Geri Dön

Borsa kumar değildir

Son mali krizi Prof. Dr. Ergün Yener yorumladı. Prof. Yener, 14 yıl ABD’de Wisconsin Üniversitesi’nde görev yaptıktan sonra, 8 yıl da ODTÜ Milli Prodüktivite Merkezi Genel Sekreterliği’nde bulundu. 1981 yılında Wisconsin Üniversitesi’nde yılın profesörü seçildi. 1991 yılında Dünya Prodüktivite Bilim Akademisi’ne Türkiye’den seçilen ilk üye oldu.

Borsa kumar değildir

Hisse senetlerine yatırım yapan manipülatörlere karşı tedbir alınmalı
Borsa kumar değildir

Son mali krizi Prof. Dr. Ergün Yener yorumladı. Prof. Yener, 14 yıl ABD’de Wisconsin Üniversitesi’nde görev yaptıktan sonra, 8 yıl da ODTÜ Milli Prodüktivite Merkezi Genel Sekreterliği’nde bulundu. 1981 yılında Wisconsin Üniversitesi’nde yılın profesörü seçildi. 1991 yılında Dünya Prodüktivite Bilim Akademisi’ne Türkiye’den seçilen ilk üye oldu.

ERGÜN YENER

Ülkemizde finans sisteminin ve sermaye piyasasının hem temel makro ekonomik göstergeler açısından ülke performansını yükseltmesi, hem de tasarruf ve yatırım yapan kesimleri istikrarlı, dalgalanmaları az ve küçük boyutlu olan, bir piyasa ortamında mutlu etmesi için neler yapılabilir? Şok etkisi yaratan ani çöküşler nasıl yorumlanabilir?
En başta, kendi nakit açıklarını karşılamak için finans piyasalarında zaten yetersiz olan fon kaynaklarını sünger gibi çeken ve bu şekilde ülkede katma değer yaratacak yeni yatırımları kısıtlayan devletimiz, artık ekonomik gelişme ve uluslararası rekabet gücüne sahip bir sanayi ve ticaret ortamı yaratmanın ön koşulları hakkındaki dersleri, sadece Dünya Bankası ve IMF’nin "kerameti kendinden menkul" uzmanlarından almayı bırakmalıdır. Devletin bir taraftan aşırı fon talebi ile sermaye maliyeti yükseltmesi, diğer taraftan her geçen gün artırdığı ve çeşitlendirdiği vergilerle, yatırım kar beklentilerini olumsuz yönde etkilemesinin doğal sonucu açıktır: Özel sektör yatırımlarının engellenmesi ve işsizliğin artması...

İstikrarlı bir ekonomi için...
Sağlıklı ve istikrarla büyüyen bir ekonomi ortamı yaratmak için bugüne kadar yapılanların tam tersi yapılmalı. Özel sektörün nefesini tıkayan vergi oranları düşürülmeli ve kapsamlı yatırım teşvikleri sağlanmalıdır. Vergi yükü hafifletilmiş bir ortamda iflaslar duracak, yeni iş sahaları oluşturulacak ve artan sektör karlarının yaratacağı toplam vergi gelirinin hızla arttığı kısa bir süre içinde görülecektir. Stratejik hedef, piyasaya yeni ümitler, yeni bir şevk ve heyecan kazandırmak olmalıdır.
Devletin bütçe dengesini sağlayıcı önlemler almaması halinde enflasyonun önlenemeyeceği iddia edilebilir. Ancak, bir gerçeği ifade etmemiz gerekir: Para ve maliye politikaları, makro ekonomik amaçların gerçekleşmesinde etkili ve yararlı olsa da, enflasyonu ortadan kaldırmanın en önemli ön koşulu, üretimi artırmak ve daha yüksek katma değer yaratacak alanlara yönelmektir.

Devletin gözardı ettiği
Devlet, kendine ait kuruluşlarda emek verimliliğini artırmak için ne gibi önlemleri almıştır? Özel sektörün bilinen nedenlerle rağbet etmediği bazı bölgelerde had safhada olan işsizliğin kısmen azaltılmasına yönelik devlet yatırımları ve istihdam sağlayıcı faaliyetleri dışında, daha az kişiyle daha çok ve daha kaliteli hizmetlerin sağlanması olanaksız mıdır? Bu, politik nedenlerle gözardı edilmektedir.
İşadamı ve sanayicilerimizin sermaye piyasalarına yaklaşımlarıyla ilgili bazı hususlar gelince... Halka açılmış görünen çok sayıdaki anonim şirket aslında hisselerin sahiplerini birer "ortak" gibi değil, faiz yükü getirmeyen, sıfır maliyetli birer sermaye kaynağı olarak görmektedir. Genellikle halka açıklık oranı son derece düşük olan çok sayıdaki şirketin dağıttığı kar payının toplam kara oranı, temettü getiri oranı ya sıfıra yakın ya da gelişmiş borsalardaki ortalamanın çok altındadır.
Dağıtılan "bedelsiz hisseler" ise aynı boyuttaki pastanın daha ince dilimlere bölünmesinden öteye bir sonuç vermemekte, dağıtım sonrası fiyatlar, bedelsiz hisse oranına bağlı olarak düşmektedir. Son derece istikrarsız ve dalgalanma boyutu yüksek borsamızda uzun vadeli beklentilere bağlı alım stratejileri oluşturmak olanaksızdır.
Bu durumda, azınlık hisselerine sahip ortakların nakit getiri beklentilerini karşılamaya yönelik kar dağıtım politikalarının üst yönetimlerce ciddi bir biçimde ele alınmasıyla fiyatların artması, fiyat dalgalanmalarının azaltılması kolaylaşacak ve çoğunluk hisselerine sahip olan şirket bu sonuçtan daha büyük maddi yararlar sağlayacaktır.
Fiyat oynaklığı azalan bir şirket, risk açısından daha olumlu bir görünüm sergilemek suretiyle kredi ve yeni öz sermaye maliyet oranını da düşürme olanağını bulacaktır.

Denetleme kolay
Ticari bankacılık sistemi ve menkul kıymet borsalarının sürekli ve ciddi biçimlerde denetlenmesi, eskiye oranla önemli ölçüde kolaylaşmıştır. Yeni denetim mekanizmasının yapısı, temel öğeleri, işleyiş biçimi hakkında şu hususlara ağırlık verilmesi gerekir:
• Menkul kıymet piyasalarında firma analizi yapan kurumsal yatırımcı, bağımsız araştırma kuruluşları ve üniversitelere gerekli bilgi akışının tam olarak sağlanması,
• Yatırım danışmanları, portföy yöneticileri, menkul kıymet alım - satım işlemlerini bizzat gerçekleştiren görevlilere, "içerden ticaret", hileli alım - satımlar ve benzeri manipülatif taktikleri zamanında algılama konusunda bazı sorumlulukların yüklenmesi,
• Hisse senetlerinin alım - satımına ilişkin tüm hareketlerin kişisel ve kurumsal mülkiyet açısından net bir biçimde izlenmesi olanağını sağlamak için kayıt sisteminin "hamili" yerine "nama" çevrilmesi,
• Günlük, haftalık alım - satımlarla borsayı bir kumar aracı haline getiren, yarattıkları yapay arz ve taleplerle fiyatların temel ekonomik etkenlerle ilişkisini zayıflatan kişi ve kuruluşların kısa vadeli işlemlerden elde edebilecekleri kazançlarının en az repo gelirlerine uygulanan oranlarla anında vergilendirilmesi gerekir.

Kriz izlenimleri
Finans piyasalarında halen yaşanmakta olan ciddi krizle ilgili olarak bazı değerlendirmeler yapabiliriz. Öncelikle ülke ekonomisi daha iyi bir geleceğe yönelmektedir. Sermaye birikimini hızlandıran ve sermayenin tabana yaygınlaştırılmasını kolaylaştıran etkili bir para ve sermaye piyasası ortamının oluşturulması için önemli adımlar atılmış ve kurumsal altyapı konusunda işin zor yanı başarılmıştır.
Gelişmiş borsalarda başarıyla uygulanan yasal kurallar ve denetim mekanizmalarını dikkatli inceleyen ve ülkemiz koşullarına uyarlayan uzmanlık çalışmaları hızlanmıştır. Devletin temel işlevlerine ağırlık vermesine olanak sağlayacak ciddi özelleştirme hamleleri nihayet gerçekleştirilme aşamasındadır.

Yabancı yatırımcıların rolü
Bu ümit verici faktörleri dikkate alarak, İMKB endeksinin nasıl olup da birkaç hafta içinde neredeyse yarıya inmiş olduğunu, geleneksel temel veya teknik analiz yöntemleri kullanarak anlama ve açıklama olanağı yoktur. Komplo teorilerine prim vermesek de, mevcut krizle ilgili olarak ister istemez aklımıza takılan bazı gariplikler var. IMF ile yapılan anlaşma çerçevesinde Telekom ve kamu bankalarının özelleştirilmesi artık kaçınılmaz oldu. IMF kredilerinin bir an önce serbest kalması ve Hazine’ye intikali için takvimin aceleyle belirlenmesi ve tam bu sırada yabancıların büyük bir hızla borsadan çekilerek endeksi son on iki ayın en düşük seviyesine düşürmesinin ardında, borsada işlem gören firmaların hemen hepsinin batacağına dair bir saptama olamaz. Zira en zor koşullar altında bile heyecan ve dinamizmini korumuş, yatırım ve istihdam kapasitesini sürekli olarak yükseltmiş olan bu firmalarımız gittikçe istikrar kazanan piyasa ortamımızda yakın gelecekte daha başarılı bir performans sergileyebilecektir.
AB üyesi olmanın kazandıracakları yanında, neleri kaybedebileceğimiz de dikkate alınmalı. Örneğin, Telekom ve kamu bankaları gibi kuruluşları yapay borsa krizleri yaratarak normal piyasa değerinin üçte birine kapatmaya çalıyorlarsa, yarın aynı parlamentoyu paylaşacağımız yabancı dostlara iyi dersler verebileceğimizi göstermeliyiz.

Piyasa kurnazlarına fırsat vermeyelim
Özelleştirme hareketinin ivme kazanması ülkemiz için çok önemli ve gecikmiş olsak bile, gerekirse Telekom ve banka özelleştirmelerinde daha temkinli ve sabırlı davranmalıyız. Zira aksi halde katlanmamız gereken değer kaybı, sağlanacak IMF kredilerinin çok daha üzerinde olacaktır.
Borsa endeksimizin 20.000 seviyesine ulaştığı zaman, bu seviyedeki fiyat / kazanç oranlarının anormal derecede yüksek olduğunu ve o yükselişin hiçbir temel ekonomik gerekçeye dayanmadığını savunan bir meslek mensubu sıfatıyla şimdi de şu hususu vurgulamak istiyoruz:

Endeks yükselir
Halihazırdaki çöküşün firmaların temel performans göstergeleri açısından ekonomik bir gerekçesi mevcut değildir.
Endeks mevcut dip seviyesinde bir müddet daha dolaşsa da önemli ölçüde yükselecektir. Yeter ki astronomik günlük faizlerin düşürülmesi sağlanabilsin. Ve yeter ki hisse senetlerine yatırım yapanlar arasındaki kumarbazların, manipülatörlerin, müşteri senetleriyle kendi namına alım - satım yapan kurnaz meslek mensuplarının hakkından gelmesini bilelim. Eğer kısa vadeli yatırım tercihleriniz varsa para piyasalarına yönelin, aksi halde Borsa’nın size ve ülkemize güzel bir gelecek hazırladığına inanmalısınız.



ENTELLEKTÜEL BAKIŞ











17 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteniİşte magazin dünyasındaki günün gelişmeleri...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber