Geri Dön

10 YILA İTİRAZ

Tutukluluk sürelerini tartışmalı kılan Ceza Muhakemesi Yasası’nın 31 Aralık’ta yürürlüğe giren maddesi Milliyet’te çıkan ‘Silivri için 10 yıl hesabı’ haberinin eleştirilmesine yol açtı

10 YILA İTİRAZ

Ceza Muhakemesi Yasası’nın “tutuklulukta geçecek süreyi” düzenleyen 102. maddesi 2010’un son günü olan 31 Aralık’ta yürürlüğe girdi. Ergenekon ve KCK gibi çok sanıklı ve uzun süreli tutuklulardan oluşan davaların seyrini etkileyecek hükümlerin mahkemelerce nasıl yorumlanacağı tartışma konusu.102. madde, “Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir, uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez” şeklinde düzenlenmiş.
252. madde ise “Devletin güvenliğine karşı suçlarda, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlarda, milli savunmaya karşı suçlarda ve devlet sırlarına karşı suçlarda tutuklama süresi iki kat uygulanacaktır” hükmünü içeriyor.
Bu maddelere göre tutukluluk süresi bazı suçlarda iki katı olarak uygulanabilecek..
27 Aralık tarihli Milliyet’te uygulamanın nasıl olacağına ilişkin bir haber analiz yayımlandı. Ankara Haber Müdürümüz Serpil Çevikcan, Adalet Bakanlığı bürokratlarıyla da görüşerek çeşitli olasılıkları yazmıştı.Gazetenin manşetinde, “Silivri için 10 yıl hesabı’ öne çıkıyordu.
Haber, tutukluluk süreleri ‘mahkumiyet’e dönüşen pekçok sanık açısından 3-4 yılda tahliye edilme olasılığını zayıfattığı gibi, Adalat Bakanlığı’nın “Bu tür davalarda süre 10 yıla kadar uzayabilir” görüşünün ağır bastığı ifadesiyle peşin hüküm oluşturuyordu.
Daha ne kadar süreceği belli olmayan davalarda 10 yıllık tutukluluk süresinden söz eden Milliyet’in manşeti, sanık avukatlarınca ‘sorunlu’ bulunmuştu.
Aslında, Serpil Çevikcan da analiz yazısında, “İlk bakışta son derece anlaşılır gözüken bu madde üzerinde aslında büyük bir tartışma yaşanıyor. Tartışma, maddelerdeki ‘Zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir. Uzatma süresi 3 yılı geçemez’ ve ‘iki kat uygulanır’ ifadelerinden kaynaklanıyor” kaydını düşmüş.

TURGUT KAZAN’IN İTİRAZI
Ceza hukukçusu avukat Turgut Kazan Milliyet Okur Temsilcisi’ne başvurarak, sanık hakları açısından doğabilecek sakıncaların giderilmesi ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından ‘tartışmalı’ maddelere açıklık getirmek istediğini bildirdi.Ve bir açıklama gönderdi. Kazan’ın eleştirdiği noktalar şöyle:
“Sorun sadece Silivri sorunu değil, KCK davası dahil, bütün özel yetkili mahkemelerde yargılanan tutukluların sorunudur. 4 Aralık 2004 günü kabul edilen CMK’nun, tutuklama süresini belirleyen 102/2. maddesinin uygulamaya girişi ertelenmişti. 31 Aralık 2010 günü bu erteleme bitecek ve uygulama gündeme girecekti. Ancak, maddenin ifade biçimi kabul edildiği günden beri tartışılıyor. Bazı hukukçular, ağır cezalı işlerde tutuklama sınırının 5, özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren belli suçlarda 10 yıl olduğu görüşünü savunuyor. Bu görüşe katılmayan hukukçular ise, sınırın birincide 3, diğerinde 4 yıl olduğunu belirtiyor. Uygulama başlamadığı için henüz yargı kararı çıkmadı. Tartışma devam ediyor. İşte, böyle bir ortamda, farklı görüşleri objektif olarak yansıtmak yerine, 10 yıllık sınırı öne çıkaran bir manşet haberi çok yanlış ve sakıncalı bulduğumu belirtmek istiyorum.

