Kritik eşik 2025!

ODTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Tuncel, atmosferdeki karbondioksit oranının 2025 yılında kritik eşiğe ulaşabileceğini söyledi.

Özgür Çoban
      
Tuncel, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken, küresel ısınmanın, atmosferde bulunan kimyasalların kendi doğal miktarlarının üzerlerine çıkması nedeniyle meydana geldiğini anlattı.
    
Karbondioksit gazının en önemli küresel ısınma nedeni olduğunu vurgulayan Tuncel, gazın atmosferde fazla olması durumunda kırmızı ötesi ışınlar da tutulum yaşanacağını böylece ısınmanın artacağını ifade etti.
    
Karbondioksitin doğada zaten var olduğuna dikkati çeken Tuncel, "Bu dengeyi nasıl bozabilirsiniz, bu mümkün. Şöyle ki, dengeyi endüstrileşmeyle bozabilirsiniz. Zaten karbondioksit dengesi 2. Dünya Savaşından sonra hızla bozulmaya başladı" diye konuştu.
    
Prof. Dr. Tuncel, 2. Dünya Savaşı’nın ardından fosil türevli yakıtların tüketiminin arttığına dikkati çekerek, bu süreçte karbondioksit değerlerinin, endüstrileşme dönemine kadar olan değerlerin yüzde 20 fazlasına ulaştığını ifade etti. Tuncel, "Değerler, 1 milyon yıl süresince yaşanan artışın üzerine çıkmıştır" dedi.
    
Kısa sürede karbondioksit değerlerinde bu kadar artış olmasının dikkate değer olduğunu vurgulayan Tuncel, şöyle devam etti: "Değerler, bu hızla artmaya devam ederse 21. yüzyıl sonuna doğru 600-900, yani maksimum değerlerine ulaşacak.Karbondioksitin doğadaki normal değeri 300.
    
Atmosferdeki karbondioksit oranı 2025 yılında kritik eşiğe ulaşabilir. Dünyadaki karbondioksit yığılımının yüzde 26’sı ABD, yüzde 15’i Çin kaynaklı üretimlerden kaynaklanıyor. Yani, karbondioksit kirlenmesine en büyük katkıyı bu iki devlet veriyor. Bu devletleri yüzde 15 ile Rusya, yüzde 6 ile Japonya ve Hindistan takip ediyor. Dolayısıyla, karbondioksit problemi aynı zamanda dış politika ve enerji sorunudur. Ülkemize baktığımızda biz de tedbirler almak zorundayız ama en büyük kirletici ülke ABD, Kyoto Sözleşmesi’ne katılmıyorsa bunu engellemek mümkün değil." "Baskıyı, ABD ve Çin üzerinde kurmak lazım" diyen Tuncel, "ABD yüzde 26, Çin yüzde 15... İkisini üst üste koyduğumuz zaman karbondioksit atılımının neredeyse yarısı kadar. Karbondioksit problemini en çok dikkate alan kesim AB ülkeleri. Onlar gerçekten Kyoto’ya uygun olarak indirimlere başladılar" diye konuştu.
      
"Karbondioksit emisyon envanteri yok"
    
"Türkiye’nin doğru düzgün bir karbondioksit emisyon envanteri bile yok" diyen Tuncel, Türkiye’de karbondioksit emisyon envanteri çıkarma çalışmalarına yeni başlandığını, bu çalışmaların da "ölçümlere değil, modellere dayalı" olarak yürütüldüğünü bildirdi. Tuncel, "Tamamen modeller yardımıyla yapılan bir envanter. Doğru düzgün büyük şehirlerde taşıtların ne kadar karbondioksit attığını bile bilmiyoruz" dedi.
    
"Ülke karbondioksit averajlarının yanlış yansıtılmasının da bir başka sorun" olduğunu vurgulayan Tuncel, şöyle konuştu:
"Yani, Kars’taki enerji tüketimiyle İstanbul’daki bir mi? Sizin tükettiğiniz enerjiyle Diyarbakır’daki köylünün ki bir mi? Diyarbakır’ın emisyon ortalaması 2, İstanbul’un ki 70... İkisinin ortalamasını alıyoruz ’36’... Ondan sonra diyorsunuz ki, ’benim ülkemin ortalaması düşük’. Ülkenizin gerçeğini görmezseniz, teşhisi doğru koymazsanız, çözüm de üretemezsiniz. Bizim ülkemiz böyle bir durumda. Marmara bölgesini, İzmit’i düşünün, boğuluyor kirlilikten havası, suyu, toprağı kirli. Oradaki hava kirliliği averajıyla Kars’taki bir mi?
    
Onun için averajların bölgesel olarak duyurulması lazım. Teşhis için bu çok önemli. Teşhisi doğru koyun, ülkenizin gerçeklerini algılayan ona göre çözüm üretin. Belli başlı bölgelerden başlamak lazım Marmara, Ege, Akdeniz gibi gibi."
      
"Aslında hiçbir şey yapılmıyor"
    
Tuncel, çevre sorunlarına yaklaşımda hep iki yüzlülük hissettiğini belirterek, "Aslında, kirliliği önlemek için çalışılıyormuş gibi yapılıp aslında hiçbir şey yapılmıyor olması önemli kanımca" dedi.
    
Küresel ısınmanın etkisini insanların günlük yaşamlarında da hissetmeye başladığını dile getiren Tuncel, şunları kaydetti:
"Çevre sorunlarının öyle bir özelliği var ki; ’yani olsun ben fazla katkıda bulunmuyorum, beni etkilemez’ diye geçiştirilemez. Günlük hayatınızda yaşamıyorsunuz, iklim değişiklerini yavaş yavaş hissetmiyor muyuz? ’ABD’liler çok fazla karbondioksit atıyor onlara daha çok zarar veriyor’ denilemez. Türkiye zaten karbondioksit emisyonlarına baktığımızda dünya ortalamasının üzerinde sadece OECD ülkelerinin altında. AB ülkelerinin de altındayız. Ama Teksas gibi bir eyalet tek başına koskoca AB’nin ürettiği kadar karbondioksit üretiyor.
    
Isınma, küresel bir sorun. Ama biz, kendi ülkemiz gerçeklerinde de buna kayıtsız kalamayız. Enerji politikalarımızı ona göre ayarlamalıyız."
      
Küresel ısınma senaryosu
    
Karbondioksitin, dünya ölçeğinde maksimum düzeye geldiğinde nelerin değişeceğine dair bir takım senaryolar oluşturulduğunu anlatan Tuncel, karbondioksit emisyonunun yalnızca atmosferi değil, su küre, toprak küre ve gaz küreyi de etkilediğini anlattı.
    
Tuncel, gazın emisyonunun maksimum seviye ulaştığında yaşanabilecek senaryo hakkında şu bilgileri verdi:
"Önce atmosfer ısınacak, buzullar eriyecek. Seller olacak, kıyı şehirleri yok olacak. Bunun sonucunda buharlaşma yaşanacak. Buharlaşma nedeniyle bulutluluk artacak, ardından tekrar soğuma yani önce ısınıp sellerin gelmesi, tekrar soğuyup buzul çağına girilmesi. Umarız bunu yaşamayız. Bu, en ekstrem senaryo...
    
Karbondioksit değerleri 900’a çıkarsa artık dünya, bizim olmaktan çıkacak demektir. Şimdi biraz biraz bunun ip uçlarını görüyoruz. Bunu ben kendi hayatımında görüyorum. Ben ODTÜ’de öğrenciyken neydi Ankara’nın iklimi, şimdi ne oldu? Bakın Ocak ayının ortasını geçtik hala kar yağmadı."
      
Hükümetler üstü çevre politikaları
    
Türkiye’deki karbondioksit emisyonlarına da değinen Tuncel, en çok enerji üretiminin yüzde 34 ile sanayi, yüzde 17 ile ulaşımda gerçekleştiğini anlattı.
    
"Enerji üretirken aslında çok fazla miktarda karbondioksit de üretiyoruz" diyen Tuncel, "enerjiyi nasıl yönetebilirim politikalarının" belirlemesi gerektiğini söyledi.
    
"Çevre ve enerji politikaları tıpkı Türkiye’nin dış politikası gibi hükümetler üstü olması, devlet politikası olması lazım" diyen Tuncel, 15-20 yıllık plan ve buna uygun bütçe yapılması gerektiğine işaret etti.
    
Bir başka sorunun da "ormansızlaştırma" olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Semra Tuncel, "Çünkü ormanlar karbondioksiti tüketen en önemli bir unsur olarak görülüyor. Dünyada en acımasız ormansızlaştırma işlevini de Brezilya yapıyor.
    
Yağmur ormanları iş alanları açmak için talan ediliyor. Yağmur ormanları dünyanın akciğerleri" diye konuştu.
16 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber