Demokrasi sancıları

Demokrasi sancıları


Rejim en tehlikeli dönemini 1961 sonbaharının beş gününde, 20 Ekim ile 25 Ekim arasında yaşadı. "21 Ekim Protokolu" ise demokrasinin adını dahi silip atıyordu


       Sunuş
     Türkiye'de çok partili demokratik hayata geçme kararının Milli Şef Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından ilan edildiği 19 Mayıs 1945 nutkundan itibaren rejim en tehlikeli dönemini 1961 sonbaharının beş gününde, 20 Ekim ile 25 Ekim arasında yaşadı. O dönem bütün ayrıntılarıyla ilk defa bu yazı dizisinde açıklanmaktadır. Demokrasi ondan önce de çok vartalar atlatmıştır, ondan sonra da çok vartalar atlatacaktır. Ancak "21 Ekim Protokolu"nun bir özelliği vardır: Bırakınız demokrasiye geri dönüşü, demokrasinin adı bile orada yoktur. Düpedüz "duruma fiilen müdahale edileceği" bildirilmektedir. Müdahale kararını alanlar bunun sebebini açıklamaya lüzum görmedikleri gibi iktidarı tevdi edecekleri "milletin hakiki ve ehliyetli mümessilleri"nden kimi anladıklarını dahi söylememektedirler. Türkiye'nin tam bir karanlığın içine atılması bahiskonusudur. Daha tehlikelisi, bu girişim sahiplerinin ellerinde silah bulunmasıdır. Gerçi adına hareket ettiklerini açıkladıkları Türk Silahlı Kuvvetlerini ne derece temsil ettikleri tamamile meçhuldür; ancak o sırada "emir ve komuta zinciri"nin kopuk olduğu bilinmektedir. Protokolde "ötesine bırakılmayacak tarih" olarak zikredilen 25 Ekim 1961, "15 Ekim seçimleri"yle oluşan TBMM'nin açılış günüdür.
       Komplonun mat edilişindeki en büyük unsuru İsmet İnönü'nün bütün ağırlığını koymasının ve onun darbeyi hazırlayanlara gönderdiği "25 Ekim günü, seçilmiş bütün millet temsilcilerinin başında TBMM'ye gidecek ve onun açılışını yapacağım. Hiç kimse ve hiçbir şey bana engel olacak kudrete sahip değildir" meydan okuyuşunun oluşturduğu, yazı dizisinde görülecektir. Başta Osman Bölükbaşı, parti liderlerinin ve MBK üyeleriyle memleketin bütün sağlam kuvvetlerinin, komplocuların içinde yanlış hesap yaptıklarını bu uyarıyla anlayan iyiniyetli samimi komutanların ona verdikleri destek "mutlu son"u sağladı.
       Ancak sonraki olaylar göstermiştir ki "21 Ekim 1961" olayı sadece bir başlangıçtır. Bugünün moda deyimlerini kullanarak söylemek gerekirse o "ana deprem"dir. "Artçı depremler" 22 Şubatlardan, 21 Mayıslardan, 9 Martlardan geçerek ta 12 Marta kadar sürdü. 12 Martta Türk Silahlı Kuvvetlerindeki "emir ve komuta zinciri" yeniden kurulmuştu. Bu, "21 Ekim 1961 ana depremini izleyen artçı depremlerin sonu" oldu.
       Ama bu demek değildir ki bir başka ana deprem hiç bir zaman kapımızı yeniden çalmayacaktır.
       Ne var ki biz artık onu "İsmet Paşasız" göğüsleyeceğiz.


21 Ekim 1961, Cumartesi - Saat 14.30

       Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup 10 tanesi General, 27 tanesi Kurmay Albay ve bir tanesi Kurmay Yarbay 38 subay İstanbul'da Yıldız'daki Harp Akademisinde toplanarak Türkiye'de yönetime el koyma kararını ittifakla aldılar. Bu hususta hazırladıkları "21 Ekim Protokolü"nü imzaladılar. İmzaların başında Korgeneral Refik Tulga'nınki vardı.

21 Ekim 1961, Cumartesi - Öğleden önce

       Milli Birlik Komitesi (MBK) üyesi Kurmay Binbaşı Kamil Karavelioğlu saatlerin 9:00'u gösterdiği sırada İstanbul'da 1. Ordunun Harbiye'deki komutanlık binasına geldiğinde biraz şaşırdı. Komutan Orgeneral Cemal Tural kendisini karşılamak üzere ne kapıda, hatta ne de merdiven başındaydı. Orgenerallerin Binbaşıları karşılamaları adet değildir ama 27 Mayıstan sonra MBK üyeleri ayrı bir statüye sahiptiler. Gerçi bunu istismar eden genç yüzbaşılar çıkmışlar, büyük komutanların önünde yürümeye kalkışarak hem Ordu içinde, hem de kamuoyunda MBK aleyhinde not düşmesine sebep olmuşlardı. Kurmay Binbaşı Kamil Karavelioğlu bunlardan değildi. Zaten ötekiler de "14'ler Operasyonu"nda, MBK'dan çıkarılmışlar, yurt dışına gönderilmişlerdi.
     Orgeneral Cemal Tural, Kurmay Binbaşı Kamil Karavelioğlu'nun o sabah kendisini ziyaret edeceğinden haberdardı. Ankara'daki MBK bunu kendisine bildirmişti. Karavelioğlu Komitenin bir talimatını tebliğ edecekti, bunun için görevlendirilmişti. MBK şaşaalı günlerinde bir "Ordu içi operasyon" yapmış, aralarında yüksek komutanların da bulunduğu bir çok subayı emekliye ayırmıştı. Bunlar "Eminsu" adıyla anılmışlardır. Tural bunlar arasına dahil edilmemiş, bundan dolayı da MBK üyelerine, rütbeleri ne olursa olsun "özel saygı" göstermiştir. Aslında Tural'a bir ayrıcalık tanınmamış, onun komutanlık nitelikleri MBK'nın genç üyeleri tarafından kaale alınmıştır.
       Fakat 21 Ekim 1961 günü, hava değişmişe benziyordu. 15 Ekim 1961'de genel seçimler yapılmış, 20 Ekimde bunların sonuçu resmen ilan olunmuştu. MBK'nın görevi de böylece sona ermiş bulunuyordu. MBK'nın elinde artık bir "yaptırım güçü" yoktu.
       Komite üyesi Kurmay Binbaşı Karavelioğlu bir gece önce, askeri uçakla Ankara'dan Yeşilköy hava alanına gelmiş, Harbiye Orduevine inmişti. Hava alanında da karşılayıcı bulmamıştı.
       Karargahta kendisini Tural'ın Emir Subayı, Komutanın odasına aldı. Orgeneral yalnızdı. Mutad hoş - beşten sonra Karavelioğlu MBK'nın arzusunu 1. Ordu Komutanına bildirdi: İsviçre'den gelecek Ord. Prof. Ali Fuat Başgil'in - AP listesinden Samsun Senatörü seçilmişti - geri çevrilmesini, yahut Ankara'ya gönderilmeyip İstanbul'da tutulmasını istiyorlardı.

Bir gün önce - Öğleden sonra

     MBK bir gün önce, 20 Ekim 1961 Cuma öğleden sonra Ankara'da son toplantılarından birini yapmıştı. Eski subaylar artık sivildiler. Ordudan fiilen ayrılıyorlardı. Kurulan yeni Parlamentoya Daimi Senatör olarak katılacaklardı. Toplantıda "Seçimlerden sonraki siyasi durum"u görüştüler.
       Seçimler "umdukları sunuç"u vermemişti. CHP'nin daha iyi bir performans göstermesini bekliyorlardı. Halbuki CHP en fazla milletvekilini çıkarmış olmakla birlikte Senatoda, AP'nin 70 Senatörlüğüne karşı 36 sandalyada kalmıştı. Zaten 600 kişilik - Meclis 450, Senato 150 - TBMM'de çoğunluk, Osman Bölükbaşı'nın CKMP'si hariç tutulsa bile "27 Mayısa karşı güçler"in egemenliğinde bulunuyordu. Bu güçler 15 Ekim gecesi ilk neticelerin gelmesiyle bir zafer havasına girmişlerdi. Kendi kendilerine Cumhurbaşkanı, Senato Başkanı, Meclis Başkanı seçiyorlar, hükümetler kuruyorlar, Başbakan tayin ediyorlardı. En radikallerin Cumhurbaşkanı adayı Ord. Prof. Ali Fuat Başgil'di. Gerçi AP, parti olarak daha ihtiyatlıydı. Kendi adaylarının, Genel Başkanları Ragıp Gümüşpala olduğunu söylüyorlardı. Başgil olsa olsa "Havadis Grubu"nun ortaya sürdüğü isimdi. Ama onun etrafında estirilen hava gittikçe taraftar buluyor, "Hoca"yı 27 Mayıs hengamesinden sonra kaçıp gittiği İsviçre'den bu sefer döndüğünde alayıvala ile karşılamak üzere görkemli törenler hazırlanıyordu. Ankara'ya gelişi 27 Mayıs karşıtı güçlerin bir gövde gösterisi olacaktı ve MBK üyelerini ürüküten de buydu. Ürküntünün kendi şahıslarıyla bir ilgisi yoktu. Bunun asker üzerindeki etkisinden korkuyorlardı. Ne zaman var ki Silahlı Kuvvetler Birliği diye adlandırılan bir grup, Ordu'ya fiilen egemendi. Bunun tarihini "6 Haziran Olayı"na kadar götürmek kabildir. O olayda Cemal Gürsel bazı MBK üyelerinin desteğiyle Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan Tansel'i görevinden alıp Kanada'ya göndermek istemiş, fakat Silahlı Kuvvetler Birliğinden gelen baskı sonucu geri adım atmak zorunda kalmıştı. Bu, Gürsel'in ve MBK'nın nüfuzunu çok kırmıştı. Yassıada duruşmalarından sonraki infazların da aynı güçten kaynaklandığı bilinmektedir. MBK düşünüyordu ki yüzülüp yüzülüp kuyruğa gelinmişken, seçimler yapılmışken, TBMM açılmak üzereyken bir takım "lüzumsuz kışkırtma"larla bunu tehlikeye atmanın alemi yoktur.
     Anayasaya göre TBMM, seçim sonuçlarına dair Yüksek Seçim Kurulu bildirisinin radyoda yayımlanmasından beş gün sonra, "davete ihtiyaç bulunmaksızın" saat 15'te kendiliğinden toplanacaktı.
     
Bildiri 20 Ekim 1961 Cuma gecesi saat 22.45'te okundu. Buna göre 15 Ekim 1961 seçimlerinin sonucu şöyleydi:


     CHP seçim sonuçlarını sükunetle almıştı.
     Genel Başkan İsmet İnönü parti genel merkezinde yaptığı bir basın toplantısında "Demokratik ananeler içinde milli menfaatin gerektirdiği her kapıyı açık tutma kararı"nı ilan etti.
     MBK, 20 Ekim 1961'deki toplantısında üyelerinden Kurmay Binbaşı Kamil Karavelioğlu'nu İstanbul'a göndermek ve 1. Ordu Komutanına komitenin Ali Fuat Başgil hakkındaki talebini bildirmek kararını almıştı.

21 Ekim 1961, Cumartesi - Öğle vakti

     Karavelioğlu görüşme ilerledikçe köprülerin altından çok su akmış bulunduğunu daha iyi farkediyordu. Hele Kurmay Başkanı Kurmay Albay Emin Aytekin'in, nasıl olduğunu Karavelioğlu'nun da anlamadığı bir şekilde içeriye gelip lafa karışması ve bir takım tarizlerde bulunması havayı daha gerginleştirdi. Bu sırada Tural odadan çıkarak ikisini başbaşa bırakmıştı. Aytekin üst perdeden konuşuyor, MBK'yi ülkeyi kötü yönetmiş olmakla suçluyor, Ali Fuat Başgil hakkındaki talebi "Sizin demokrasi anlayışınız bu mu?" diye kınıyordu. Sanki 1. Ordu Kurmay Başkanı ortalığın lüzumsuz kışkırtmalarla kızıştırılmasından yanaydı. MBK'nın endişesi de buydu. Silahlı Kuvvetler Birliğindeki aşırıların böyle kışkırtmalardan yararlanarak oradaki ılımları kendi yanlarına çekmeleri.
       Karavelioğlu muhatabının o olmadığını belirterek Kurmay Başkanını tersledi. Buraya MBK adına Ordu Komutanıyla görüşmek üzere gelmişti.
       Ancak Ordu Komutanının çıkıp gittiği, kendisini Kurmay Başkanıyla başbaşa bıraktığı da bir gerçekti.
     Emin Aytekin, benim bildiğim bir subaydır. Adı "Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları - Metin Toker - Yarı Silahlı, Yarı Külahlı bir ara rejim - 1960 / 1961" kitabında şöyle geçer:
       "Ben o gün - 27 Mayıs 1960 günü - gelen subaylardan bir tanesini hatırlıyorum. İsmet Paşanın yanındaydım. Yandaki bizim evden bir kurmay subayın beni çağırdığı haberi geldi. Gittim. Orta boylu, üniformalı genç biri kütüphanede bekliyordu. İhtilal Komitesi adına geldiğini, İhtilal Komitesi adına İsmet Paşaya bir mesajı olduğunu söyledi. İsmet Paşanın evi kalabalık bulunduğundan bunu benim vasıtamla iletmeyi tercih etmişti. İhtilal Komitesi İsmet Paşanın dışarıya çıkmamasını, bir gösteriye sebep olmamasını, demeç vermemesini istiyordu. Subay bu kesin kararı bana iletirken çalımlıydı, yüksekten konuşuyordu. Daha ziyade emreden bir tavrı vardı. Adını sordum.
     - Lüzum yok, dedi.
     - Siz Komiteden misiniz? diye üsteledim.
       Komiteye mensup olanların adlarının açıklanmayacağını belirtti. Söylediğine göre İhtilali yönetenler adsız kalacaklar, görevlerini bitirince kıtalarına döneceklerdi. Yapılan hareket ordunun ortak etkinliğiydi. Kahraman yaratılmasını ordu istemiyordu.
       Sonradan, o gün gelen bu subayın Kurmay Albay Emin Aytekin olduğunu öğrenecektim. Emin Aytekin'in hiç yetkisi yokmuş. Kendiliğinden kalkıp Ayten Sokağa gelmiş, böylece çalım satmış. Bu Kurmay Albay sonradan İstanbul'a Sıkı Yönetimin kurmay başkanı tayin edildi. Talat Aydemir hareketlerini takiben de emekliye sevkolundu."
     Karavelioğlu, girişiminden bir sonuç alamayacağını anladı; 1. Ordu karargahından ayrıldı. MBK'ya telefon ederek durumu nakletti, bir nevi "ek kuvvet" istedi.
     Suphi Karaman ile Haydar Tunçkanat derhal geliyorlardı.
     Yeşilköy askeri hava alanında buluşulacaktı.

     Yarın: İsmet Paşa meydan okuyor


20 Eylül 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber