Efsaneye göre suda yapılan ilk tıbbi doğum ondokuzuncu yüzyılın başlarında Fransa'da gerçekleşti. Doğum yaptıran kişiler kırksekiz saat doğum sancısı çeken bir kadına yardımcı olmaya çalışıyorken ebelerden biri ılık bir banyonun rahatlamasına yardımcı olabileceğini önerdi. Anlatılana göre kadın küvete sokulduktan kısa bir süre sonra bebek dünyaya gelmişti.

Igor Tjarkovsky adlı Rus araştırmacı çağdaş suda doğumun babası olarak bilinir. 1960'larda suda doğum için özel bir havuz tasarladı ama suda doğum trendi Batı'da 1980'lerden önce pek itibar görmedi. Tıp müessesesinin bu konuya yaklaşımı pek umut verici olmadı. Tıp dergilerinde ve popüler basında doktorlar suda doğumun çok tehlikeli, enfeksiyon ve boğulma gibi göze almamayacak risklerle dolu olduğunu açıkladılar. 1999'da Londra'daki Çocuk Sağlığı Enstitüsü'nden Ruth Gilbert ve Pat Tooker, suda doğumun geleneksel metodlar kadar güvenli olduğunu ve bu karamsar yorumların çok asılsız olduğunu gösteren bir rapor yayınladılar.

Daha yakın bir tarihte 2005'te italyanların yaptığı bir çalışma suda doğumun güvenilirliğini kanıtladı ve birçok avantajı olduğunu ortaya koydu, italyan araştırmacılar tek bir kurumda sekiz sene içerisinde yapılan 1600 suda doğumu aynı süre içerisinde gerçekleştirilen geleneksel doğumlarla karşılaştırdı.

Öncelikle ne annelerde ne de yenidoğanlarda enfeksiyonda bir artış görülmedi. Aslında suda doğum yenidoğan bebeklerde aspirasyon pnömonisine karşı ek bir koruma sağlıyordu. Bebekler havayı yüzlerinde hissetmeden nefes almaya çalışmıyorlardı; su altındayken, tüm memelilerde görülen yaygın dalma refleksi onları nefeslerini tutmaya zorluyordu. (Fetüsler anne karnmdayken "nefes alabilirler", ama aslında havayı değil akciğer gelişimi için çok önemli olan amniyotik sıvıyı içlerine çekerler). Bebekler geleneksel yolla doğduklarında, havayı yüzlerinde hisseder hissetmez nefes almaya başlarlar, doktor yüzlerini temizlemeden derin bir nefes alırlarsa, bu akciğerlerinde aspiras-yon pnömonisi adı verilen akciğer enfeksiyonuna neden olan fekal parçaları yani "doğum kalıntılarını" içlerine çekmelerine neden olur. Ama su altında doğan bebeklerde bu risk ortadan kalkar; su yüzüne çıkana kadar feöal dolaşımda kalmaya devam ederler dolayısıyla su yutma riski ortadan kalkar ve ebeler bebek hala su altmdayken yüzünü iyice temizleyebilirler ve daha sonra onu su yüzüne çıkarır ve ilk nefesini almasını sağlarlar.

Araştırma daha pek çok faydayı ortaya çıkarmıştır, ilk bebeklerini suda doğuran annelerde sancılanmanın ilk aşaması daha kısa sürmektedir. Suyun endişeleri mi giderdiği veya yorgun kasları mı rahatlattığı tam bilinmesede bir şekilde doğumu hızlandırmaktadır. Suda doğum yapan kadınlarda, hastanede yapılan doğumlarda yırtılmayı önlemek için vajinanm girişine yapılan cerrahi kesiler olan epizyotomi ihtiyacı büyük ölçüde azalır. Çoğu zaman buna gerek bile kalmaz çünkü su açılmaya yardımcı olur.

Belki de en önemli nokta suda doğum yapan kadınların ağrı kesiciye ihtiyaç duymamasıdır. Doğumlarma suda başlayan kadınların sadece yüzde 5'i epidural istemiştir ama buna karşılık geleneksel yolla doğum yapan kadınların yüzde 66'sı epidural istemektedir.

Yenidoğan bebeklerin sudaki davranışları, suda yaşayan maymun teorisinin suyu desteklediğine dair umutlandırın bir iddia ortaya koyar. Myrtle McGraw adlı çocuk gelişimi araştırmacısı bu şaşırtıcı yetileri 1939'da belgelemiştir; minik bebekler refleks olarak nefeslerini tutmakla kalmayıp aynı zamanda suda ilerlemelerini sağlayan ritmik hareketler de sergilerler.

Kaynak: Yaşamın İnanılmazları Kitabı