FİLİZ ALİ

20. yüzyılın ünlü Rus bestecisi D. Şostakoviç eğer yaşasaydı 25 Eylül’de 100 yaşında olacaktı. 20. yüzyıl Sovyet Rusya’sının tüm savrulmalarını ve ağırlığını zayıf omuzlarında taşımaya çalışmış bir müzisyen hayatı onunki.

Sovyet sisteminin kültür politikalarının çeşitli kısıtlamaları, baskıları, göz dağı vermeleri Şostakoviç’in hayatını ve müzikal ürününü bir çelişkiler yumağı haline getirdiğinden, bugün bile bestecinin gizli bir rejim karşıtı olup olmadığı tartışılmakta.

Avangard akıma veda
 Çünkü 1927’de “Ekim Devrimi”ni övdüğü 2. Senfoni’sini yaratan, aynı yıl Gogol’ün ünlü “Burun” öyküsünü müthiş bir hiciv operasına dönüştüren, 1929’da zamanın avangard sanatçıları Meyerhold, Rodçenko ve Mayakovski ile işbirliği yapıp Mayakovski’nin “Pire” şiirini müziklendiren, 1934’de “Mtsensk Semtinin Lady Macbeth’i” operası ile Sovyet avangard akımının ilk öncü operasını besteleyen Şostakoviç, 1936’da Pravda’da çıkan bir eleştiri yazısının ardından aniden avangard akıma veda etmişti. Başka çaresi var mıydı, peki? Eleştiriyi Stalin’in yazdırdığı ve “büyük terör”ü başlattığı biliniyordu. Nitekim aynı yıl Şostakoviç’in yakın çevresindeki sanatçıların hemen hepsi ya dönüşü olmayan bir sürgüne gönderildiler ya da öldürüldüler.

1936’da formalistlik ile suçlanan Şostakoviç, 1937’de nedamet getirmek zorundaydı. Ve önceki eserlerine oranla tamamen geleneksel ve hatta konservatif denebilecek üsluptaki 5. Senfonisi’ni besteledi. Senfoni büyük başarı kazanmıştı. Hele 1941’de Leningrad kuşatması sırasında bestelediği 7. Leningrad Senfonisi ile ünü doruğa çıkmıştı.

Stalin peşini bırakmadı
Ne var ki Stalin, bestecinin peşini bırakacağa benzemiyordu. 1948’de Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Andrei Jdanof, “Tarihsel Karar” diye nitelendiren ünlü konuşmasında şair Anna Ahmatova ile Şostakoviç, Prokofief, Haçaturyan gibi bestecileri “burjuvalık”la ve “bireycilik”le suçladı.

Üstelik suçlamakla kalmadı, resmen halk huzurunda nedamet getirmeleri de istendi. 1948 sonrasında Şostakoviç’in eserleri üçe ayrılıyordu.

Kirayı ödemek için yazdığı film müzikleri. Partinin gözüne girmek ve günah çıkarmak için yazdığı resmi ağza uygun eserler. Örneğin Stalin’i öven “Ormanların Şarkısı” Kantat’ı. Bir de yazı masasının çekmecesinde saklanmak üzere bestelenen ciddi eserler. Şostakoviç’in çilesi Stalin’in ölümü ile sona erdi diyebilmek isterdim ama ne yazık ki bu dönemde bestecinin sinirlerinin laçka olduğunu, karısının öldüğünü, yeniden evlendiğini, anlaşamayıp, üç yıl sonra boşandığını; bu arada film müzikleri yazmaya devam ettiğini görüyoruz.

Yahudi karşıtlarından tepki
1953 ile 1960 yılları, yine de 10. ve 11. Senfonilerin, 2. Piyano Konçertosu ile 1. Viyolonsel Konçertosu’nun, ayrıca çok sayıda oda müziği eserinin yaratıldığı verimli bir dönem. Ve nedendir bilinmez, Şostakoviç 1960 yılında Komünist Partisi’ne kaydını yaptırır. Zorlanmış mıdır? Politik baskı sonucu mu, yoksa korkaklıktan mı bu işi yapmıştır? Bugün, Rus entelektüelleri ve sanatçılar hâlâ bu konuyu tartışmaktan bıkmıyorlar.

1962’de İrina Supinskaya ile evlenen besteci, aynı yıl şair Yevgeni Yevtuşenko’nun şiirleri üzerine “Babi Yar” alt başlığını verdiği 13. Senfonisi’ni besteleyip bu kez Yahudi karşıtlarının oklarını üzerine çekti.

Gitgide sağlığı bozulan Şostakoviç, birkaç kalp krizi, sağ elinin kısmi felç olması derken 9 Ağustos 1975’te akciğer kanserinden yaşama veda etti.

Son yıllarında saygınlığa kavuşmuştu. Bütün dünyada tanınıyordu. Her ne kadar Pierre Boulez gibi besteciler onun “ikinci, hatta üçüncü sınıf bir Mahler” olduğu yolunda eleştiriler yapsalar da eserleri bugün bütün dünyada çalınıyor ve çalınmaya devam edecek.