GündemRSS
25.03.2013 - 02:30

TARİH YAZILIRKEN NEREDEYDİN?

Sitene Ekle
Milliyet'ten  |  Derya Sazak derya.sazak@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Silahlara veda...İsrail’den özür! Ortadoğu’da tarih yeniden yazılıyor. Milliyet bu süreçte olayların peşinde sürüklenen değil, ‘gündemi tayin eden’ haberleriyle tarihe kaynaklık ediyor.
2013 Nevruz’u Öcalan’ın Diyarbakır mitingindeki ‘Artık silahlar sussun, fikirler ve siyaset konuşsun’ sözleriyle anımsanacak. 30 yıllık iç çatışmalara son verdirecek bir mesajdı, İmralı’dan gelen. Ertesi gün Obama’nın İsrail ve Filistin gezisinden Mavi Marmara baskını nedeniyle Türkiye’nin beklediği özür geldi.
Oyun kurucular, aktörler, figüranlar.
Milliyet okurları açısından gelişmeler hiç de şaşırtıcı değildi.
Medyaya ‘nal toplatan’ haberleriyle Milliyet bu iki gelişmeyi de haftalar önceden duyurmuştu:
ABD Başkanı Barack Obama, tarihi İsrail gezisi öncesinde İmralı sürecini de değerlendiren demecinde ‘Barışçı çözümü alkışlıyorum’ demişti. Obama Milliyet’i seçmişti. Washington Temsilcimiz Pınar Ersoy’un sorularını yanıtlarken, ‘ikinci dönemi’nin stratejisini de duyuruyordu.
Pınar, Beyaz Saray muhabirleriyle birlikte Obama’nın İsrail gezisine katılarak, ‘bölgesel yumaşama’nın adımları sayılabilecek görüşmelere tanıklık etti.
Obama’nın gezisinin en çarpıcı bölümü İsrail Başbakanı Netanyahu ile Başbakan Erdoğan’ı ‘telefon diplomasi’siyle buzları çözme noktasında ikna etmesiydi. Suriye ve İran, ABD’nin Ortadoğu siyasetinin ‘yumuşak karnı’.
PKK ise hem Türkiye hem de Irak Kürdistanı’ndaki Barzani yönetiminin geleceği açısından ‘istikrarsızlık’ unsuru.
‘Arap baharı’ başlangıçta PKK’yı umutlandırmış olsa da Suriye’deki ‘iç savaş’ın bugün geldiği noktada daha fazla çatışarak ‘bölgedeki denklemin değişmeyeceği’ gerçeğini Kürtlere de gösterdi.
Obama, Başbakan Erdoğan’ı destekliyor.
Erdoğan, PKK’yı silahsızlandırarak 30 yıllık çatışmalı süreci bitirmek üzere cesur adımlar atıyor.
         
TARİHİ CESURLAR YAZAR
  Milliyet ‘İmralı zabıtları’nı yayımlayarak Türkiye kamuoyunu süreç konusunda bilgilandirdi.
Öcalan’ın Nevruz’daki ‘silahları bırakma’ mesajıyla, 28 Şubat’ta tam metnini yayımladığımız BDP heyetiyle İmralı’da yaptığı görüşmenin özü ‘harfiyen’ aynıydı. Dolayısıyla kimi meslektaşlarımızın ‘süreç sabote ediliyor’ diye kopardığı kıyamet, 21 Mart’ta son buldu. Öcalan’ın mesajı ‘barışa’ odaklanmıştı. Milliyet’in yayını ise ‘haberi atlayan’ meslektaşlarımızın savunularının aksine ‘nefret’ söylemi de içermiyordu.
İmralı manşetinin ETA, IRA örneklerindeki gibi ‘terörizmin oksijeni’ olduğu görüşüne de katılmıyoruz.
Çünkü ortada karakol baskınları ya da sivilleri hedef alan ‘katliamlar’ da yoktur.
Öcalan’ın ‘devlet gözetimi’nde BDP heyetiyle yaptığı görüşmelerin ‘barışa katkısı’ yadsınamaz. Tersine bir mesaj vereceği beklense BDP’lilerin İmralı ziyaretleri gerçekleşmezdi. Öcalan’la sağlanan mutabakat, ‘savaşı başlatan kişiye, bitirme’ konusunda tanınan inisiyatif olmalı. Oslo’dan farklı olarak MİT Müsteşarı’nın İmralı ziyareti ve ‘Öcalan’ı muhatap alarak’ başlatılan süreç PKK’yı ‘silahlara veda’ noktasına getirmiştir.
Bu sürecin ne yöne gideceğini göremeyen kim meslektaşlarımız ise ‘tartışmayı’ gazetecilik işlevinden uzaklaştırarak, Hasan Cemal’in yazılarına ara vermesine ortam hazırlayan ‘sabotaj’ noktasına kilitlemişlerdir.
   
HASAN CEMAL OLAYI          
Barış sürecinde görüşlerine en fazla ihtiyaç duyduğumuz, siyasi iktidarın da ‘akil insan’ olarak görev vermeyi düşündüğü Hasan Cemal’le yollarımızı gazetecilik dürtülerini aşan ‘kışkırtmalar’ sonucu üzülerek ayırdık.
Buradaki sorumluluk genel yayın yönetmeni olarak benimdir.
Masum değiliz hiçbirimiz!
Ancak iki konuda tarihe not düşmek isterim.
İmralı zabıtlarından sonra Hasan Cemal, 1 ve 2 Mart tarihlerinde iki makale yazdı.
2 Mart tarihli, ‘Tarihin eli omuzunuzda’ diyen yazısı ağırlıklı olarak Başbakan’ın tutumunu destekliyordu.
Hasan Ağabey’in yazamaz duruma düşürülmesinde ‘gazete yönetimini’ suçlayanlar, İmralı zabıtlarını yayımlayarak ‘editoryal bağımsızlık’ ilkesine sonuna kadar sadık kaldığımızı nedense unutuyorlar.
O haberi yayımlarken, ne gazetemizin sahibi Erdoğan Demirören’e ne de Ankara’daki hükümet yetkillerine sordum.
Başbakan Erdoğan, Hollanda dönüşü uçaktaki yayın yönetmenlerine gerçeği açıkladı.
Sayın Erdoğan Demirören’i sorumlu kılmaya çalışanlara ise Başbakan’ın Balıkesir konuşmasındaki ‘Batsın bu gazetecilik’ sözlerini anımsatmakla yetineceğim. Gazete dünyasını bilen bir ‘akil’ ismin yazdıklarını okuyunca Milliyet’in ‘Korkmaz Yiğit’e satışı’ aklıma geldi. O kişinin, cep telefonundan Aydın Doğan’ın adını sildiğini hüzünle izlemiştim.
Hasan Cemal, salı günü yazılarına başlayacaktı.
Başbakan’a yanıt ve ‘medyadaki sermaye yapısını’ sorgulama konusundaki ısrarı nedeniyle, yayımlamadım. Erdoğan’a yanıtını zaten 2 Mart’ta vermiştik. Erdoğan Demirören’le ilgili tercihimizi ise aylar öncesinde topluca yapmıştık. Kürt meselesinin çözüm süreciyle medyada yüzyıllık kavram olan ‘sermaye yapısı’ tartışmasının herhalde zamanı değildi!
Yazıyı basmadığımdan sayın Demirören’in sonradan haberi oldu!
Hasan Cemal, o yazıda ısrarın gazeteyle ‘vedalaşmak’ olacağını biliyordu.
Çünkü gazetecilikte mesleki etik kadar, gazeteci-yayıncı ilişkilerini tanımlayan ‘iş etiği’ de geçerlidir.
Yayın yönetmeni olarak o ilkeyi gözetmek de görevimdir ve Milliyet’in logosunda ‘Basında güven’ yazmaktadır.
Hasan Cemal her zaman sevgi ve saygıyla anacağımız meslek ustamızdır.
Veda ve teşekkür yazısında belirttiğim gibi köşesi gelecekte de kendisine açık olacaktır. 

Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.