Sevgili Pembenar okurları;
 
‘’Süper İyi Günler’ Oyunu Tiyatro Sahneleri’ nde tiyatro severler ile buluştu. Sosyal sorumluluk projesi kapsamında sahnelenen oyun, Asperger Sendromlu 16 yaşındaki Christopher Boone’ un zengin düşünce dünyasını konu alıyor. Mark Haddon’ un ünlü romanından uyarlanan ‘’Süper İyi Günler’’ Oyunu şuana kadar londra West End ve New York Broadway başta olmak üzere, dünya çapında "The Curious Incident of the Dog in the Night-Time" adıyla 3 milyondan fazla seyircinin beğenisine sunuldu. Başrollerini Emir Özkan, Ayça Erturan, Korel Cezayirli, Didem İnselel ve Celil Toyan gibi başarılı oyuncuların paylaştığı Oyunda, yönetmen koltuğunda Nedim Saban yer alıyor. 
 
Süper İyi Günler Oyunu' nun yönetmeni ve oyuncuları ile oyundan, karakterlerden ve Otizm'^den bahsettiğimiz iki bölümden oluşan keyifli bi röportaj gerçekleştirdik. Öyleyse buyurun röportajın birinci bölümüne geçelim.
 
Nedim SABAN
‘’Süper İyi Günler’’ oyunundan biraz bahsedebilir misiniz?
Oyunumuz öncesinde Londra West End ve New York Broadway başta olmak üzere dünya çapında "The Curious Incident of the Dog in the Night-Time" adıyla 3 milyondan fazla seyirciyle buluştu. "Tony ve Oliver gibi prestijli ödüllerinde “En İyi Oyun” olmak üzere nice ödüle layık görüldü. Gerçekten keyifli ve etkileyici bir oyun. Dünyanın on beş farklı diline çevrilen eser 32 ülkede yayınlanarak gençlerin çok sevdiği bir kahramanın öyküsüne dönüştü. Bende bu oyunu yurtdışında izlediğimde beni çok heyecanlandırmıştı. Bu oyun bize öğretiyor ki; sizden olmayanı da sevebilirsiniz, yeter ki tanıyın. Sizden farklı olan sizin anlamadığınız insanlar ya da arkadaşlarınız aslında çok zengin dünyalara sahip, biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. Kesinlikle bir duygu sömürüsü olmadan onlarla birlikte dünyada yaşadığımız şeylere onlarla gülebiliyor, eğlenebiliyoruz. Bu eğlenceli dünyamızı görmek isteyen herkesi oyunumuza bekliyoruz.
 
Emir ÖZDEN
Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Ben Emir Özden, 23 yaşındayım. Adıgüzel sanatlar lisesi tiyatro bölümünden mezun oldum. Akabinde Kadir Has Üniversitesi tiyatro bölümünü kazandım. Fakat okulumu o dönem çalıştığım dizi sebebiyle dondurmak zorunda kaldım. Şu anda ise yoğun çalışma temposu sebebiyle devam edemiyorum. Kendimi yoğun bir şekilde tiyatro sahnelerinde buldum. Kadıköy’de Küçük Salon’da ilk olarak Goethe Faust’u oynadım. Ardından Franz Kafka’nın Şato eserinin oyununda yer aldım. Şimdi de Nedim Bey ile Süper İyi Günler oyununu sahneye aktarıyoruz.
 
Yeni bir teknoloji söz konusu, bu teknolojiyi bize anlatır mısınız? Sizin için nasıl bir deneyim bu durum?
Seksen metrekarelik led ekranlarla kurulu bir dekorla oynuyoruz ve animasyonlarla iç içe geçilmiş bir şekilde sahnedeyiz. Biz aslında seyir zevki sunuyoruz, görsel bir deneyim sunuyoruz. Böyle bir oyunun içinde yer almak benim için zaten çok gurur verici bir durum. Bir de böylesine güzel ve farklı bir dekor ile sahneye çıkınca oldukça etkileyici bir tecrübe oluyor benim için.
 
