Geri Dön

REFORMUN ŞİFRELERİ

Meclis’e sunulan Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen değişikliklerin cezaevindeki gazeteci-yazarların tutukluluk durumuna etkilerini Prof. Köksal Bayraktar değerlendirdi...

REFORMUN ŞİFRELERİ

MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve PKK’nın silah bırakmasına yönelik ‘Oslo süreci’nin kilit isimlerinden 4 MİT görevlisinin KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrılması özel yetkili mahkemelerin konumu üzerindeki tartışmaları alevlendirdi. Bu mahkemeler özellikle Emniyet istihbaratı ile savcılar arasında yeni bir ‘otorite’ yaratmak ve adil yargılamaya engel olmak gerekçesiyle eleştiriliyorlardı. Özellikle gazeteci ve muhalif aydınlara yönelik tutuklamalar ve uzun süreli davalar, Türkiye’nin Avrupa Konseyi ve AİHM’de ‘demokratik sicili’ni bozan uygulamalar olarak görülüyordu. Hükümet bir süredir Ceza Kanunu (TCK) ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) düzenlemeler öngören bir ‘reform paketi’ üzerinde çalışıyor.

Tehlikeli olabilecek bir değişiklik

Konu gazetecileri de doğrudan ilgilendirdiği için, yasa tasarısı TBMM’de görüşülmeden önce basın davalarını izleyen ve alanında uzman bir hukukçu olan Prof. Dr. Köksal Bayraktar’a paketin ‘şifrelerini’ sorduk. Sayın Bayraktar, Milliyet Okur Temsilcisi’ne şu değerlendirmeyi yaptı:
“Son günlerde önce Adalet Bakanı, daha sonra Başbakan, Ceza Kanunu (TCK) ile Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) yeni bir reform paketinin hazırlandığını ileri sürerek özellikle tutuklama ile ilgili düzenleme hakkında bilgi verdiler. Reform, aslında temelli ve geniş çaplı yenilikleri belirler; TBMM’ye sunulacak tasarı, TCK ile CMK’da sadece bazı değişiklikler getirmektedir. Bunların reform olduğunu söyleyebilmek çok zordur. Tasarı ile TCK’nın 20, CMK’nın 4 maddesinin değiştirilmesi öngörülmektedir.
TCK’daki değişikliklerin ilki silah ile ilgilidir. Yangın çıkarıcı maddelerin de silah sayılacağı belirtilmektedir; tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması ve el değiştirilmesi suçu içine de yangın çıkarıcı madde eklenmektedir. Tasarının gerekçesinde, molotofkokteyli gibi yangın çıkarıcı maddelerin silah sayılıp sayılmayacağı konusunda duyulan kuşkuların bu değişiklik ile giderilmesinin amaçlandığı belirtilmektedir.
Kanun tasarısında, haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğinin ihlalleri ile kişiler arası konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçlarının cezaları artırılmaktadır. TCK 133. ve 134. maddelerde, ileride çok tehlikeli olabilecek bir değişiklik getirilmiştir. Buna göre, kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi ile elde edilen veriler ya da özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri hukuka aykırı olarak ifşa etmek suç sayılmıştır. Böylece, özel hayatın gizliliğine ilişkin mutlak ve kesin dokunulmazlık zayıflatılmaktadır. Gelecekte birtakım açıklamaların hukuka aykırı veya hukuka uygun oluşu üzerine yoğun tartışmalar yaşanabilecektir.

Gizliliği ihlal davaları azaltılacak

Yargılama ile ilgili olarak 4 maddede değişiklik getirildiği görülmektedir. Yargı görevini yapanı etkileme ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçları arasında belirli bir uyum sağlanmış ve bilirkişi ile tanıkları etkileme, bu maddelerin kapsamına alınmıştır. Soruşturmanın gizliliğine aykırı davranmada yeni kavramlar getirilmiştir. Söz konusu suç; ancak masumiyet karinesinin, haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğinin ihlallerinde ve gerçeğin ortaya çıkarılmasının engellenmesinde meydana gelebilecektir. Aynı değişiklikler içerisinde yakın akrabalar arasında suçu bildirmeme suçunun oluşamayacağı belirtilmektedir.
TBMM’ye sunulan tasarı ile önceki TCK’da bulunan bir kavram canlandırılmaya çalışılmaktadır. Yeni TCK ve CMK’da çok önemsenen “uzlaşma” ile bir kenara itilen “ön ödeme” yeniden diriltilmektedir. Buna göre, belirli bir gerçek kişiye karşı işlenmeyen ve bir yıla kadar hapis cezası veya adli para cezasını gerektiren suçlarda ön ödeme ile davanın açılmayacağı veya düşeceği şeklindeki düzenleme ile ön ödemeye yeniden dönülmektedir. Bu yaklaşım ile adli yargıdaki dava yoğunluğu ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır.


Tutuklama yerine adli kontrol

CMK’da daha az değişiklikler yapılmaktadır. Bunlardan en önemlileri tutuklama ve adli kontrol ile ilgilidir. Tutuklama ile ilgili CMK 101. maddeye ilişkin öneri, aslında, mevcut kanunda da var olmasına ve önemli bir değişiklik niteliği taşımamasına rağmen ceza yargılamasındaki bir hastalığa neşter vurması yönünden çarpıcıdır. Tasarıda tutuklama kararlarında mutlaka olaya dayanan, somut durumu açıklayan gerekçenin var olması zorunluluğu öngörülmektedir. Başka bir deyiş ile, tutuklama kararı veren ya da tahliye talebini reddeden yargıç, bundan böyle kararının nedenlerini ve kanıtlarını açıkça ortaya koyacaktır. Türk yargısının bu alışkanlığı edinebilmesi çok zordur. Ancak, bu değişiklik dahi küçük ve yetersiz de olsa bir adımdır.
Tasarı ile adli kontrol alanı da genişletilmekte ve bir koruma tedbiri olarak tutuklamaya seçenek olarak getirilen adli kontrolün 3 yıla kadar hapis cezasının verilebileceği suçların tavanı 5 yıl hapis cezasına çıkarılmaktadır. Adli kontrolün uygulanma imkânının genişletilmesi, tutuklama ile ilgili yargıdaki sert tutumu hafifletebilecektir.
Bu değişikliklerin ne ölçüde yararlı olacağını uygulama gösterecektir.”


Statüko’da yer alan ‘nefret’ söylemine platformda eleştiri

Medya Etiği Platformu, Samsun’da yayımlanan Statüko dergisinde Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ı öven yazının medyaya yansımasını eleştirdi:
“Dergideki yazı kadar medyada yer alan haberlerin büyük bölümü de etik açıdan sorunlu.
Bu örnekte, sormamız gereken soru şu: Medyanın görevini yapması ve kamuoyunu bilgilendirmesi için ille de nefret söylemi taşıyan ifadelerin yayımlanması gerekiyor mu? Hiçbir tarif tam olarak asıl metnin yerini tutmaz, vuruculuğunu azaltır. Peki ya bu “tam bilgi” aynı zamanda infiale neden olabilecek zararlar da verebilecek durumdaysa ya da en azından toplumun bir kısmında bu söylemi güçlendirerek olası yararı anlamsızlaştıracaksa? Unutmamak gerek ki bir ifadenin salt “gerçek” olduğu için kullanılması onun vereceği zararı ortadan kaldırmadığı gibi, onun bilgilendirici olması da hasarını azaltmamaktadır. Nefret söylemiyle ilgili haberlerde amaç mesajın yanlışlığının vurgulanması olmalıdır, bu yanlış mesajın çok daha yaygın kitlelere taşınması değil. Bu hataya düşmemek için gazeteciler, saldırgan görüşleri aktarma görevlerine bağlı kalmayı sürdürürken zararı asgariye indirebilecek seçenekler bulmalıdır. Takipçilerine, büyük resmi anlamalarını sağlayacak bilgiyi vermelidirler. Medyanın, bunun niye nefret söylemi olduğunu ve bir haberde veya video görüntüsünde niye kullanıldığını anlaması noktasında kamuoyuna yardımcı olması önemlidir.”

29 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteni29 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber