Nasıl Başlarsa Öyle Devam Eder

Bu tip maçlar kış öncesi grip aşısı olmak gibidir.
Aşıyı bilirsiniz vücuda güçsüz ya da cansız mikrop verilir. Bedene giren yabancı unsurlara karşı bünye hemen reaksiyon gösterir. Savunma hücreleri çoğalır ve güçlenir, kısa sürede aşı ile verilen mikropları yok eder. Vücut artık zor günlere hazırdır.

Teşbihte hata aranmasın Gazişehir güçsüz ve etkisizdi; aşı olmaktan başka bir durumu da görünmüyordu.

Maç sonu istatistik veriler bunu destekliyor.
Toplam pas 723-226; topa sahip olma oranı %76’ya 24.
İsabetli şut sayısı 9-0 ve skor da zaten 5-0.
Bu sayılar farkı açık bir şekilde ortaya seriyor zaten.

Fenerbahçe maça çok istekli başladı. Zaten ligin ilk maçların sonucuna göre bütün camianın aklında tek bir skor ve amaç vardı; 4-0 kazanmak ve lider olmak!

Dile kolay geliyor olabilir ancak 123 hafta sonra gelecek bir liderlikti bu beklenilen; en son 3,6 sezon önce bu koltuğa oturmuş, ancak dönemin şartlarına göre tutunamamıştı.

Bu maç içinde de çok kritik pozisyonlar ve kararlar oldu. Penaltılar ve gollerin bir kısmı için VAR’ın devreye girmesi gerekti.

VAR’ın olmadığı dönemde tüm takımların kaybettikleri ve haksızca kazandıklarını düşündüğümüzde çok da adil olmayan bir oyun oynandığını da ister istemez düşünüyoruz. Buralarda konuşulacak çok malzeme var!

Küçük bir karar gibi gözüken lehte ve aleyhte bir kararın bir takımın oyununa olumlu ya da olumsuz nasıl etki ettiğine de bu maçtan daha güzel bir örnek olmazdı herhalde.

Nasıl başlarsa öyle devam eder. Biz bunu Fenerbahçe özelinde fazlasıyla tecrübe ettik.

Başta bir teşbihle başladım, oradan devam edeyim. Fenerbahçe’nin geçtiğimiz sezonlarda bir özgüven sorunu olduğu da ortadaydı.

“Yine mi olmayacak, bu da mı girmeyecek, bu da mı gol değil?” soruları futbolcuların ve tabii ki taraftarın iliklerine işlemişti. Aynı zamanda camiayı çok kırılgan, üstelik kendi içine doğru kırılan bir yapıya da dönüştürmüştü.
İşte bunun ortadan kaldırılması için hem bol gol hem özgüven veren bir futbol önemliydi.
Takıma kazandırılan futbolculardan başta Emre Belözoğlu tam da bunu sahada başaracak bir aktördü. Dünkü kırılımın öncüsü oldu.

Ancak Dirar faktörünü konuşmalıyız. Sahada orijinal pozisyonunda oynamayan tek oyuncu olarak, Daum’un Ümit Özat’ı gibi Ersun Yanal’ın sol beki olur mu, yokluktan bir cevher çıkar mı sorusunun cevabı yavaş yavaş şekillenir, sanki.

Oyun genelde bu kanattan kuruldu. Net bir şey söyleyeyim Dirar’ın sol ayağı sağ gibi olsaydı dün en az iki gol daha atardı.
Bu arada ileride birbirinin yerine dönerek oynayan Kruse ve Muruqi’nin de rakip savunmanın tüm yapısını darma dağın ettiğini de ekleyelim.

Vedat öyle bir gol attı ki Kadıköy’de en son böylesine gösterişli golü ne zaman izlemiştik, hatırlamak bile güç.
Vedat yukarıda söz ettiğim özgüven vurgusunun en kritik unsuru olacaktır!
Yıllar sonra Fenerbahçe ve rakibi bilecek ki Vedat var!

Buraya kadar güzelleme yeter mi?
Keyfini çıkardı mı Fenerbahçeli?
Kuşkusuz bir Kırlangıçla bahar gelmez. Bundan sonrası biraz daha dikkat istiyor.

Bir başka gerçek var ki 3-0 olduğu 24. Dakika ile 4. golün atıldığı 74 arasındaki bölüm öyle çok da üretken değildi.

Fenerbahçe’nin bir oyun kurgusundan söz etmek için de çok erken.
Sezon içinde sıklıkla bu konuyu gündeme getireceğim; futbol kuşkusuz yetenekli ve kaliteli futbolcularla güzelleşiyor ama bu artık yetmiyor. Mesele sadece futbolcunun sahada şapkadan tavşan çıkarmasına indirgenemez.

Gazişehir bir ölçü vermiyor; hatta bu bakış açısıyla çok da bilinen bir gerçek vardır hata da yaptırır.

Savunmada bir arada oynayan futbolcuların sert rakipler karşısında nasıl tepki vereceğini tecrübe etmeden bilmek zor.

Takım kurgusu artık savunmadan itibaren başlıyor.
Ama güzel bir galibiyet.
Ferdi’nin gol atması gecenin en özel anıydı.
Yıllar sonra Fenerbahçeli bunun keyfini çıkarsın, mutlu olsun.