TARTIŞILAN 102. MADDE
Özellikle, haberin birinci sahife spotları ve 12. sahifedeki “bakanlıkta kuşku yok” ve “Ergin: Hüküm Çok Açık” başlıklarıyla, somut demeç veya açıklamaya dayanılmadan, soyut olarak Adalet Bakanı ile bakanlık ağırlıklı bir vurgu yapılması, olacak şey değildir, kabul edilemez. Bakan veya bakanlık yetkilisi, böyle bir şey söylemişse, telkin ve tavsiye sayılır, Anayasa’nın 138. maddesine aykırıdır. Dolayısıyla, kim söylemişse somutlaştırmak gerekir ki, sorumluluğu tartışılabilsin.
Bu yapılmadan, 10 yılın öne çıkarılması haksızlıktır. Sonuçta, uygulama başlayınca, maddeyi yorumlayacak mahkemeler üzerinde manevi bir baskı yaratılmıştır. Ve bu kadarla yetinilmemiş, ertesi gün, “Yargıtay üyelerinin çoğunluğu 10 yıl diyor” başlığı ile manevi baskı artırılmıştır. 10 yılı doğrulatacak çarpıcı bir haber yaratılmaya çalışılmıştır. Nitekim bakanın veya bakanlığın açıklama yaptığı iddiası, ertesi gün yalanlanmıştır. Yargıtay üyeleri de asla açıklama yapmamıştır. Yapmazlar. Ama, olan olmuştur. Manevi baskı kurulmuştur.”
CMK’nın 102/2. maddesindeki ifade biçimi duraksama yaratıyor. Birinci cümlede, ağır cezalı işler için “tutukluluk süresi en çok iki yıldır” vurgusu yapıldıktan sonra, ikinci cümlede bu sürenin (belli koşullarda) uzatılabileceği, uzatma süresinin toplam 3 yılı geçemeyeceği belirtiliyor. Bazı hukukçular, buradan (ağır cezalı işlerde) sürenin 5 yıl olduğu ve 252/2. maddedeki “iki kat olarak uygulanır” kuralı uyarınca, 250/1-c maddesindeki suçlar için 10 yıla kadar uzatılacağı sonucuna varıyor.
Oysa, 102/2. maddenin ilk cümlesi ağır cezalı işlerde “tutukluluk süresi en çok iki yıldır” dediğine göre, ikinci cümlede yer alan “zorunlu hallerde uzatılabilir, uzatma süresi toplam üç yılı geçemez” kuralını,
2+3=5 yıl olarak anlayıp uygulamak mümkün değildir. Tutukluluk gibi bir konuda, “süre en çok iki yıldır” denildikten sonra, üç yıl daha uzatılabileceği kastedilmiş olamaz.
CMK’nın 102. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “toplam” sözcüğü, bu anayasal kuralları hayata geçirebilmek ve ağır cezalı işlerde tutukluluk süresini üç yılla sınırlamak için konulmuştur. Aksi halde, “toplam” sözcüğüne hiç gerek duyulmaz, ikinci cümle “ uzatılabilir, uzatma süresi üç yılı geçemez” diye yazılırdı. Güncel hukuk dergisininin aralık sayısında, Prof. Köksal Bayraktar da 3,4 yıl görüşünü savunmaktadır.

OMBUDSMAN’IN GÖRÜŞÜ:
Sayın Kazan,deneyimli bir hukukçu ve yıllardır ağır ceza davalarına giriyor. Basını da yakından takip ettiği için Milliyet’in ‘10 yıl hesabı’ manşetini sorunlu bularak Okur Temsilcisi’ne havale etti. Ancak, Ankara Bürosu’nun deneyimli Haber Müdürü Serpil Çevikcan’ın haber analizi de zaten kendi içinde ‘sorunlu’ olan bir yasa maddesinin nasıl uygulanacağını gündeme getiriyor.
31 Aralık’tan itibaren ‘tartışılacak’ uzun süreli tutuklulukların 10 yıla uzaması gibi insan hakları açısından son derece ağır, hukuki olmaktan çok siyasi yanı ağır basan bir yaptırıma, 102. maddenin olası sonuçlarına dikkat çekiyor
Milliyet bu tartışmayı manşete çıkarmasa, sanıklar ve avukatları dışında kamuoyunun geniş bir kesiminin ‘10 yıl hesabı’ndan haberi bile olmayacaktı. Sayın Kazan’ın eleştirisinde haklı olduğu en önemli yan, bu tür haberlerde kaynağı belirtmeden Adalet Bakanlığı görüşü olarak yapılan genelleme ve belirsizliktir. “10 yıl” görüşünün ağır bastığını söyleyen bakanlık yetkisi kimdir? Adalet Bakanı mı, müsteşarı mı? Öte yandan haberde, hukukçular ve bakanlık içinde görüş birliği olmadığı saptaması yapılmakta, mahkemelerin bu düğümü nasıl çözeceği sorgulanmaktadır.
Kaldı ki Milliyet’in manşetinden sonra yapılan açıklamalarda Adalet Bakanlığı’nın da net bir görüş belirtmekte zorlandığı görülecektir.

Bakan Soylu CNN TÜRK'te Elazığ'da yaşananları anlattıİçişleri Bakanı Süleyman Soylu, CNN TÜRK ekranlarında Elazığ depremi sonrası bölgedeki son durumla ilgili bilgi verdi. Bakan Soylu, "45 vatandaşımızı sağlıklı bir şekilde göçük altından çıkardık. Şu anda enkaz altında 3 vatandaşımız var." dedi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber