Sosyal medyada ne kadar kendiniz gibisiniz?

Sosyal medyanın hayatımız üzerindeki gücü her geçen gün artarken, ondan uzaklaşmak da aynı oranda imkansızlaşıyor. Paylaşım yapmadığımız, birbirimizi 'stalklamadığımız' tık'sız bir anımız yok! Bu durum önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: İçine düştüğümüz bu sosyal medya çukurunu kontrol edebiliyor muyuz yoksa bu çukur çoktan hayatımıza, kişiliğimize ve hatta yargılarımıza yön vermeye başladı mı? İnsanın mükemmel olma arzusu, başka bir 'sosyal kimliğe' bürünmeye mi zorluyor?


 

Sosyal medyada ne kadar kendiniz gibisiniz?

Sosyal medya kullanıcılarının her biri, herkes üzerinde büyük bir güce sahip. Bu güç bazen, bir anda moda olan bir saç tacına sahip olmak veya hiçbir niteliği olmayan video serilerine katılmak olarak kendini gösterse de, aslında o kadar masum değil. Sosyal medyanın kitleleri bir arada tutma, örgütleme, yönlendirme ve en önemlisi yönetme gibi son derece tehlikeli olabilecek yönleri de var. Bu da kullanıcıları fazlasıyla önyargılı ve agresif bireyler olmaya zorluyor. Günün sonunda, bu önyargılı ve agresif kimseler, aslında inanmadığı görüşleri savunan, olmadığı gibi görünen, kendi kişiliğinden tamamen uzak bireyler haline geliyor. Olmadıkları bir kişiliğe bürünmeleri yetmezmiş gibi, kendileri gibi bu batağa düşmeyenleri, yeni tabirle 'linç etmekten' de geri kalmıyorlar. Böylece, her sosyal medya kullanışınızda, fotoğraflarınızın hangi açıdan çekileceğinden, hangi marka ve model ayakkabı giyeceğinize kadar her adımınıza karar veren, öfkeli, agresif ve yargılayıcı insanlardan oluşmuş bir topluluğun karşısına çıkıyorsunuz.

Sosyal medyada (aslında herhangi bir toplulukta) var olabilme arzusu duyan her insan, o topluluğun değer yargılarına ve kalıplarına uymayı kendine görev ediniyor. Böylece etrafta 'fabrikasyon' insanlar görüyoruz. Aynı şekilde giyinen, aynı mekanlarda vakit geçiren, aynı şeylerden zevk alan; yani neredeyse birbirinin aynısı olan insanlar etrafta gezinmeye başlıyor. 

 

Uzak durmak imkansız

 

 

Her geçen gün kendimizi bir 'akımın' içinde buluyoruz. Şöyle bir düşünün; sadece şu birkaç ay içerisinde kaç akım atlattık? Dahası bu akımlara kapılıp gitmediğimizi iddia etsek de, sayfayı her yenilediğimizde, belleğimizde bir yerlerde bu akımlar yerini buldu. Anlayacağınız, 'bilmem ne challenge' yapmasanız bile, zihniniz bu 'bilmem ne challenge'ı yapmamak için ayrı bir 'challenge' yaşıyor...

Bu yazıyı okurken; akımların hiçbirine kulak asmadığınızı, sosyal medyanın üzerinizde hiçbir etkisi olmadığını söylüyor olabilirsiniz. O zaman soruyorum: Hiç Kardashian poposu istemediniz mi? Ya da spora ne zaman başladınız? Sixpack'leriniz çıkmaya başladı mı? Sık sık kontrol ediyor musunuz? Hiç estetik yaptırma ihtiyacı duydunuz mu? Hadi daha masum bir soru sorayım: Sağlıklı yaşam, glütensiz beslenme, alkali diyetler, pilates... Aslında hep aklınızda olan şeylerdi değil mi? Belki yemek yeme eylemine, 'beslenme' demeye bile başlamış olabilirsiniz! Belki marka giymiyorsunuz ama üzgünüm bu etkilenmediğiniz anlamına gelmiyor... 

 

Öyle olmak zorundaymışsınız gibi hissettiriyor

 

 

90’ların sonundan itibaren hayatımıza iyiden iyiye giren sosyal medya ile güzellik algımızın, toplum yaşantımızın, aile ilişkilerimizin, dostluklarımızın ve daha nicesinin nasıl değiştiğini bir düşünün. Daha doğrusu 'nasıl değişmeye zorlandığını'... 

Toplum içinde bir birey olmaya çalışmak, artık sosyal medya kurallarına uymaktan geçiyor. Bizler bu kuralların bazılarını bizzat oluşturuyor, bazılarının ise uyulmasına yardımcı oluyoruz. Her ne kadar "Yapmıyorum" desek de insanları yargılıyor; bazen kendimizi 'herkes gibi' olmaya zorluyoruz. 'İyi ve kabul edilebilir' biri olduğumuzu kanıtlamayı o kadar çok arzuluyoruz ki, karşılarına en güzel görüntümüzle, en kabul görecek görüşlerimizle çıkıyoruz. Sonunda  her geçen dakika değişen sosyal medya modalarına ayak uyduramayan bedenimiz ve zihnimiz kendini dışlanmış ve yalnız hissediyor. Fakat bunu hissettiren sosyal medyaya da bir o kadar bağımlı hale geliyor...

 

 

Artık büyük göğüslü, küçük burunlu ve zayıf hatlara sahip kadınların daha güzel görüldüğü, akraba ziyaretlerin 'formalite' olmaya başladığı, özel günler için bildirim yayınlamazsak insanların nasıl haberdar olup kutlama mesajlarını DM’lerimize göndereceği, düğün ve doğum kliplerinin evlenmenin ve çocuk sahibi olmanın olmazsa olmazları olduğu bu yeni dünyanın insanı ileriye mi yoksa yozlaşmaya doğru mu gidiyor; düşünmeyi size bırakıyorum... 

 

 

 

Gelecekte daha tehlikeli olacak

Sosyal medya gelecek ile ilgili büyük tehlikeleri ve soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Günümüzde her doğan bebeğin sosyal medyanın etkisiyle gelecekte potansiyel bir küfürbaz, bir kültür tahribatçısı, olduğunu bilmek size rahatsızlık vermiyor mu?

Bana kalırsa çocuklarınıza özel fotoğraflarınızı albümler yerine Instagram üzerinden, yakın arkadaşlarınızla buluşmalarınızı mekanlar yerine Facebook'tan, anı ve düşüncelerinizi de günlük yerine Twitter'dan göstereceğiniz zamanlar gümbür gümbür geliyor. 

 

 

Peki neden bizim için bir zamanlar çok özel olan fotoğraf albümlerini, yakın arkadaşlarımızı ve anıları, tüm dünyanın erişebileceği platformlarda paylaşma ihtiyacı duyuyoruz? Mantıklı bir açıklamanız varsa benimle paylaşın lütfen... 

Bana kalırsa bunun tek açıklaması, içine düştüğümüz sosyal medya çukurunu yeni evimiz veya yeni dostumuz olarak görecek kadar, berbat bir şekilde hayatımızın merkezine koymuş olmamız... 

Vakit geç olmadan sosyal medyanın hayatınızı ve düşüncelerinizi daha fazla yönlendirmesine izin vermeyin! Zira milyarlarca insanın bulunduğu bir dünyada herkesin istediği gibi olabilmek mümkün değildir. Zaten buna hiiiç gerek yoktur...

Bu makaleye ifade bırak