SİYASET, çağımızda çok kolay kirlenen bir şeye dönüştü. Siyaseti kirleten ilişkiler ve eylemler genellikle adam kayırmak, kişisel çıkar peşinde koşmak, yolsuzluk ve usulsüzlük gibi konularda yoğunlaşıyor.
Siyasi kirlenme sorunu, eskiden hükümet ve bakanlıklar düzeyinde daha fazla tartışılırdı. Bu halen devam etmekle birlikte, belediyelerin bu sorunla anılma oranı eskisiyle kıyaslanamayacak kadar arttı. İşe eleman alma, taşeron firmalarla ilişkiler ve ihaleler hep tartışmalı hale geldi.
Bu konularda çok titiz davranan belediye başkanları bile kendini incelemelerden ve soruşturmalardan kurtaramıyor. Hapse giren, girmeyi bekleyen başkan sayısı hiç de az değil.
İzmir’de de son bir iki yılda mahkemelik olan belediye başkanı sayısının ne kadar yükseldiğini hatırlayalım. Urla, Güzelbahçe ve diğerlerine şimdi de Buca Belediyesi eklendi.
Ercan Tatı veya başkası hakkında lehte ve aleyhte bir değerlendirme yapmanın veya imada bulunmanın bile, gazetecilik açısından doğru olmadığını bilenlerdenim. Onun için konuyu hukuki değil siyaset açısından değerlendirmeye çalışacağım.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan MYK, Buca Belediyesi’nde bir süredir dillendirilen ve şikayetlere konu olan sorunları araştırmak üzere komisyon kurulmasını kararlaştırmış. CHP genel merkez yetkilileri bunun temiz siyaset gereği olduğunu açıklıyor.
Gazetelere yansıyan beyanlarından Başkan Tatı’nın bu duruma oldukça tepkili olduğu anlaşılıyor. Tepkisini dile getirdiği sözlerden biri hayli dikkat çekici:
“Partililerden bana gelen teklifleri açıklamaya mecbur etmesinler.” Bence açıklamalı. Çünkü temiz siyaset ancak şeffaflık ve denetimle mümkündür.
Partisinin araştırma komisyonu atamasına tepkisini dile getirirken, halkın oyları ile seçildiğini ve 39 yıl sonra CHP’ye Buca’da belediye başkanlığını kazandırdığını söylemiş. Bu oldukça duygusal bir tepki. Birkaç açıdan eleştiriyi hakkediyor. Birincisi 39 yıldır CHP seçimlere giren bir parti değildi. Nitekim il genel meclisini de, belediye meclisini de kazanamamıştı. Ama SHP ve DSP bu ilçede seçim kazandı.
Bu hesap yanlış. Nitekim kendisi de bir süre öncesine kadar CHP’de siyaset yapmıyordu.
İkincisi, bir siyasetçi denetlenmeye bu şekilde tepki göstermemelidir. Tersine bunu bir aklanma fırsatı olarak görmelidir. Ayrıca kendini aday gösteren bir partinin buna hukuken ve ahlaken hakkı olduğunu kabul etmelidir. Bir partiden milletvekili veya belediye başkan adaylığını kabul eden kişiler, kendilerini o partinin hukukundan bağımsız göremezler.
Neredeyse İzmir’deki bütün başkanların kendini kurtaramadığı diğer bir yanlış, “Ben kazandırdım” iddiası ve şişinmesidir. On defa yazdık, güvenilir bütün araştırmalarda, aday belirleme sürecinde birkaç günde bir aday değişikliğine giderken bile, CHP’nin seçimleri çoktan kazandığı ortadaydı.
Yani, CHP kimi aday gösterirse göstersin seçimler garantiydi. Tersten söylersek, “ben kazandırdım” diyen dostlarımız AKP veya MHP’den veya başka bir partiden aday olsalardı kazanamazlardı. Başkanların bu psikolojik yükten kurtulup, gerçek gündemlerine dönmeleri gerekir.
Partisine rağmen seçim kazanan adaylar aranıyorsa, Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen, Tire’de Tayfur Çiçek, Bodrum’da Mehmet Kocadon örnek verilebilir.
Kaldı ki, iyi aday olur seçim kaybedebilirsiniz, kötü aday olur seçim alabilirsiniz. Önemli olan iyi başkan olarak anılmaktır. Kimse üzerine alınmasın, iyi başkan olmak için temiz, şeffaf, alçakgönüllü, çalışkan ve halka dönük siyaset yapmak gerekir.
Bul

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...