Süper Lig antrenör raporu

Süper Lig’de ana tablo aşağı yukarı netleşti: Galatasaray’ın şampiyonluğu vermesi için 3 maçta tek bir galibiyet almaması lazım. Fenerbahçe’nin de ikinciliği yitirmesi için aynı gereklilik var çünkü Beşiktaş’a karşı ikili averajda üstünler. Beşiktaş ve Bursa Avrupa Ligi yarışında kozu ellerine geçirdiler, dipteki üçlünün de artık veda turları gibi. Her sezon mayıs sonunda başladığım lig değerlendirmesine bu kez biraz erken start vermek için koşullar uygun.

Cuper ve Bulak kalmalıydı
20 Ekim’de Ordu Stadı gelinler gibi süslenmişti çünkü hedef içeride Elazığ’ı yenip liderlik koltuğuna oturmaktı. O günlerde Hector Cuper’in adı milli takımla bile anılıyordu. Tam altı ay sonra, 20 Nisan’daysa, içeride Kasımpaşa’ya kaybeden takım fiilen küme düşme bayrağını çekti, Cuper de veda etti.

Gürültücü ligin sakin yıldızı

O altı aylık süreci takım değerlendirmelerinde detaylı ele alacağız, ama bugünkü antrenör raporunda sorulması gereken soru şu: Takım ligde kalsa Hector Cuper göreve devam edecek ve başarısının karşılığını maddi/manevi alacaktı değil mi? Peki takım düşmeye meyledince Cuper neden ayrılıyor? Süper Lig’de neden hiçbir hoca başarısızlığını faturasını üstlenmiyor (veya üstlenmesine müsaade edilmiyor)?
Aynı senaryo Giray Bulak için de geçerli. İşler kötü gittiğinde başkanlar teknik adamlarla masaya oturup neden, “Düşşek de beraberiz, kalsak da... Sonuç ne olursa olsun bu takımın Süper Lig’de de 1.Lig’de de hocası sizsiniz” diyemiyor? Bu devranın değişmesi lazım artık. Ordu kalacaksa Cuper’le kalmalıydı, düşecekse de onunla düşmeliydi. Cuper PTT 1. Lig’de devam etmeliydi yoluna. Futbolcular nasıl bedel ödüyorsa, Cuper de Bulak da ödemeliydi...

Skibbe enkazı, Bakkal hesabı
16 Kasım’da Karabük deplasmanda Galatasaray’ı 3-1’le geçince Bakkal kendisine uzatılan mikrofonlara şunları söyledi: “Yabancıların enkazını temizliyoruz. Türkiye’de neden yerlilere değil yabancılara bu fırsatlar verilir bilmem. Sezon başı bizi görmüyorlar, sezon ortasında enkaz temizlemeye çağırıyorlar” .
Tabii ki bu ırkçı açıklamanın garabetini uzun uzadıya konuşmanın alemi yok. Derwall de yabancıydı, Lucescu da, Milne de... Fatih Terim ve Mustafa Denizli’yle Mesut Bakkal’ı “yerliler” potasında bir arada değerlendirmek nasıl mümkün değilse, Lucescu, Milne ve Skibbe’yi de “yabancılar” diye topluca çöpe atmak imkansız. Hocanın yerlisi yabancısı olmaz çünkü, yalnızca iyisi kötüsü olur.
16 Kasım’da Lig TV ekranında Bakkal’ın yaptığı bu ayrımcı konuşmanın üstünden beş buçuk ay geçti. Neticeler şöyle: Skibbe Karabük’te 10 maçta görev yapmış, 9 puan toplamıştı. Bakkal’ın ikinci devrede aynı 10 maçtaki performansı da aynı: 9 puan...
Bakkal’ın takımı, Galatasaray, Fenerbahçe ve Trabzonspor’u yenerek büyük sükse yaptı. Ama direkt rakipleri Elazığ’a (içeride dışarıda), Mersin’e, Ordu’ya, Akhisar’a (içeride) yenilerek 31 hafta sonunda 37 puanda kaldı. Eğer önceki hafta Mersin Karabük’e biraz daha iddialı gelip o tek golü yemese belki de ligden düşen üçüncü takım Bakkal’ın ekibi olacaktı.

Vural dersleri
Şunu kabul etmek lazım, Yılmaz Vural Elazığ performansı ile Mesut Bakkal kadar manşetlere çıkamadı. Çünkü onun takımı Galatasaray’ı Fenerbahçe’yi (zorladı ama) yıkamadı. Ama Vural’ın 8’inci haftada galibiyetsiz teslim aldığı Elazığ ile şu anda Karabük’ün üstünde olduğunu unutmamak gerek.
Üstelik Elazığ Karabük’ü (iki kez), İBB’yi, Ordu’yu, Akhisar’ı (deplasmanda) birer kez yenerek alt grupta rakibi olan hemen herkesi alt etti; o meşhur tabirle “6 puanlık” maçların hepsini kazandı. Aslında bu “6 puanlık maç” lafını pek sevmem; ama direkt rakibinizi yendiğinizde ona vermediğiniz puanların da hesaba katılması çok garip değil, kabul etmek gerek.
Yılmaz Vural’ın sekizinci haftada Ordu deplasmanından bir puan çıkardıktan sonra yaptığı basın açıklamasını da unutmamak gerek. Muhabir kardeşimizin ona da sorduğu sihirli değnek sualine verdiği cevap, az önce andığımız cevapla hiç benzeşmiyor: “Takımın zaten 3 beraberliği vardı, bugün sadece 1 beraberlik daha aldık. Bülent Kardeşim (Uygun) bize çok iyi bir ekip bırakmış, bu oyuncu grubuyla çok daha fazla puan toplayabiliriz” . (Yorumsuz...)

Gürültücü ligin sakin yıldızı

Ligin yıldızı: Hamza Hamzaoğlu
Almanya futbolu, Avrupa’yı kasıp kavurdu, ama kendi içlerinde şunu tartışıyorlar: Bayern’le Dortmund harika da, geriye kalanlar ne olacak? La Liga’nın görüntüsü de benzer. Süper Lig’in de. O yüzden bu antrenör raporundan Terim’le Kocaman’ı hariç tutuyorum, onlar başka bir ligin hocaları. Kalan ligin yıldızı ise bir tane: Hamza Hamzaoğlu.
Onlarca “imkânları kısıtlı” kontratak takımının aksine oyuna hükmetmeyi hedefledi. Diğer onlarca “ama, lâkin, ammavelakin”ci hocanın aksine “ama” demedi, hiçbir gün mazeret üretmedi. “Küme düşer denen takımı şuralara getirdim” edebiyatı hiç yapmadı, hep daha iyi olacaklarını söyledi. Ve haklı çıktı, her geçen gün daha iyi oldular.
Takımın en yetenekli oyuncusu Anıl’ı disiplinsizlik nedeniyle sessiz sedasız kadro dışı bırakırken medyaya karşı onu korudu, asla oyuncusundan şikayetlenmedi. Sezonun en kritik maçında Trabzon’a karşı 3 yıldızını kenarda oturtma cesaretini gösterdi, ama her gün medyayla sohbet edip cesaretini anlatmadı. Sezon sonunda bence 43-45 puanlarla ligin ortalarında olacaklar, muhtemelen onu da tevazu ile karşılayıp işini yapmaya devam edecek.
Gekas’a sezon ortası değil başında sahip olsalar belki de Avrupa Ligi yarışı yaptıracaktı mütevazı takımına. Gürültücü ligin sakin yıldızı o. Tebrikler Hamza Hoca. Tebrikler Akhisar Gençlik.