“12 Eylül dönemi”nde mahkeme kararıyla idam edilenlerin son mektuplarını ağlayarak, hıçkırarak, sözleri boğazında düğümlenerek okuyan Başbakan Erdoğan eleştiriliyor:
“Şimdiye kadar neredeydin?”
Biz bunu bilemeyiz, ama duruma uygun bir fıkra biliriz...
Yeniçeri, Yahudiyi yakalamış hesap soruyor:
“Ulan sizler Hazreti İsa’yı çarmıha germediniz mi?”
Yahudi şaşkın:
“O iş yüzlerce yıl önce olmuş, ben ne bileyim!”
Yeniçeri dinlememiş bile:
“Ben yeni duydum!”
Başbakan da idam mahkûmlarının son mektuplarını yeni öğrenmiş olmalı...
* * *
İnşallah aynı yanılgıya düşmeyiz.
Kürt sorunu başladığı zaman “Kürt yoktur, onlar dağ Türkleridir!” safsatasına hem inananlar oldu, hem de inandırmaya çalışanlar, üstelik karşı çıkanlara “hain” damgası vurarak...
Eğer bugün “mecburen” tartıştığımız konular, o günlerde tartışılır olsaydı, belki bir yerlere varmış olurduk...
“Mecburen” yani zorunlu deyimi belki dikkatinizi çekmiştir, evet “terörle bir yere varılamaz” safsatası şimdilik bu durakta “mecburen” durmaktadır.
* * *
O gün “Kürt yoktur!” diyenler, korkarız şimdi de “PKK ile Kürt halkı aynı düşünmüyor” yanılgısına düşmezler.
Bugün Meclis’teki BDP’nin milletvekilleri İmralı’nın isteğiyle bağımsız aday olmadılar mı?
Oldular!
İmralı’nın desteğiyle seçilmediler mi?
Seçildiler...
Eeee, hani PKK ile Kürt halkı ayrı düşünüyordu!
Ayrı düşünenler vardır, ama “aynı” düşünenler de vardır.
Onun için kolaya yaslanıp gaflete düşmeyelim.
* * *
Tartışmalara dikkat ediyorsanız, ne kadar iri iri laflar havada uçuşuyor görüyorsunuz, içlerinin dolu dolu olmadığı da belli değil, çoğu hükümetin “açılım”ı gibi...
Mesela “Demokratik Hak ve Özgürlükler” kavramı hep ağızlarda...
Bu demokratik haklardan biri anadilde Kürtçe eğitim.
Bu olabilir mi?
Neden olmasın!
* * *
Prof. Dr. Nurşen Mazıcı örnek veriyor, hem de Amerika’dan...
Meksika’dan alınan eyaletlerde yaşayanlar “Hispanik” Amerikalılar, İspanyolca eğitim hakkı istiyorlar, eyalet meclisleri bu isteği kabul ediyor, İspanyolca eğitim veren “özel” eğitim kurumları açılıyor.
* * *
Dikkat edilirse “özel eğitim kurumları”dır bunlar.
Prof. Mazıcı, Kürt aydınların ise bu kurumların devlet tarafından açılmasını ve finanse edilmesini istediklerini söyler, öyle anlamıştır...
Bunun hesabı kitabı var mıdır?
Bu hesabı yapıp yapmadıklarını bilmiyoruz ama Sayın Prof. Mazıcı‘da bunun hesabı vardır:
“Türkiye’de 67 binden fazla Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okul bulunmaktadır. Demografik yapı ve ulus devlet modeli baz alındığında, azınlık okullarının dışındaki okulların tümünde Kürt kökenli öğrenci bulunma olasılığı, kuramsal olarak yüzde 100’dür. Ve Kürtçe, dilbilimcilere göre beş lehçeye (Kurmanci, Kelhuri, Sorani, Gorani ve Luri) ayrılmaktadır. Her bir okulda bir tane bile Kürt öğrenci bulunsa, bu hak verildikten sonra bu dört lehçede eğitim veren derslikler açılması yasal bir zorunluluk haline gelir ki, bu da pratikte 200 bin ila 250 arasında derslik ve 500 binden fazla Kürt öğretmen demektir. Yani, bu hak talebini İsviçre, İsveç gibi ulusal gelirleri 30-40 bin dolar olan devletler bile finanse edemeyeceği gibi, Türkiye’nin finanse etmesi hiç mümkün değildir. Böylece bu hak talebi gerçekçi, akılcı ve uygulamaya dönüşebilecek bir hak talebi değildir.”
* * *
Prof. Mazıcı “Özerk Kürdistan Tartışması” başlıklı yazısında amacının “Demokratik hak ve özgürlük istediklerini söyleyenlerin, bu kavramları doğru kullanmalarına ve bizleri yanıltmamalarına bir katkı sağlamaktadır” diyor.
Çünkü kulağa hoş gelen bu pozitif içerikli kavramlar, yanlış ya da çarpıtılarak kullanılırsa, bir toplumda istenmeyen nahoş sonuçlar doğabilir.
Tedavisi gayri kabil bir hastalığımız da budur ya!
——
(x) Özerk Kürdistan Tartışması/Prof. Dr. Nurşen Mazıcı-Siyaset Bilimci. M.Ü. öğretim üyesi
Bul

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...