Ayça ERTURAN
Süper İyi günler Oyunu’nda canlandırdığınız karakterden bahsedebilir misiniz?
Süper İyi Günler otizm farklılığına sahip asperger sendromlu bir çocuğun hikayesi. Ben Cristopher’ın annesini canlandırıyorum. Karakterim bir anne olmanın yanı sıra otizmli bir evlada sahip. Annesi evladına sahip çıkması gerekirken onu ihmal etmiş. Çocuğunun gereklilikleri ve ihtiyaçları ona fazla geldiği için bu durumdan kaçmak istemiş ve evi terk etmiş bir kadın. Açıkçası bunu neden yapmış olabilir diye karakteri bir süre anlamaya çalıştım. Karakterimin yaşadıkları da çok zor, otizmli bir evlada sahip olmak büyük sabır ve özveri gerektiriyor.  Otizm farklılığına sahip çocukların anne ve babalarının daha fazla sabırlı olması gerekiyor çünkü çocuğunuz size 7/24 ihtiyaç duyuyor. O açıdan karakterime bazen çok kızıyorum. Fakat bir süre sonra çocuğumun kıymetini anlıyor ve onun için ifade ettiğim şeyi fark edip ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Aslında dönüşümü açısından çok tatlı ve iyi bir karakter.
 
Oyunda Christopher Boone’ un annesine hayat veriyorsunuz. Sizce bu rahatsızlığa sahip bir annenin çocuğu için en büyük kaygısı nedir?
Genelde bunu sosyal medya hesabım aracılığı ile bana yazan otizmli bireylerin annelerinden ‘çocuğumuzdan önce ölmekten çok korkuyoruz’ ifadesine göre cevaplayabilirim. Çocuklarımızın bize her şeyden, herkesten daha çok ihtiyaçları var yazıyorlar. Türkiye’de otizm bir hastalık olarak biliniyor. Fakat öğrenilmesi gereken şu ki; bu bir hastalık değil aslında bir farklılık. Bu açıdan da bunu hastalık olarak görmek aileyi ve otizmli bireyi bir sıfır geriden başlatıyor. 
 
Korel CEZAYİRLİ
Süper İyi Günler Oyunu’ndaki karakterinizden bahsedebilir misiniz?
Ben Christopher Boone’ un babasını oynuyorum. Zorlayıcı bir roldü benim için çünkü yakınımızda otizmli bir birey olmayınca onların davranışlarını ve aynı şekilde ebeveynlerinin onlara davranışını keşfetmek biraz zordu.  Toplum içinde ne kadar zor bir hayatlarının olduğu aynı zamanda aileleri içinde bunun ne kadar zor olduğunu bu oyun sayesinde anladım. Tohum Otizm Vakfı’nın çok desteği oldu bize. Sürekli orayı ziyaret edip otizmli bireyleri gözlemleyerek onları ve ailelerini anlamaya çalıştık. Aynı anda onların dünyalarının ne kadar zor olduğunu ve bütün güzellikleri nasıl barındırdıklarını hayatı yüksek duygularla nasıl yaşadıklarını gördük. 
 
Didem İNSELEL 
Oyundaki karakterinizden bahsedebilir misiniz?
Oyunda asperger sendromlu Christopher Boone’un öğretmenini oynuyorum. Karakterim farklılığa sahip olan çocukların öğretmeni ama Christopher Boone ile arasında özel bir bağı var. Öğretmeni olarak onu çok iyi anladığını ve ona doğru yolu göstermek için çabaladığını anlıyoruz. Asperger sendromlu ya da otizmli bir çocuğun hayatında eğitimin ne kadar önemli olduğunu, doğru eğitim ve motivasyon ile yönlendirmeyle onların nasıl güzel aşamalar kaydettiğini gösteriyor oyunumuz. O yüzden böyle bir projede yer aldığım için çok mutluyum.
 
Marka danışmanlıkları, eğitimler, öneri ve görüşleriniz için bana aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz. Röportajın ikinci bölümü gelecek hafta köşemde yayınlanacak.
 
Mail: tuvanaeroltu@hotmail.com
Instagram: @tuvanaeroltu