Sarı-kırmızılıların UEFA Avrupa Ligi finali adayı olduğu söylenebilir mi? Uğur Meleke

Rijkaard’lı G.Saray 13 resmi maç yaptı, 11 galibiyet-2 beraberlik ve 41 gollü harika rakamlar üretti. Süper Lig ve Avrupa Ligi’nde liderliğe oturdu. Tabii neticeler bu denli göz alıcı olunca da, iki zıt soru oluştu zihinlerde: Acaba G.Saray’ın aldığı bu müthiş skorlar, kusurlarını görmeyi engelliyor mu? Ya da Rijkaard’ın ekibinin bu kusursuza yakın görüntüsü ışığında, sarı-kırmızılıların UEFA (yeni adıyla Avrupa Ligi) finali adayı olduğu söylenebilir mi?
Bu soruların cevabını bir SWOT (Üstünlükler, zayıflıklar, fırsatlar, tehditler) analizi ile bulmaya çalışalım.

Üstünlükler
G.Saray’ın ilk 13 maçı sırasında en fazla karşılaştığı dört muhalif kelime, “Bu rakipler ölçü değil” eleştirisi oldu. Ligde 4’ü “geçen sezonu ilk 10’da tamamlamış” rakiplere karşı 5’i “iki ve daha fazla farkla” kazanılmış 6 galibiyetin ölçü kabul edilmemesi bayağı insafsız bir çıta... Çünkü eğer sadece 4 büyüğe karşı yapılan maçlar ölçü kabul edilirse, “kalan 28 maç (84 puan) ölçü değil” gibi son derece garip bir netice ortaya çıkar ki lig tarihinde 84 puan kazanıp şampiyon olamamış tek bir takım yoktur!
Üstelik G.Saray sezonun ilk 13 resmi maçında 11 değişik futbolcusundan skor katkısı bulmuş, yani üretim paylaşılmış. Zaten (dönüşümlü olarak 4’ü ilk 11’de oynayan) öndeki beşlinin olağanüstü uyumunu sezon boyunca konuşacağız; onlara bir de 272 dakikada 9 gol gibi akıl almaz bir istatistikle sürpriz yedek Nonda eklenmiş.
Rijkaard, 65 günde 22 değişik oyuncuya ilk 11 şansı vermiş, as/yedek ayrımını kalın çizgilerle yapmamış, yani forma da paylaşılmış. Hollandalı teknik adam ilk 13 maçtaki 1170 dakikayı öyle iyi bölüştürmüş ki, sezon başından beri oynanan toplam sürenin 3’te 2’si kadar sahada kalan sadece 1 (Franco), yarısı kadar oynayan sadece 5 adam var (Franco, Sabri, Mustafa, Arda ve Baros).

Fırsatlar
Tabii ki Avrupa Ligi’nde finale gitmek için esas ölçü, özellikle gruplardan sonraki rakiplerle oynanacak maçlar olacak. Ama gruptaki ilk maç gününde sahasında mağlup edilen Panathinaikos da hiç sıradan bir takım değil. Sezona UEFA kulüpler sıralamasında 27’nci başlayan Yunan ekibinin listede üstünde yer alan 26 takımın (15’i Ş.Ligi’nde) sadece 9’u şu anda Avrupa Ligi gruplarındalar. Yani G.Saray, Avrupa Ligi’nde yer alan 48 ekip içinde 10’uncu seri başı olan Pana’yı evinde mağlup etti. Bu hiç küçümsenecek bir galibiyet değil.
Bir de UEFA Kupası’nın özellikle son 5 yılda gerilemesi de söz konusu... Bu 5 yılda 3 kez SSCB kökenli ekipler şampiyon oldu, bunun da 2 temel nedeni olduğunu düşünüyorum:
1)Beş büyük ligin büyük takımları artık kolay kolay ilk 3’ün-4’ün dışında kalmıyor, hepsi her sezon Ş.Ligi’ne giriyor. (Oysa G.Saray’ın şampiyon tamamladığı 2000’de UEFA’da Juventus, Atletico Madrid, Lyon gibi devler mücadele etmiş)
2)Aynı devler, kolay kolay Ş.Ligi gruplarında da üçüncü olmuyor, her sezon ilk 2’ye girip son 16’ya kalıyorlar (2000’de Arsenal-Milan, 2001’de Juventus-Barcelona, 2002’de Lyon gruplarında ilk ikiye giremiyorlar ki bugün bu tarz sürprizler artık rüya gibi)
Belli ki Avrupa Ligi’ne giden yolda en önemli fırsat şu: Bu sezon final oynamak için illa (GS 2000’in yaptığı gibi) 2 İngiliz, 1 İspanyol, 1 İtalyan, 1 Alman elemek gerekmeyebilir.

