Geri Dön

Dev kalemin öyküsü

Dev kalemin öyküsü

Metin Göktepe kalemi basın mücadelesinin sembolü

Ankara'daki 8 yıllık eğitimi protesto yürüyüşünde gazetecileri kıyasıya döven polisler "Metin Göktepe olayında çok üzerimize gelindi, onun için yaptık" dediler. Halbuki 24 Temmuz'da Afyon'da yapılan Metin Göktepe duruşmasına gelen gazeteciler ve kayıp yakınları da polisten kıyasıya dayak yemişti. Metin Göktepe'nin anısına yapılan ve basın özgürlüğünü temsil eden dev kalem maketinin Afyon'da başlayan öyküsünü, kalemi (herhalde boyunun uzunluğu nedeniyle!) taşımayı üstlenen arkadaşımız Musa Ağacık yazdı. Çünkü bu kalem hepimiz için, acilen ihtiyaç duyduğumuz toplumsal barışın sembolüdür artık.
Mavi - beyaz, üzerinde kırmızı bir yürek ve "Metin Göktepe, Gazeteciyim" yazısı bulunan 2 metre boyundaki kalem 24 Temmuz "Gazeteciler Günü" etkinlikleri arasında en öne çıktı.
Afyon'da yapılan Metin Göktepe duruşması 24 Temmuz'a, yani Basından Sansürün Kaldırılmasının 89. yıl dönümüne denk gelmişti. Davayı izleyen gazeteciler bu "mutlu" günü Afyon'da yaptıkları mütevazı törende dev kalemle kameraların karşısına çıkınca, kalem bir anda "meşhur" oldu.
Aynı akşam Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Dolmabahçe Sarayı'ndaki Basın Özgürlüğü Ödülleri töreninde de boy gösterdikten sonra şöhreti iyice perçinlendi!
Peki bu kalem nasıl meydana geldi?
Metin Göktepe duruşmalarını başından beri izleyen gazeteci arkadaşlarımız Celal Başlangıç, Beraat Günçıkan, Tayfun Gönüllü, Süleyman Sarılar, Nadire Mater, Nazım Alpman, Mehmet Güç, Mete Çubukçu, Murat İnceoğlu ve Nevzat Onaran 24 Temmuz öncesi bir araya geliyorlar...

Tartışma konusu "24 Temmuz'da Afyon'da bir şeyler yapmak" üzerine gelişiyor. Bu günün "anlam ve önemine" ilişkin önerilerde bulunuyorlar...
Tayfun Gönüllü "büyük düşünerek" 10 metrelik bir kalem fikri ortaya atıyor. Celal Başlangıç, 6 metrelik bir indirimle öneriyi 4 metrede durduruyor. Toplantıya telefonla katılan Yalçın Bayer ise, günümüz koşullarında 2 metrenin de yeterli olacağını söylüyor.
Bayer'in önerisi genel kabul görünce proje karikatürist Kemal Gökhan'a havale ediliyor. Gökhan kısa sürede çizimlerini tamamladığı dev kalem tasarımını heykeltraş Deniz Kirazcı'ya sevkediyor.
Kirazcı sekiz buçuk günlük titiz bir çalışma sonunda gazete ve televizyonlarda gördüğünüz Metin Göktepe kalemini bitiriyor.
24 Temmuz'da basın özgürlüğü mücadelesinin sembolü haline dönüşen kalemin etrafında gelişen olaylara gelince...
Kalem, önce Afyon Zafer Anıtı önündeki törende bizim elimizde sahneye çıkıyordu. Törenden sonra, gazeteciler, yazarlar ve sanatçılarla birlikte Göktepe duruşmasının yapılacağı Afyon Adliyesi'ne doğru yola çıkıyor.

Adliyenin bahçe kapısında görevli polis memurları dev kalemi şaşkın gözlerle bir süre izledikten sonra, kaleme olan saygılarını dile getiriyorlar:
- "Bununla içeri giremezsin..."
- "Neden?"
- "Giremezsin, o kadar!"
- "Memur Bey, kalemin bir sakıncası mı var acaba?
- "Ben burda olduğum sürece bu kalem içeriye girmeyecek, tamam mı?"
- "Kalem basın özgürlüğünü temsil ediyor...
- "Neyi temsil ederse etsin, ben bu kalemi içeri sokmam, fazla ısrar etmeyin, yoksa!...
Yoksa fena olabilirdi. Bunu yakınen biliyorduk. Eğer dediklerini yapamasalardı biz bu duruşmada olabilir miydik?
Hem "kalem kılıçtan keskindir" diye bir atasözümüz yok muydu?
O esnada CHP İzmir Milletvekili Sabri Ergül'ün de aklından aynı şeyler geçiyor olacak ki, söze giriyor:
-"Musa Bey, kalem sadece kılıçtan değil, toptan tüfekten de güçlüdür!"
Bu sırada, "Sarı Basın Kartı olanlar içeri alınacak" anonsu yapılıyor. Bu sarı basın kartına polislerimiz çok önem veriyorlar. Eğer 8 Ocak 1996 günü Metin Göktepe'nin de cebinde bu "harika" karttan bulunsaydı, büyük bir olasılıkla öldürülmeyecekti. Gözaltına alınmasına "sarı basın kartı" tartışması sebep olmuştu!
Gazeteci arkadaşlarla Afyon Adliye Sarayı bahçesi önünde sıraya girmiştik ki, kaleme kızan komiser tekrar bizi itmeye başlıyor:
- "Bu kalem buraya girmeyecek dedim, duymadın mı?"
- "Sarı Basın Kartlı olanlar içeri girmiyor mu Memur Bey?
- "Evet..."
- "Bu kalem de sarı basın kartlı bak!
- "Hani nerde?" (Gülüşmeler- O esnada cebimden sarı basın kartımı çıkartıp kızgın komisere gösteriyorum.)
Bahçeye girdik ama bu sefer de binanın kapısında kaleme karşı "güvenlik barajı" oluşmuştu. Komiser kararlı, kalemi duruşma salonuna sokmamaya ant içmiş. Bizi iteklemeye başlıyor. Her yere müdahale etmeye alışmış olan komiser, bu kez burnunu kalemin ucuna sokmaya çalışıyor. Köpükten yapılmış kalem komiserin burun deliklerine takılınca, ilk darbeyi alıyor, ucundan iki parça kopuyor.
Kırık parçaları yerden alıyorum. Polise dönüyorum:
- "Memur Bey, bakın kalemin ucunu kırdınız. Ama bükemediniz...
Polislerin kızgın bakışları arasında kale kapısını açar gibi, polis kordonunu yararak kalemle birlikte adliye sarayına giriyoruz. Bu kez adliye binasının güvenliğinden sorumlu Jandarma Albayı yanımıza geliyor:
-"Kalemi adliye sarayına almıyoruz, Musa Bey..."
- "Bu emri mahkeme başkanı mı verdi acaba?"
- "Hayır efendim ama kuralımız öyle..."
- "Sayın Albay, bakın bu kalem, Metin Göktepe'nin adını taşıyor, o nedenle duruşmayı izlemesine izin verin."
Bunun üzerine Albay, duruşma bitene kadar kalemin adliyenin zemin katında muhafaza edilmesi için jandarma erlerinden birine bize yardımcı olması için emir verdi.
Duruşma başlıyordu. O nedenle kalemle vedalaşmak gerekiyordu. Bu da bir aşama sayılabilirdi. Polis barikatını aşmış askere varmıştık!
Duruşma salonuna girdiğimizde, TBMM'de "deyyusu ekber" pankartı açan CHP İzmir milletvekili Sabri Ergül, bir öneride bulunuyor:
- "Musa Bey, Mahkeme Başkanı'na `not tutmak için kalemimi istiyorum' deyin ve kalemi buraya getirsinler."
- "Kalem görevini yaptı şimdi sıra bizde Sayın Ergül." Deyip salonda yerimizi alıyoruz.

Duruşmadan sonra kalemi jandarmalardan teslim alıyoruz. Afyon'a geldiğimiz özel otobüse binip gazeteci ve sanatçılarla birlikte İstanbul'a hareket ediyoruz. Harem'de otobüsten inip, bir münibüsle Üsküdar'a, ordan da motora atlayıp Dolmabahçe rıhtımına yanaşıyoruz.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin(TGC) Basın Özgürlüğü Ödül töreni devam ediyor. TGC bu yıl Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i, Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Orhan Erinç'i ve Saray Cezaevi'nde bulunan gazeteci Işık Yurtçu'yu ödüle değer bulmuştu. Dev Kalemimiz burada Işık Yurtçu haline geliyordu.
"Basın Özgürlüğü" ödüllü Cumhurbaşkanı ile kalemi tanıştırma isteğimiz malesef gerçekleşemiyor, çünkü yarım saat önce ödülüyle birlikte resepsiyondan ayrılmış. Işık'ı hapisten çıkartma sözü veren Başbakan Mesut Yılmaz'ı ise 5 dakika farkla kaçırıyoruz.
Kalemin uzun yolculuğu bitmek üzere... Kalemi TGC Başkanı Nail Güreli'ye teslim etmek üzere kürsüye çıktığımızda, Başbakan Mesut Yılmaz'ın talimatına rağmen duruşmaya getirkilemeyen polislere ilişkin olarak Gazeteci Yalçın Bayer, Nail Güreli'ye şöyle diyor:
- "Başbakan Mesut Yılmaz bana, 'Polisler, bu sabah linç edilmeleri korkusundan dolayı duruşmaya gelmediklerini!'söyledi."
Bunun üzerine kalemi TGC Başkanı Nail Güreli'ye teslim ederken:
-"Nail Abi, kalemimizin ucu her yere burnunu sokmaya alışmış bir polisin burun deliklerine takılarak Afyon'da kırıldı. Ancak ne satıldı, ne de eğildi. Kırılan ama satılmayan kalemi basın özgürlüğü adına size teslim ediyorum!"
dedikten sonra son noktayı koyuyorum:
"Bu arada Başbakan Mesut Yılmaz'ın 'Polisler, linç edilecekleri korkusuyla teslim olmadılar' şeklindeki sözleri gerçeği yansıtmıyor. Aksine polisler Metin Göktepe duruşmasını izlemeye gelen Hasan Ocak'ın annesi Emine Ocak, Baba Ocak ve gazetecileri yerlerde tekmeleyerek linç etmek istedi."

Kırmızı Bank bundan sonra Milliyet.com.tr'deKırmızı Bank, geçmişte yaşanan ilginç olayları eğlenceli bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor. Melis Öztop'un sunumuyla Kırmızı Bank bundan sonra milliyet.com.tr'de sizlerle olacak... İlk bölüm için takipte kalın...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber