangıcını da unutmayın: Yine darbe var, yine ayakta kalıp devam ediyor.
İnsan bu pozisyonlarda düşmeyip ayakta kalan adamın Burak Yılmaz olduğuna inanamıyor değil mi? Çünkü aynı Burak, ligin son yıllarda kolay yere düşme konusundaki en sabıkalı adamlarından biri!
* * *
Burak’ın bu “Doktor Jekyll ve Bay Hyde sendromu” diye tabir edebileceğimiz kişilik bölünmesi hali, Trabzonspor’un bu sezonki kaderini de belirleyecek gibi. Trabzonspor belki de bu yıl ligin geriden en kuvvetli gelen, en zor yıkılan takımı konumunda... İnönü’de 10 kişiyken 1-0 geriden gelip kazanmak, Manisa ve Sivas deplasmanlarında defalarca yere düşüp hakem 10’a kadar saymadan ayağa kalkıp rakibi devirmek her babayiğidin harcı değil...
Ama aynı Trabzonspor, nasıl oluyorsa bu yıl ligin en kolay devrilen, en kolay demoralize olan takımı unvanını da kimseye bırakmıyor! Takımın en golcü ve en formda futbolcusu Burak, Ankaragücü önünde 85’te oyundan çıkarken (aklı almaz bir şekilde) ıslıklanıyor. Şenol Hoca aşırı davranışlarla oyundan atılıyor; vakur durduğu için sürekli övdüğümüz Başkan Şener, Kayseri kalecisini şike yapmakla itham edebiliyor!
Öyleyse Trabzon’un bu sezonki kaderi Burak’ın kaderiyle paralel: Burak bu sene ne kadar çok pozisyonda hakemi/kaleciyi unutup topuna konsantre olacak, ayakta kalacak; o kadar başarılı olacak. Ne kadar çok pozisyonda (ufak bir darbe alsa bile) düşmeyip devam edecek/golünü atacak; o kadar çok yılın futbolcusu olmaya yaklaşacak.
Aynı Burak, bu yıl ne kadar çok çelme arayacak, ne kadar çok hakemle uğraşacak; o kadar gerileyecek. Ne kadar penaltı itirazı yapıp çimleri dövecek, o kadar eleştirilecek ve geleceğini de kendi eliyle o kadar ipotek edecek. Aynen Trabzonspor gibi...