Zayıflıklar
Evet belki G.Saray’2000 gibi UEFA yoluna çok fazla dev çıkmayabilir; ama bu G.Saray’ın da o G.Saray olmadığının da farkında olmak gerek.
Geçenlerde Aralık 2000’de oynanmış G.Saray-PSG Ş.Ligi grup maçının tekrarına denk geldim; sizi temin ederim sarı-kırmızılılar, o sıralarda bir kıta devi konumundaki Paris ekibiyle 90 dakika kedi-fare misali oynuyor! Öyle tek taraflı bir maç var ki sahada, o günkü Suat-Emre-Hagi’nin bugünkü Topal-Sarp-Elano gibilerinin önünde olduğunu görmek için çok iyi bir futbol izleyicisi olmanıza da gerek kalmıyor!
Üstelik o UEFA’2000 şampiyonu olmuş takımın 11’ine o yıl başında yapılmış tek transfer Capone... Bugünkü as takımınsa hemen hemen yarısı (Franco, G.Zan, M.Sarp, Elano ve Keita) bu sezon başında gelmiş. O takımın hocası 4’üncü olgunluk sezonunu geçirirken, bu ekibin hocası ilk yılında birçok yeni problemle karşılaşacak. GS’2000’in GS’2010’a karşı avantajını şu söz çok güzel anlatıyor herhalde: “Tecrübe çok kötü bir öğretmen... Önce sınav yapıyor, sonra öğretiyor” . O takımın birlikte oynama tecrübesi de birçok sınav kazanma/kaybetme aşaması geçirdiği için bayağı üstünmüş bugünkü takıma göre..
Öyleyse şuna da şaşırmamak gerek: Rijkaard’ın, takımın şu anki (Geriden topu sağlıklı çıkartamama, presle karşılaştığında bocalama, kora kor mücadeleyi 90 dakikaya yayamama gibi) bazı zayıflıklarına çare üretmesi zaman alabilir. Öyleyse bu safhada kaybedilebilecek maçları/kupaları olgunlukla karşılamak, ileride kazanılacak başarılara yatırım olarak kabul etmek gerekebilir.

Tehditler
Evet G.Saray’2010 da, UEFA’nın 10’uncu seri başını evinde yendi ama bu müsabaka 19 maçlık yolun sadece 7’nci adımı idi. Önünde başarıyla geçmesi icap eden 12 maç ve aşması gereken Ajax, Valencia, Roma, Shakhtar, Bremen (+Fiorentina, Marsilya, Bordeaux, Porto) gibi büyükler olabilir. Yani henüz yolun yarısı bile geçilmiş değil.
Gruptan birinci sırada çıkmak da önemli; çünkü ikinci sırada terfi edilirse iki büyük dezavantaj var: Hem rakip torbada 12 grup birincisi+4 Ş.Ligi iyisi olacak, hem de 3. tur ilk maçı iç sahada oynanacak.
Eğer geçen yılki gibi G.Saray 3’üncü turdan başarıyla terfi eder, seri başı uygulaması olmayan 4’üncü turdan itibaren de şans biraz yanında kalırsa tabii ki sarı-kırmızılılar Avrupa Ligi finalinin en kuvvetli adaylarından biri olabilir.
Ama tüm bunlardan daha önemlisi şu: İki yıl sabırlı olunur, umut edilen sonuçlar gelmese bile Rijkaard-Neeskens Florya’da tutulabilirse; o iki senenin sonunda G.Saray’ın şansa filan ihtiyacı olmadan bu kupada en tepeye aday olduğu çok açıktır.

G.Saray, UEFA’yı  kazanabilir mi