Son zamanlarda hem sinema sektöründe hemde televizyonların şov programlarında sıkça görmeye başladığımız bir gösteri var . Elindeki kaşığı  ona hiç dokunmadan eğip büken yada masanın üzerindeki maddeleri bedenini kullanmadan havaya kaldırarak yerlerini değiştiren insanları  eminim sizde görmüşsünüzdür. Çoğu zaman “hadi canım mutlaka bir hilesi vardır” diye savsakladığımız bu gösteri acaba gerçekmi ? Eğer gerçekse insan nasıl oluyorda bedenini kullanmadan etrafındaki canlı yada cansız varlıklara hükmedebiliyor ? Gelin bu fenomeni yakından incelemeye başlayalım.

İnsan bedeni son derece zor ve meşakkatli şeylere dayanabilir, olağanüstü olaylara  karşı dirençli olabilir. Ama bunu yaparken sadece bedenin sahip olduğu kuru bir direnci kullanmaz. Kafatasının içindeki o mucizevi peltemsi şeyi yani beyni de kullanır. Zaten insanı mucizevi hale getirende o bir avuç peltemsi şeydir.  Telekinezi dediğimiz olayıda mucizwevi kılan işte o peltemsi şeyin gücüdür. 

Beyin hala sırları tam olarak çözülememiş bir fenomendir. % 10 - 20  arasında bir kısmını kullanabiliyor olsakda kalan % 80 in keşfedilmemiş sırları hala bir mıknatıs gibi bizi kendine çekiyor. Elinde 100 birim varken 20 birimiyle yaşamaya devam etmek bilim insanlarının yetindiği bir şey değil. İşte telekinezi o halen içeriğini bilemediğimiz % 80 lik kısmın işi.

Telekinezi kelime anlamıyla uzaktan  hareket manasına gelen iki kelimenin birleşiminden oluşan bir sözcük. Yani yaptığımız şey uzaktan yani bedeni kullanmadan etrafımızdaki etkilemeye çalıştığımız cizimlere hareket enerjisini verebilmekden ibaret. Bu ya bir kaşığı eğip bükmek yada onun yerini değiştirmek olabileceği gibi bedenini havaya kaldırıp uçabilmek yada başka bir canlının yaşamına son vermeye kadar giden karanlık bir çerçeveyi kuşatıyor. Beynimizin sahip olduğu enerjiyi etkilemek istediğimiz cisme aktardığımızda bu enerji kinetik enerjiye çevriliyor ve o cisme hareket yada kuvvet olarak yansıyor. Böyle söylemek son derece kolay gelse bile son derece zor bir iş. Bazılarında bu doğuştan varolan bir yetenek , örneğin bu konuda eşsiz bir hayran kitlesine sahip olan ve bilimsel çalışmalarda “Geller etkisi” olarak adlandırılan bir güce sahip olan Uri Geller gibi. Kendisi biliyorsunuz bir zamanlar Türkiyedeki bir şov programında bize bu özelliklerini sıkça sergilemişti. Uri Geller’e göre bu tamamen beynin sahip olduğu bir gücün sdışavurumu. Bu gücü beyninizle yönlendirmek ve istediğiniz maddelere transfer etmek ise zaman alan bir eğitim ve konsantrasyonun sonucu. Yani kimilerinde doğuştan varolan bu güç kimilerinde ise aylarca süren bir çalışma ve konsantrasyon sonucu öğrenilen bir yöntem.

“Yahu bir kaşığı bükmek bana ne kazandıracak” diye bir düşünceniz varsa hemen söyleyelim. Bu gücünüzü kaşık bükmekte kullanabileceğiniz gibi farklı alanlara kanalize etmenizde mümkün . Örneğin telepati yada durugörü dediğimiz beynin gücünü kullanmayı öğrenerek yapacağımız çalışmaların bir sınırı yok. Bir kaşığı eğip bükerken beyniniz o gücü oluşturacak enerjiyi vücuttan adeta sömürür. Beden beyne ihtiyacı olan enerjinin çok çok küçük bir kısmını kullanıma sunabildiği için beynin yapabilecekleri şimdilik son derece sınırlıdır. Ama beynin kullanabildiği bu güç için gerekli enerjinin tamamını bedenin beyne verebildiğini bir düşünsenize ? Şimdilik kaşık bükmeyi anca başarabilen beyin gerekli enerjiyi alabildiğinde önündeki tankları yada savaş uçaklarını kartondan birer maketmiş gibi bir hareketiyle paramparça ettiğinde ne olacak ? İşin enteresanı bu iyiniyetli bir asker olduğunda sorun yok, ama çizgi romanlardaki dünyayı ele geçirmeye çalışabilecek bir psikopat olduğunda karşısında kim duracak ?

Çünkü beynin yapabileceklerinin sınırı eğer gerekli enerjiyi sağlayabilirse sadece hayalgücüyle sınırlı.

Şimdilik sadece ufak gösteriler halinde insanların eğlencesine sunulan bu telekinetik şovlar bence çok yakında birer süper kahraman yada süper suçlu nun prototipi gibi.

Siz ne dersiniz ? telekinezi bir mucizemi yoksa sonun başlangıcımı ?