Galatasaray'da Ünal Aysan modeli

Galatasaray’da dün yıllardır adı kurtarıcı başkan olarak geçen Sn. Ünal Aysal yönetime talip olduğunu açıkladı.

Ünal Aysal’ın adı ilk olarak Galatasaray’ın kurtuluşu için ortaklık yapılan ancak mevcut kaynakları da emen bir yapıya dönüşen AIG hisselerinin tekrardan devralınması için kaynak yaratılması sırasında geçmiş; hisse devri için kendisinden para alınmış, özellikle Özhan Canaydın’ın nakit sıkıntısı yaşarken neredeyse nefessiz kaldığı günlerde kapısını çaldığı kişi olmuştu.

Sn. Ünal Aysal “geç Galatasaraylı” olmuş bir isimdir. Kuşkusuz kendisi çocukluğundan bu yana takıma gönül vermiş olabilir ancak kulüple ilişkisi, üye oluşu milenyumla birliktedir. Bu nedenle de eğer hafızam yanıltmıyorsa tüzük gereği, o yıllarda adı başkanlıkla anılmasına karşın aday olamamıştı.

Şimdi aradan geçen 10 yıl sonunda görev alabilecek konuma geldi.

Sn Ünal Aysal çok önemli bir kaynakla geliyor. Galatasaray’a nefes aldıracağına kuşku duymamak gerekiyor.

Ancak Pazartesi günü gazetemizden Sn. Murat Sabuncu’nun “Sarı Kırmızı Türkler yönetimi ibra etmeyecek” başlıklı yazısını okuyanlar durumun ne kadar vahim bir tablo sergilediğini öğrenmişlerdir.

“Galatasaray’ın bütçesinin detayına baktığınızda verilen teminat, ipotek, rehin ve haciz toplamının 1 milyar 100 milyon lira tutarında olduğu görülüyor. Çalışmanın 296, 297 ve 298. sayfalarında bu rakamları görmek mümkün. Adnan Öztürk’e bunu ve nasıl halledilebileceğini soruyorum. Yanıtı şu oluyor: 1.1 milyar TL’lik duruma baktığınızda durumun ne derece zor olduğunu anlayabilirsiniz. Ama Galatasaray’da umut bitmez. Size şöyle söyleyeyim. Bankalardan kulüp için şu an yeni kredi bulmak zor. Biz eğer seçim olur da Galatasaray’da yönetime gelirsek, 100 milyon dolarlık bir şahsi kefalete, bu borcun altına kendi imzalarını koyacak bir ekiple çalışmaya başlamalıyız. Bunu düşünüp ona göre hazırlanıyoruz. Mali kongre Galatasaray için yeni bir milat olacak.” (***)

Sanırım aranan 100 milyon dolarlık şahsi kefalet Ünal Aysal’dan başkası değildir.

Arena’nın açılışı sırasında yaşanan sıkıntıların temelinde Galatasaray’ın yıllardır içinde bulunduğu ekonomik kriz nedeniyle oluşan fiili durumun ne kadar etkili olduğunu detaylandırmıştık. Galatasaray yıllardır bu sıkıntıları aşamadığı gibi borç yükü katlanarak büyüdü ve artık içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Kuşkusuz bu durum Galatasaray’ı zorunlu olarak bir takım ilişkiler içine sokuyor. O ilişkiler de bir süre sonra daha büyük sorunlar yaratmış olarak gündeme geliyor.

Sn. Ünal Aysal’ın çok iyi bir işadamı ve yönetici olduğuna hiç kimsenin kuşkusu yok elbette. Peki, spor dünyamızda yöneticilik yapan kişilerin kaç tanesi profesyonel iş yaşantısında başarısız ki? Sn. Adnan Polat için kötü bir işadamı demek mümkün müdür?

Kuşkusuz böyle bir sonuç yok. Zaten iş yaşantılarında başarılı oldukları için o koltuklara oturabiliyorlar.

Kulüp yönetmek başka bir şeydir. Sadece cebinizde para olması yetmez. John Benjamin Toshack'ın sözlerini kullanırsak; "başarıyı satın alamıyorsunuz."

Bugün sportif başarıların paraya dönüştürülmesi en büyük yöneticilik pratiği oluyor. Galatasaray UEFA Şampiyonluğu’ndan zenginlik yaratmak bir yana böylesi borç batağının içine girdi.

Aziz Yıldırım Fenerbahçe Kulübü’nde 30 yıldır yöneticilik son 13 senedir de başkanlık yapıyor. İşin bu kadar içinde olmasına karşın sportif anlamda başarısı sürekli tartışılıyor. Ancak kulüp için yaptıkları sadece Fenerbahçe’ye değil, sporumuza çağ atlattı.

Galatasaray şimdi Aziz Yıldırım’ın adımlarını takip ediyor. Sn. Adnan Polat bu nedenle başarılı yönetim modeline yakın duruyor.

Ünal Aysan’ın bu sistemin içine entegre olur olmaz iş yaşamında edindiği tecrübeleri kulübe uygulayarak garantili bir başarı elde etmesini yaşanmış tecrübeler ışığında mümkün görmüyorum.

Şu bir gerçek ki Ünal Bey futbolu ve onun mevcut ilişkilerini biliyor olamaz. Mutlaka o ilişkileri daha iyi bilen kişileri yönetimine dahil etmek zorunda kalacaktır ve o kişilerin büyük bölümü Galatasaray'ın bugünlere gelmesine neden olan sürecin içinde olan yöneticilerden oluşacaktır.

Schuster ve Portekizliler paketini öğrendik ki bu zaten Avrupa’da da benzer bir kurallar çerçevesinde işliyor.

Mesele cebinizdeki 100 milyon dolarla transferler yapıp, iyi takım kurduktan sonra başarının elde edilmesi midir? Öyle olsaydı Beşiktaş ligden bu kadar çabuk kopmazdı.

Kısacası para ile başarı elde etmek bir tarafa borçlu olduğunuz kişilerin sayısı artmış oluyor. Beşiktaş’ta Demirören modelinde olduğu gibi.

***http://milliyet.com.tr/d/t.aspx?ID=1366883

http://twitter.com/uzaygokerman