Merkez MHP'ye kaydı

Merkez MHP'ye kaydı


MHP il ve ilçe kongrelerini bitirmek üzere. Son olarak İstanbul'da yapılan kongrede genel merkezin adayı il başkanlığını kazanamadı. Önümüzdeki ay büyük kongresini toplayacak olan MHP'nin seçim sonrası ve iktidar ortağı olarak geldiği noktayı gazeteci yazar Tanıl Bora yorumluyor.


       MHP'nin yakın ve orta vadeli geleceğiyle ilgili merakların özeti, neredeyse beş yıldır tekrarlanan şu sorudur: "Değişti mi, değişmedi mi?" Biraz daha açarsak: MHP (tanımı meşrebe göre değişmek üzere) faşist / radikal / fanatik / uç / periferik bir yapı olmaktan çıkıp merkez partisi mi oluyor? Dahası: Politik koordinat sisteminde merkez sağın yeni sahibi MHP midir?
       Medyada, epeydir, bu soruları "MHP değişti" istikametinde cevaplamaya dönük sebatkƒr bir gayret var. MHP ise, bir yandan (bizzat genel başkanının ağzından) "değişmediğini" söyleyerek meydan okumak ile, hoş tutulmanın, "aferin" almanın cazibesi arasında gidip geliyor.
       MHP'de değişeni ve değişmeyeni, somutlayarak ve ayırdederek tanımlamakta yarar var. MHP'yle ilgili olarak değişenler, esas olarak nesnel koşullarla ilgilidir, yani Türkiye'de politikanın yapısındaki değişimlerdir. Nedir bu değişimler?
       1) Politika medya - odaklı hale gelmiş, "halkla ilişkiler" etkinliğine benzer bir karakter kazanmıştır. "İmaj oluşturma"ya, politikada neredeyse örgütü, kadroyu ve programı ikincilleştiren, sihirli bir güç atfedilmektedir. MHP de bu usule uygun vitrin düzenlemelerinden geri kalmamakta, cari "değerlere" uyumlu olduğunu sergilemeye gayret sarfetmektedir.
       2) "Yüzer - gezer", "kararsız" seçmen kitlesindeki artışa bağlı olarak, illƒ sıkı bir angajman istemeyen, "sınırlı sorumlu" bir sempatizanlığa olanak tanıyan gevşek bir taban dokusu, MHP'ye de nüfuz etmiştir. MHP'nin "sıkı" kadro - teşkilƒt omurgasına, müşteri - tüketici misali bir ilişki içinde partinin sembollerini, sloganlarını "tüketen" ama bu ilişkiyi hayatının tamamına yön veren ve kimliğini topyek–n belirleyen bütüncül bir bağ olarak da algılamayan, geniş bir sempatizan potansiyeli ("pop ülkücülük") eklemlenmiştir.
       3) MGK merkezli devlet siyaseti, birincisi, yoğun, saldırgan ve telƒşlı bir milliyetçiliği politik ortama hƒkim kılmıştır. Kürt meselesinin - şimdilik - üstesinden gelinmiş görünmesiyle milliyetçi alarmizm frenlenmiş olsa da, güçlü bir tehdit algısı ve kronikleşmiş teyakkuz halinin politika üzerindeki sıkı denetimi kalkmış değildir. Bu durum, MHP'nin (ideolojisinin peşinden tüzel kişiliğiyle) "kendiliğinden" merkeze yerleşmesine katkıda bulunmuştur. İkincisi, MGK merkezli iradenin politik sahneye ƒmir olması ve stratejik kararları tamama erdirmesi, partilerin inisiyatifini en aza indirgemiş, partilere özgü politik iddialar, programlar ideolojik tavırlar flulaşmış, buharlaşmıştır. Bu durum, somut programların değil kimliklerin, imajların, sloganların iş yapmasına elvermesi bakımından MHP'ye yaramıştır.

     Merkez sağa benzeme
       Bu tabloyu, kabaca, MHP'nin merkeze kayması değil de, merkezin MHP'ye kayması diye özetleyebiliriz! MHP bu değişimde fail olmaktan ziyade maruz kalma durumundadır. Nesnel gelişmeler, MHP'nin merkez - sağ partilere benzemesine imkan açmıştır. Bu sürecin diğer yüzü de merkez - sağ partilerin MHP'ye benzemesidir (1990'ların DYP'sinin MHP'yi aratmayacak kadar "faşizan" bir karakter sergilediğini hatırlayalım).
       MHP yönetiminin yaptığı, Türkeş'ten itibaren, bu değişime uyarlanmaktır. Bahçeli'nin başarısı ise, Türkeş'in haddinden fazla "frapan" vitrin düzenlemeleriyle başlattığı bu girişimi, tabanın - örgütün hazmedebileceği bir ölçüye sokmak olmuştur.

     Değişmeyen nedir?
       MHP, medya - odaklı imaj teknolojisine gittikçe daha fazla kapılmakla beraber, bir yandan da sıkı bir klientalist taban politikasıyla bağlıdır. Kadro -teşkilat omurgası ve son seçimde dikişlerini patlatan yoğun yüzyüze ilişki ağı, MHP'nin özellikle (son günlerin revaçtaki tabiriyle) "öteki Türkiye"deki mukayeseli üstünlük faktörüdür ve elindeki bu aleti yitirmek istemeyecektir. Parti tabanının "iktidar"a olan tutkulu düşkünlüğü ve ağırlıkla ekonomik nitelikli somut ihtiyaçları da, MHP'nin tamamen "tabandan arınmış" bir zeminde politikacılık oynamasını güçleştirmektedir. Bu baskı, MHP'yi, özgül politik - ideolojik taleplerinden ziyade, militan bir kadrolaşma, partizan bir yönetim doğrultusunda baskılamaktadır, daha da baskılayacaktır.
       MHP'nin dayandığı kadro - taban dinamiği, milliyetçi hamƒsetin çekim alanında, hasım saydıklarını "iç düşman" suretinde algılamaya talimli, "tahrik olmaya" amƒde ve "tahrik olması" halinde de linççi bir saldırganlığı hak gören bir kitle ruhu içinde varolur. Bu potansiyel, zaman zaman "fanatizmin" merkezi olarak ifşƒ edilen Ülkü Ocakları'yla da sınırlı değildir. Sadece ve doğrudan doğruya MHP'nin güdümünde de olmayan, ancak MHP'yle "sahih" bir ilişki / iletişim içindeki bu faşizan potansiyel, değişmeyenlerin başında gelmektedir.
     
     MHP'nin tarihsel işlevi
       MHP'nin kendine özgü (tarihsel) bir işlevi, bu kadro - taban yapısı, bu "kitle ruhu" ile (ki nereden baktığınıza bağlı olarak "millŒ irade" olarak da görünebilir!) sistem / merkez arasında bir tür aracılık yapmaktır. İktidar ortaklığı deneyimi ve onun zorlukları, bu işlevi iyiden iyiye belirginleştirdi ve kritik hale getirdi. "Tabanın sesini" dillendirenler, mevcut durumu, "12 Eylül'de fikri iktidarda kendi zindanda bir kadroyuz" demişti; şimdi "kendi iktidarda fikri zindanda bir kadroyuz" sözleriyle alaya alıyorlar.
       Parti yöneticileri ise, koalisyon ortaklığının esasen "sistemi MHP'ye alıştırma"ya hizmet eden bir ilk tecrübe olduğunu, hakiki MHP icraatinin tek başına iktidar olunduğunda ortaya konacağını söyleyerek sabır telkin ediyorlar.

Stratejik hedef yüzde 15 oyu korumak

       İktidarda / "devlette" olmak, ülkücü taban için hem sembolik hem maddŒ açıdan hayatŒ önemdedir; bu da hayli yüksek bir sabır ve taviz kredisi anlamına gelir. Yeter ki, iktidar konumu, tavizleri dengeleyecek sembolik ve maddŒ kazanımlara imkƒn sağlasın. MaddŒ kazanımlarda, özellikle orta düzey kadrolar bakımından, durum hiç fena görünmüyor! Sembolik kazanımlar bakımındansa MHP, "yolsuzluklarla ilgili ilkeli tutum" gösterisi gibi, kadrolardan ziyade sempatizan - seçmen tabanına hitap eden, "doktriner" ve "aksiyoner" heyecanı tatminden uzak görece zayıf hamlelerle vaziyeti idare etmekte.
       MHP'nin stratejik hedefi, oy gücünü yüzde 14 - 15 civarında konsolide etmek olacaktır. Bunun yolu, kadro tabanının "motivasyonunu" bozmadan, gevşek dokulu sempatizan - seçmen potansiyelini sağlama almaktan geçiyor. Bu problemin halli, "pop ülkücü" dalganın 1990'lardaki zirvesinden aşağı düştüğü dikkate alınırsa, daha fazla gayret istiyor.
       Heyecanlı bir büyük kongre arefesindeki MHP, bu ikilemlerle boğuşuyor. Parti üst yönetimi, yeni üye yazımıyla, kongre rekabetleriyle mayası çalınan klasik merkez sağ çıkar ve alışveriş siyasetinin (klientalizm) münasip bir ortalamayı bulmaya kapı açacağını umuyor olmalı. Kongre rekabeti ise, bir yandan (kadrolar ve "dava" açısından) "yozlaşma", "sulanma", diğer yandan teşkilƒt içi güç mücadelesine gömülme tehlikelerini beraberinde getiriyor. "Üstte mavi gök, yerde yağız yer yıkılmadıkça" da bu gerilim devam edecektir!

Çocukken hiç oyuncağı olmadı,dolmuşunu oyuncakla donattıOsmaniye’de çocukken hiç oyuncağı olmayan halk otobüsü şoförü 28 yaşında ki Fatih Çokan, çocuklar için otobüsü oyuncaklarla doldurdu. Çokan, otobüsündeki oyuncaklarla hem oynuyor hem de otobüse binen çocuklara hediye ediyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber