ŞEFFAFLIK ÇAĞI

İsveç’te yapılan ONO Konferansı’nda okur temsilciliğinin bugünü ve geleceği tartışıldı. Okurla daha fazla diyalog, yazı işleri üzerinde etkinlik, şeffaf bir medya için kaçınılmaz

ŞEFFAFLIK ÇAĞI

Okur Temsilcilerinin üst örgütü ONO’nun (Organization of News Ombudsmen) yıllık Konferansı İsveç’in başkenti Stockholm’de yapıldı. Türkiye’den Milliyet, Sabah, Star Gazetesi okur temsilcilerinin katıldığı üç günlük toplantıda, ‘Gazete ombudsmanlığının bugünü ve geleceği’ tartışıldı.
ABD ve Batı Avrupa ağırlıklı gazete, radyo, televizyon, internet denetçilerinin deneyimlerinin ele alındığı konferansta, ‘Gazete ombudsmanlarının profilleri ve faaliyetleri uluslararası bakış’ konulu bir akademik araştırmanın sonuçları görüşüldü.
Okurla daha fazla diyalog, cevap ve düzeltmelerde Yazıişleri üzerinde etkinlik, şeffaf ve güvenilir bir medya için kaçınılmaz yol olarak görülüyor. Eleştirilerin yayın yoluyla okurlarla paylaşmak, bu denetimleri ‘görünür’ kılmak işlevsel olmanın en önemli koşulu. 

Radikal bir örnek
Ombudsmanlık kurumunun ‘anavatanı’ İsveç’in kurum içi denetimi ne denli şeffaf hale getirerek kamuoyuna açtığının yeni ve radikal bir örneği, ‘Aktüel’ adlı tv haber kanalının sabah toplantısından başlayarak gün boyu kameraya aldığı ‘mutfak’ görüntülerini internet sitesinden yayımlayarak, Yazıişleri’ni ‘BBG evi’ne dönüştürmüş olmasıydı.
Örneğin, böyle bir toplantıda Sudan’dan gelen katliam görüntülerine ‘haber çıktı’ diye sevinen bir dış haberler editörüyle karşılaşmak mümkün. Ancak, haber toplantısını bu denli ‘şeffaf’ hale getirmenin televizyon kanalını giderek ‘reality show’a çevirebileceği kaygısıyla uygulamaya karşı çıkanlar olduğu gibi, ‘canlı yayın’ yapılıyormuşçasına sürekli kamera altında çalışmanın yazı işlerinin özgürlüğünü kısıtlayabileceği ve bir ‘oto sansür’ yaratabileceğini savunanlar da var. Ancak, Aktüel adlı TV programı, medya denetimini olanca şeffaflığıyla halka açan bu uygulamayı sürdürmekte kararlı. 

Kanlı fotoğraf
ONO Konferansı’nda medyanın etik sorumluluğuna ilişkin çarpıcı bir örnek de Ulusal Basın Denetçisi Yrsa Stenius tarafından verildi.
2003 yılında Stockholm’de bir alışveriş merkezinde saldırıya uğrayan ve bıçaklanarak öldürülen eski Dışişleri Bakanı Anna Lindh’in kanlar içindeki son görüntülerini yayımlayan ‘tabloid’ akşam gazetesinin kapak fotoğrafı büyük tepki görüyor.
Gazete yönetimi, haber metni ne denli güçlü yazılırsa yazılsın, hiçbir kelimenin fotoğrafın etkisini uyandıramayacağı savıyla birkaç saat sonra yaşamını yitirecek kadın bakanın ‘ölüm anı’nın belgelenmesini savunuyor.
Anna Lindh’in çocukları ve ailesinin bu fotoğraf nedeniyle duyacakları ıstırap ve özel hayatla ilgili itirazlar da geçersiz kalıyor. Bütün eleştirilere rağmen, cinayete kurban giden bakanın yerde kanlar içindeki görüntüsü ‘yılın fotoğrafı’ ödülünü alıyor.
Bu örnek, İsveç gibi bir ülkede bile ‘ombudsmanlığın zor bir zanaat’ olduğunu anlatmaya yetiyor.  Gazete ombudsmanlığı kurumlaşma yolunda hayli mesafe almış durumda. İnternet ise en sorunlu alan!

Gazete ombudsmanlığı
İsviçre’den Dr. Cristina Elia’nın ‘okur temsilciliği’ni konu alan uluslararası çalışmasının ONO konferansındaki sunumu, kurumlarını okur denetimine açan medya kuruluşlarındaki ombudsmanların profilleri ve faaliyetleri konusunda bilgilendiriciydi.
Elia araştırmasını Avrupa, İngiltere - Kuzey Amerika (Anglosakson) ve Latin Amerika’da gazetelerin gönüllü olarak atadığı okur temsilcileri üzerinden, mesleğin uluslararası seviyede geldiği aşamayla ilgili olarak veri sunmak amacıyla tasarlamış.
Ombudsmanlık görevi, Anglosakson ülkelerinde çok daha güçlü, yüzde 79’u mesleklerini tam gün yapıyorlar ve 10 temsilciden 9’u gazeteci. Ombudsmanların yaklaşık yüzde 60’i köşelerini haftalık yazıyor. Avrupa’da haftalık yazma oranı yüzde 35. Anglosaksonların yüzde 35-37’si yılda 10 defadan fazla, yüzde 22-23’u yılda 6 defa, yaklaşık yüzde 30’u nadiren, toplum liderleri-temsilcileriyle bir araya geliyor.
Ombudsmanların neredeyse tamamı e-mail’le okurlarla bağlantı kuruyor. Yüzde 86’si telefonla, yüzde 82’si mektup ve faksla, yüzde 24’u internet forumları üzerinden, yüzde 18’i bloglarla, yüzde 10’u internette sohbetle (chat) iletişim sağlıyor. 

Yazı işleri (Newsroom) ilişkileri
Ombudsmanların yüzde 90’ı çalıştıkları gazetecilerle (muhabir, editör, yazarlar) yüz yüze diyalog kurmayı tercih ediyor. Yüzde 76’sı e-mail, yüzde 34’ü memo göndermeyi tercih ediyor.
Avrupalı ve Latin ombudsmanların yüzde 80’ine yakını (Avrupalıların yüzde 80’inden fazlası) yazı işleri toplantılarına girmiyor. Anglosakson ombudsmanların yüzde 35-37 civarı sadece gözlemci olarak bu toplantılara katılıyor. Diğer yüzde 35-37’si yazi isleri toplantılarında faal rol üstleniyor; fikir belirtip karar almada etkili olabiliyor.
Anglosaksonların yüzde 60’ına yakını ‘kesin otoriteye’, yüzde 40-45’i ‘otoriteye’ sahip olduklarını düşünüyor. Avrupalıların yüzde 60’ı otoritelerinin olduğunu düşünüyorlar.
Avrupalı ve Anglosakson, Latin ombudsmanların yüzde 40’ının biraz üzeri (Avrupa’da yüzde 50’ye varıyor) yüzde yüz bağımsız, geri kalan yüzde 40-50’si de yeteri kadar bağımsız olduklarını söylüyorlar. 

Daha fazla diyalog
Araştırma sonunda geliştirilen öneriler şöyle sıralanıyor:
1. Daha fazla okurla iletişim, okura erişme çalışmaları.
2. Okurla daha fazla diyalog için blog ya da chat kurma.
3. Ombudsmanların toplumda daha görünür, daha ön planda olmaları.
4. Ombudsman’ın tekzip isteme gücünün bulunması.
5. Gazetecilerle olan iletişimlerinin artırılması. Daha fazla büro içi memo, yazı işleri toplantılarına katılım.

Ombudsmanlık İsveç icadı ama kararı Türkiye’den

Eski İsveç Ulusal Basın Ombudsmanı Par - Arne Jigenius’un konferansa sunduğu bilgiler, ‘Ombudsman’lık kurumunun baştan beri ‘uluslararası’ nitelik taşımasında Osmanlı (Türkiye) bağlantısına vurgu yapıyor: 
“Ombudsmanın İsveççe bir kelime olduğu ve ombudsman kavramının 1713’te Kral 12. Karl’ın fermanıyla oluştuğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu savasçı kral uzun yıllar boyunca, bir savaş cephesinden ötekine Orta ve Doğu Avrupa’yı dolaşmıştır.
Tabii ki dışarıda geçirdiği bu yıllarda Kral’ın İsveç Krallığını yönetmesi pek kolay olmamıştır. O zamanlar, cep telefonu, internet ve video konferans yoktu.
Sonuç olarak Kral’ın Stockholm’deki Hanedanlık Şansölyesi’ni, daha verimli kılabilmek için, yeni baştan düzenlemesi gerekti. Nitekim, ortaya, 5 ayrı daire çıktı: Dışişleri, adalet vb. Bu daireler, tabii ki sonradan kurulacak bakanlıkların embiryosuydu.
Adalet dairesinin başı, Kral’ın başveziri ve yönetimde Kral’dan sonra en üst düzey yetkiliydi. Sahip olduğu nüfuzu en iyi şekilde temsil etmesi ve özel pozisyonunu belirtmesi için kendisine “yüksek ombudsman” unvanı verildi.
Bugün, ombudsman uluslararası bir kelimedir. Aslına bakılırsa, ilk ortaya çıktığında da uluslararası bir kelimeydi. Çünkü, 1713’te Kral bu fermanı imzaladığında ve ilk ombudsmanını atadığında, o tarihte Türkiye sınırları içinde olan Timurlenk kalesinde bulunuyordu.
Ombudsman, bir İsveç icadı olabilir, ama, bu karar aslında Türkiye’de alınmıştı.”

21 Kasım 2019 Magazin Bülteni21 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber