23 kasim tool
milliyet logosu
talu.gif

Biraz cesaret

Umur Talu

JONAS, Parisli bir ressamdir. Kendi halinde, unsuz bir ressam. 35'inde birden bire "kesfedilir". Tablolari satmaya baslar.
Unu arttikca cevresi dolup tasar ama bir sure sonra, "degerlendigi" hizla "degersizlesmeye" yuz tutar. Cevresi bosalir...
Oyku, "sessizce dusen" Jonas olmek uzereyken (doktor "iyilesecek" diye umut verdigi sirada), yakin arkadasi Rateau'nun yan odada Jonas'in ustunde calistigi son tabloyu bulmasiyla biter:
"Rateau bembeyaz tuvale bakiyordu, ortasina, sadece ortasina Jonas, pek kucucuk harflerle, zorla okunabilen, ama dayanisma mi yoksa daima yalniz mi oldugu anlasilamayan bir sozcuk yazmisti sadece". (Albert Camus, Surgun, Jonas ya da Sanatci is Basinda, sayfa 179, Varlik Yayinlari, 1973)
Ah tercumenin kacinilmaz cikmaz sokagi!
Turkcede "dayanisma" ile "yalniz"in da, "daima yalniz"in da, kotu okunan bir yazida bile birbirine karismasi pek zor.
Oysa Camus'nun ana dilinde, bunlar birbirinin ziddi bile olsa, yazida da, toplum hayatinda da birbirlerine donusebilmesi, birbiriyle iliskide olmasi mumkundur:
"Solitaire" (soliter), yani "yalniz" ile "solidaire" (solider), yani "dayanismaci".
Yazimlarinin yakinligina karsin, birinin kokeninde "tek olmak", digerinde ise "saglam olmak" bulunur.
Sadece biraz kotu bir yazi ve t mi, d mi yazildiginin anlasilamamasi bu iki zit kelimeyi birbirine karistirmaz; hayat da ikisi arasinda salinip gider.
Koleler "tek baslarina" ozgur olabilmek icin "dayanisma" halinde ayaklanirlar.
"Toplumsal" gelisme dedigimiz de, ekonomik vechelerin yani sira, bireylerin "kisisel" haklari icin "toplu" mucadelesiyle cizilmemis midir?
. . .
Aslinda, Surgun'u yillar once Turkcesinden okudugumda bu zitlarin birligini kacirmisim ki hicbir iz birakmamisti.
Ondan epey sonra bir baska kitapta farkettim ve Jonas'in iyi okunmayan yazisi o zaman anlam kazandi.
Rollo May, "Yaratma Cesareti" isimli kitabinin (Metis, 1987) "Toplumsal Cesaret" bolumunde, ressamin (daha dogrusu Camus'nun) bu kelime oyununa atif yapiyordu.
Gerci temel konusu ikili iliskilerdi... Ancak orada, "ilk psikanalistlerden" dedigi Otto Rank'tan aktardigi iki "korku"nun, "solitaire"le "solidaire" arasindaki salinimin kaynagi oldugunu soyler.
"Yasam korkusu" bir baskasina dayanma ihtiyacini dogurur. "Olum korkusu" ise, benligini, ozerkligini, bagimsizligini yitirme endisesidir.
May, "Eger kendimizi gerceklestirmeye dogru ilerleyeceksek" der, "zorunlu olan bu iki korkuyla yuzlesmek ve kisinin sadece kendisi olmasiyla degil, diger benliklere katilimiyla da geliseceginin farkinda olmaktir."
Cunku, "toplumsal cesaret bu iki korkunun yuzyuze gelmesini gerektirir."
Korkunun oteki yuzu, kendi ziddi olan "cesaret"tir.
. . .
"Olum korkusu"yla yuzlesip karsisina "yasam korkusu"nu dikmenin, (Turkce yazimlari ve tarihi anlamlari pek yakin olmasa bile) "solitaire"den "solidaire"e hizla gecmenin gerektigi gunlerdeyiz.
Sessizce "tek tek" dusmemek icin, birlikte bagirarak "saglam" olmak gereken gunler.
Biraz korkun lutfen...
Ve lutfen biraz cesaret.

[Ana Sayfa] [Siyaset] [Ekonomi] [Dunya] [Magazin] [Sanat] [Yasam]
[Entellektuel] [Spor] [Kose Yazarlari] [Dizi Yazi] [Egitim]