Diyarbakır-Bursaspor maçında çocuklar sahaya taş attılar.
Maç tatil edildi.
Taş atan çocuklar için adli sürecin başladığı yolunda bir bilgi yok.
Yargılansalar bile çocuk mahkemelerinde çocuk sanık statüsünde olacaklar.
Buna karşılık sokak gösterilerinde taş atan çocuklar Terörle Mücadele Yasası kapsamında yargılanıyorlar.
Bu nedenle reşit olanların mahkemesinde yargılanıyor, reşit olanlarla birlikte hapishanede tutuklu kalıyorlar.
Diyarbakır aynı Diyarbakır...
Atılan taşlar Diyarbakır’ın taşları.
Çocuklar da Diyarbakırlı...
Kanun önünde eşitlik ilkesi nerede?
Çok daha büyük eşitsizlik örneği olarak kız arkadaşını testere ile kesen ve çöp kutusuna atan Cem Garipoğlu’nun çocuk mahkemesinde yargılanmakta oluşunu, çocuk ıslahevine konuluşunu da yazın bir kenara.
Lafı mabadından anlamak
Kimileri lafı mabadından anlar, o nedenle hemen açayım...
Hareketlerini hiç tasvip etmiyorum ama ne statta ne de sokakta taş attılar diye çocukların çocuk mahkemesinde bile olsa yargılanmalarını içime sindiremiyorum.
Bu bağlamda Adalet Komisyonu’ndaki yasa değişikliğini olumlu buluyorum.
Yani...
Taş atan çocuklara Terörle Mücadele Yasası’nın uygulanamayacağı, çocuk mahkemelerinde yargılanacakları ve suçlu bulunmaları halinde çocuk ıslahevlerine konulacakları yolundaki değişiklik tasarısı yerindedir.
Bunun için Terörle Mücadele Yasası’nda da değişiklik yapılması öngörülmekte.
Muhalefet partilerinin karşı çıktıkları 3. değişiklik maddesine gelince...
Zurnanın bozuk “zırt” sesi verdiği delik bu...
CHP ve MHP’ye göre bu madde Abdullah Öcalan’a “örtülü af” amacını güdüyor.
Hadise şu...
2002 yılında Ecevit hükümeti AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) uyum süreci gereği “yeniden yargılanma” kapısını aralamıştı.
Abdullah Öcalan’ın da yararlanmasını önlemek için kısıtlamalar getirmişti.
2003 yılında AKP hükümeti kapıyı biraz daha açtı.
Ama gene Öcalan’ın yararlanamayacağı istisnaları sürdürdü.
Örtülü af yorumu
Ne var ki sadece Abdullah Öcalan değil onun yanı sıra aynı “takvim” barajına takılan 100’e yakın kişi de “yeniden yargılanma” hakkından yoksun kaldılar.
Bunlardan biri AİHM’den “yeniden yargılanma” kararını aldı.
Şimdi bu emsal nedeniyle AİHM’den Türkiye’ye ceza kararlarının çıkma olasılığı büyük.
İşte yeni düzenleme bu olasılığı karşılamayı hedefliyor.
Muhalefetin “Apo’ya örtülü af” çıkışının nedeni bu.
Elbette yorumlar farklı olabilir.
Bana göre gene de bu genişlemeden Abdullah Öcalan’ın yararlanmaması gerekiyor.
Çünkü daha önceki başvurusunda AİHM kararı “esastan” değil “şekilden” idi.
O halde yeniden yargılanma kapısı Apo için bu madde yasalaşsa bile kapalı kalacaktır.
Tabii Öcalan’ın avukatları her şeye rağmen eski 2 no.lu DGM’nin yerini alan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvururlar.
Ama...
Sonuç almaları -şimdilik- mümkün görünmüyor.
Uzlaşma kültürü
Bunlar çok önemli ve gerekli konular.
Muhalefetin “kategorik” tavır koymak yerine kaygılarını masanın üstüne koyup iktidarla birlikte çözüm aramaları daha doğru olanıdır.
Taş atan çocukları içeri almak, Terörle Mücadele Yasası’nın ağırlaştırılmış cezalarına muhatap etmek izah edilemez.
Gerçi yazının başında söylediğim gibi, taş atma eylemini çocuklar bile yapsa onaylamam ve onların PKK tarafından kullanıldıklarını da biliyorum ama devletin bu yaraya “pansuman” yapması gerekir.
Yarayı daha derinleştirerek, bu çocukları, büyüklerin hapishanesinde, PKK’lı hükümlülerle birlikte yıllarca terör suçlusu olarak yatırmak olsa olsa PKK’ya “fidelik” katkısıdır.
DEPREM DERSLERİ
5.9 büyüklüğünde bir depremin bile kaç can aldığını gördük.
Marmara depreminden acı anılar hafızamızdan silinmiş olmalı ki bir kez daha sarsıldık.
İstanbul’da deprem kâbusu gene üstümüze üstümüze geldi.
Bunca yıl sonra geldiğimiz yere bakar mısınız?
“İstanbul’da deprem olursa 50 bin ev yıkılır... 1 evde ortalama 4 kişi yaşıyor olsa 200 bin ölü ya da yaralı... Yarılan yollar, tıkanan trafik, depreme göre sağlamlaştırılmış olmayan hastaneler, okullar... Yangınlar, elektrik kesilmeleri, talanlar...”
Marmara depreminden sonra geçen yıllarda tüm bunları sıfırlayacak yerde sorumluların hâlâ “Şu kadar bin ev yıkılacak, şu kadar bin İstanbullu ölecek” gibi söylemleri depremin kendisi kadar dehşet veriyor.

