Bu hafta vizyona giren “Kocan Kadar Konuş” komik mi komik, eğlenceli mi eğlenceli, enteresan mı enteresan, bir romantik durum komedisi… Romantik komedilere yeni bir tat katan film, Türk aile yapısını, kadınları ve erkekleri inceleyerek, onlar arasındaki ince ayrımı bulmaya çalışıyor. İlişkilerin kuralı olur mu demeyin, çünkü oluyor, yapmanız ve yapmamanız gereken davranışlar buna güzel bir örnek. Bunun haricinde, aceleci olmayıp, kimsenin sizi yönetmesine izin vermemeniz gerekiyor.

Tipik Türk aile yapısı nasıldır diye sorulduğunda nasıl bir cevap verirsiniz? Herkesin benzer cevaplar vereceğine dair şüphemiz yok. O halde hemen anlatalım: Eğer 30 yaşını geçtiyseniz ve halen bekârsanız evde kalmış bayan sıfatını yakıştırırlar hemen. Bunun sebebi de elalem ne der baskısıdır, çoğu zaman bu baskılar sizi öyle bir bezdirir ki feleğiniz şaşar. Sonra ilk bulduğunuz adama yapışıverirsiniz ve koca arayan bir kız imajını da, yansıttınız mı eyvah eyvah!

Eğer tepenizde şakayla karışık, sürekli evlen evlen diye baskı yapan bir aileniz varsa ve evlenmek cazip geliyorsa hemen koca aramaya başlarsınız, ama bir şeyi unutmamak lazım: flört ettiğiniz adamlar sizinle evlenmeye razı gelmeyebilir, onu elde tutmanın yolları evlilikten hiç bahsetmemektir yoksa sizi itici bulurlar. Genelde erkekler evlilik mevzusunun açılmasından pek hoşlanmazlar.

Şimdi diyorsunuz neden tüm bunları anlattınız, anlattık çünkü bu hafta vizyona giren “Kocan Kadar Konuş” bu yazdıklarımızı hem komik, hem de masalsı bir şekilde anlatıyor. Şebnem Burcuoğlu’nun aynı isimli romanından adapte edilen film, erkek-kadın ilişkilerinde yeni bir pencere açarak, ateş ile baruttan pek farkları olmayan erkekler ile kadınların yaşadıklarını kendi kriterlerine göre yansıtıyor.

KADINLAR SÜSLENMEYİ, ERKEKLER DE FUTBOL MAÇI İZLEMEYİ ÇOK SEVERLER

Kadınların göze güzel gözükmelerinden tutun da, sosyal medya kurdu oluşlarına kadar, her şey yakın merceğe alınıyor. İdealist kadın tipine çarpı atan film, çok okumanın, çok bilmenin evlilik için, işe yaramadığını savunarak, kadınların her daim bakımlı ve süslü olmaları gerektiğinin altını fosforlu kalemle çiziyor. Tam fosforlu hem de! Hayatlarının birçoğunu kuaförde güzelleşerek geçiren kadınlar, erkeklerin dikkatini çekmek adına tüm hünerlerini gösteriyorlar, bir de trip mevzusu var ki, tam Türk Kadınının yapacağı türden! Türk kadınları hakkında bir başka detaya daha ışık yakalım. Hikâyeye konu olan Türk kadınının, dizi izlemeyi çok sevdikleri için ne söylenebilir peki? Hatta çoğunun hemen hemen benzer zevkleri var. Erkeklerin de futbol mevzusunu unutmayalım.

Kadınları anlamak zordur derler, peki ya erkekleri anlamak kolay mı? Bazı erkekler âşık olduklarında kolay kolay itiraf edemezler ve bu duyguyu yıllarca içlerinde saklarlar. Diyelim ki âşık olduklarını söylemeye karar verdiler, işte o zaman kendilerini iyi ifade edemezler ve korkup kaçarlar. Erkekler kapalı bir kutu gibidirler, şayet anahtarı size verirlerse şanslısınız demektir.

Hazır erkeklerden bahsetmişken araya ufak bir not düşelim. Filmde börek yapan bir baba karakteri var, sanırız evdeki bayanlar onu da kendilerine benzetmişler. Şu bir gerçek ki; insan olduğu gibi olmalıdır, hamurunda işve ve cilve yoksa yapacak bir şey yok. Zorla güzellik olmaz öyle değil mi?

‘Türkler gösterişi sever’ olgusu ile hikâyedeki Türk aile yapısını olduğu gibi ortaya koyan filmin bazı sahnelerinde kadınların, erkeklere kolayca teslim olma diye veryansın edişlerini gözümüzün önüne getirdiğimizde, gündelik yaşamla olan bağını daha da net kavrıyoruz. Aslında bir bakıma doğru, kedi ulaşamadığı ciğere mundar dermiş. Aynısı erkekler için de geçerli. Kolay ulaşılan bir lokma olduğunuzda, sizden sıkılıp yeni arayışlara girerler. Ama size liseden beri âşık bir adam varsa ve yıllar sonra karşınıza çıkıyorsa, işte o zaman iş değişir. 

EFSUN VE SİNAN BİRLİKTELİĞİ

Burada devreye Efsun ve Sinan girer. Efsun ve Sinan etrafında gelişen olaylar, bir ilişkide olması ve olmaması gereken olayları perdeye tutturuyor. Erkek ve kadın ilişkileri üzerine bazı ufak dersler veren film, kadınların ve erkeklerin dışarıdan nasıl gözüktüklerine dair güzel bir kriter belirliyor. İnsan dışarıdan nasıl gözüktüğünü bilemediği için, bu yolla öğrenmiş oluyor. Yalnız olduğu zamanlarda veya dara düştüğü durumlarda bir hayaletle nam-ı diğer akıl hocası ile konuşan Efsun, ondan bazı tavsiyeler alıyor. Bu hayaleti bir anlatıcı olarak belirleyen film, Efsun karakterini kendi kendine konuştuğunu göstermemek için, böyle bir tercihte bulunuyor, bu da filme ayrı bir renk katıyor. Efsun’un monolog konuşmalarını ve iç seslerini güzel kullanan film, bizi Efsun’un hayali dünyasına davet ediyor, o dünyada Efsun’un sevinçlerini ve üzüntülerini paylaşıyoruz. Wes Anderson’ın masal dünyasından bazı kesitler sunan hikâye, hayallerin inandığımız zaman gerçeğe dönüşebileceğini ortaya çıkararak, kendi hikâyemizi yalnızca kendimiz yazabileceğimizi simgeliyor. Etrafınızdaki insanlar her ne kadar şunu şöyle yap, bunu böyle yap dese de, sizi ancak, siz en iyi şekilde tanırsınız.

Bunları güzel şekilde bir araya getiren film, mizahın dibine vurarak romantik ilişkilerin eti ve kemiği olan eğlence dolu anları, komik bir biçimde seyirciyle paylaşıyor ve filmin her karesinde kahkaha atıyorsunuz. Espriler o kadar yerinde ki yapay kokmuyorlar, sadece güldürmek amaçlı yapılmadıkları aşikâr! Durum komedisi örneğini iyi temsil eden film, karakterlere getirdiği farklı kanla, seyircilere yok artık dedirtiyor. Sanki kendimizi seyrediyoruz. Şu sıkıntılı günlerimizin en büyük ilacı olan film, düşüncelerimizi, örflerimizi, adetlerimizi, saplantılarımızı, yaşayış biçimimizi ve kurallarımızı şakaya vurarak aktardığı için filme olan sempatimiz daha da artıyor. Saçma sapan klişelerden uzak duran film, bel altı esprilere başvurmadan, kendinden bekleneni fazlasıyla yapıyor ve seyircilerle özdeşlik kurmaya çalışıyor.

Yalnız filmle ilgili ufak bir eleştirimiz olacak. Filmdeki bazı sahnelerde keşke şu sahne bu kadar uzamasaydı da ilerleyen sahnelere rahatça geçebilseydik diyoruz, yönetmen sanıyoruz ki çektiği sahneleri atmaya kıyamamış. Keşke o sahneler hiç olmasaydı. Ona rağmen çok büyük bir sorun teşkil etmediğini belirtelim. Ezgi Mola’nın usta oyunculuğu sayesinde, her şeyi aniden unutuveriyoruz, Mola bizi inandırmak için oynamıyor, bu yüzden de canlandırdığı karakterin içine rahatça girebiliyor. Seyirci sanki yaşadığı olayların yansımasını izliyor perdede…

Sonuç olarak; “Kocan Kadar Konuş” hayaller ve gerçeğin arasında bocalayıp duran Efsun karakterinin stilize edilmiş haliyle bizi baş başa bırakarak, irade ve inancın hayat için çok önemli olduğunu belirtiyor.  Tabi buradaki en önemli vurgu; kendiniz ile barışık olabilmeniz. Başkalarının önerileri ile siz başka biriymiş gibi davranmak zorunda kalıyorsanız, bu da karşınızdaki insanı sizden uzaklaştırıyor. Tüm bunları filmde izliyor olmak, hikâyeye bizi zamk gibi bağladı. Hele o kaliteli mizah yok mu, işte o filmi katbekat öne çıkardı.