SiyasetRSS
27 Nisan 2010 - 00:34

Teklif

Paket tartışmalarına bu kez de “ahlaksız teklif” söylemi girdi.
“Ahlaksız teklif” bir Hollywood filminin adıdır.
Yakışıklı ve zengini oynayan Robert Redford birbirine âşık genç çiftin hayatını allak bullak eder.
“Genç kocaya, karısının kendisiyle olması karşılığı 1 milyon dolar...
Sadece geçici ve kısa süreli bir macera... Karısı zaten ona dönecek değil mi?”
1 milyon dolar genç çiftin hayallerini zorlar.
Sonunda “peki” derler.
Bu filmin bir türevini de “Bin Bir Gece” adlı dizide izlemiştik.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “Paket için Anayasa Mahkemesi’ne gitmeyeceğinize söz verin” diye başlayan ve “CHP’nin istemediği o 3 madde üzerinde uzlaşmaya uzanan” önerisine “ahlaksız teklif” yanıtını verdi.
CHP’ye göre “Nasıl ki anayasa değişikliği teklifi için 184 imza gerekli ve bu onların hakkı, o halde 110 milletvekilinin Anayasa Mahkemesi’ne değişiklik paketi için iptal davası açmak da hakkıdır. Bu hak onların elinden alınamaz.”
Böyle konuyu bulandıran, kafaları karıştıran, soğanın kabukları gibi soyuldukça içinden yenileri çıkaran ve önerilerin pingpong topu gibi gidip geldiği maça gerek yok.
Hadise çok net ve etik bir uzlaşmaya açıktır.
Şöyle ki:
‘CHP’nin karşı olduğu 3 madde ve onun bağlantılı maddeleri paketten ayrılır. CHP onlara oy vermez.
330’un üzerinde oy alırsa -ki alma olasılığı daha büyük- referanduma gidilir.
Bu paket için CHP’nin veya 110 milletvekilinin Anayasa Mahkemesi’ne gitme hakkı saklıdır.
Diğer maddelerin tümüne CHP bir uzlaşma olursa oy verir.
Özellikle ikinci turda vereceği destekle ikinci paket, referanduma gitmeden kabul edilmiş olur.‘
Bu durumda herkes tavrını ve ilkelerini açıkça ortaya koymuş olur.
Referandumda ilacın etrafını kaplayan lezzet malzemesi gibi benzetmelere neden olan maddeler ayıklanmış olur.
Sandığa gidenler neye oy kullandıklarını kafa karışıklığı olmadan bilirler.
Ancak...
Öyle görünüyor ki bu çok net formülün uygulamaya girme şansı yok.
Buna rağmen iki tarafın da kapalı kapıları aralamış olmaları bir bakıma umutları karartmıyor.
Yarım bile olsa uzlaşma, sadece AKP’nin dayatması olarak etiketlenecek bir anayasa değişikliği paketinden daha katılımcı bir harman oluşturabilir.
Anayasa bir toplumsal temel sözleşmedir.
Çoğunluğun bilek büktüğü anayasa maddeleri bu açıdan hayli tartışılır.
Ayrıca...
Böyle bir formül “azınlığın, çoğunluğa vesayeti” sakıncasını da ortadan kaldırır.

 

ANTALYA’DA ÖDÜL GECESİ
AKSAV’ın (Antalya Kültür ve Sanat Vakfı) Antalya Büyükşehir Belediyesi  işbirliğiyle düzenlediği “İsmail Cem Televizyon Ödülleri” Türkiye’ye bir “saygın” etkinlik daha kazandırdı.
Bunda İsmail Cem adının da önemli ağırlığı olduğu teslim edilmeli.
Geceye çok sayıda sanatçının katılması bir gösterge.
Ama...
İsmail Cem’in uzlaşmacı doğasıyla örtüşen özelliklere de işaret etmeliyim.
- En iddialı 3 dizinin sanatçıları, yöneticileri 3 ayrı yuvarlak masanın etrafındaydılar.
Çeşitli dallarda ödül alanlar açıklandıkça bunlar rakip diziden de olsa nasıl yürekten kutluyor, alkışlıyor, kucaklıyorlardı.
Keşke siyasetçiler o görüntüleri izleseler.
- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görüntülü mesajı yansıdan izlendi.
Öyle birkaç cümleyle geçiştirilen nezaket ve formalite mesajı değildi.
İsmail Cem’e olan duygu derinliğini, onun saygın kişiliğine özenini gösteren zarif ve uzun sayılabilecek bir konuşma yaptı.
Siyasi görüşleri farklı ama bakın nasıl yakın olabiliyorlar.
Cumhurbaşkanı Gül’ün bu mesajını bir başka demokratik yaklaşımla daha yorumlamak mümkün.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Akaydın nükte yapmayı sever.
O nedenle Belediye Başkanı seçilmesi için “Beni bu yola Cumhurbaşkanı Gül itti” demişti.
Çünkü Üniversitede en yüksek oyu aldığı halde Cumhurbaşkanı Gül ikinci sıradaki adayı rektör atamıştı, Akaydın Hoca da belediye seçimlerine girmişti.
Seçilmişti.
Böyle bir duruma rağmen Cumhurbaşkanı Gül’ün, Prof. Dr. Mustafa Akaydın’ın himayesindeki bu etkinlik bağlamında mesaj göndermesi bence güzel bir yaklaşım.
- Ve bir de kişisel açıklama...
Ben konuşurken geceyi naklen yayınlayan Kanal Türk reklama geçmiş.
Bu konuda spekülasyonlar yapanlar oldu.
Bana da gazetelerden, televizyonlardan sorular yönelttiler.
Onlara söylediğimi kısaca yansıtayım.
“Kasıtlı bir yayın kesme olduğu kanısında değilim. Öyle olması için bir neden de yok. Ayrıca bu iddianın sahipleri güzel bir yayın yapmış olan Kanal Türk’e de haksızlık etmiş oluyorlar. Konuşmamda siyasi sayılabilecek tek olumsuz bakış 1992’de İsmail Cem’in kurduğu siyasi partiyle ilgiliydi. Kamuoyu yoklamaları o partiyi yüzde 42 oy potansiyelinde gösteriyordu. Ama... Siyaset, ihanetle kesişince sinerji bozulmuştu. Cem’in akciğerine o menhus hastalık, kahrından bağışıklık sistemi çöktüğü için yapışabilmişti.”
Antalya’dan başka notlar başka bir yazıya...

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010