Sorgulamada zor, gereksiz

Sorgulamada zor, gereksiz


Zor kullanmadan bir suçlu suçunu itiraf edebilir mi?
Kesinlikle edebilir. Sorgulamada zihinsel ya da fiziksel bir baskı uygulanmadan itiraf alınan sanıkların yüzdesi 70’tir. Bu ölçüden baktığımızda, sanıkların zor kullanmadan konuşturulması mümkündür. Suç, kişinin normal yaşantısından bir sapma olduğu için, suçlu kişi mutlaka bir açık verir.
Siz gözaltındaki şahsa fiziksel baskı bir tarafa, zihinsel baskı yapılmasına da karşı çıkıyorsunuz ama sorgulamanın kendisi zaten bir zihinsel baskı değil mi?
Bizde henüz bir gözaltı, sorgulama, soruşturma adabı oluşmadığı için, bu konu enine boyuna tartışılmıyor, ama Amerika’da şöyle bir tartışma var: "Sorgulamada fiziki olduğu kadar, zihinsel bütünlüğün de korunması esastır." Sizin sanığa fiziksel bir zarar vermemeniz yeterli değildir, zihinsel bir zarar vermemeniz de gerekir.
Zorlamadan itiraf alınabilir
Polisin amacı ne pahasına olursa olsun suçları aydınlatmak değildir. Bir ülke düşünün, polisin aydınlatmadığı tek bir hadise bile kalmamış, bütün suçlular bulunmuş, adalete teslim edilmiş, hepsi de cezasını görmüş. Ama bu sonuç Arthur London’un "İtiraf" adlı romanında anlatılan işkencelerle alınmış.
Bu durumda polis ve adalet mekanizmasından geçen bütün sanıklar topluma zihinsel ya da fiziksel zararlarla dönecektir. Polisin başarısı, toplumsal sağlığa uygun olacak şekilde suçları aydınlatmaktır. Ne pahasına olursa olsun suçları aydınlatmak değil.
Kendileri güvenilir olmasa da, hırsız da, katil de olsa, insanlar çevrelerinde doğru, güvenilir insanlarla yaşamak isterler. Bu noktadan bakıldığında, bir suçlunun yaptığını "yapmadım" demesi, kişinin kendi değerlerine aykırıdır. Kişi bunun açıklarını verir, konuşması, vurgusu, anlattığı olayda zamirler bile değişir.
Suçlu insan bir sürü kötü sonuçlar onu beklerken niye itiraf etsin?
Farzedin ki, bir cinayet işledim, polis benim suçlu olduğuma inanıyor ama beni serbest bırakmak zorunda kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra ben normal davranabilecek miyim? Hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edebilecek miyim? Suçluların yüzde 90’ı asla ve asla profesyonelce düşünemez. Suçlu bir insanı serbest bıraksanız bile sonraki hayatında birtakım açıklar verir.
Dostoyevski’yi anlamalıyız
Dostoyevski’nin "Suç ve Ceza" adlı romanından alıntılar yaparak, suçlu psikolojisine yaklaşıyorsunuz. Neden "Suç ve Ceza"?
Bu kitap için bir Fransız yazar, "Shakespeare’in Macbeth adlı oyunundan sonra yazılmış en önemli suç psikolojisi eseri" diyor. Bu kitapta, "Bir milimlik delil Mısır piramidi büyüklüğünde karşınıza çıkar" diye bir söz var. Gerçek hayatta da, olay yerinde küçük bir parça, bir saç teli bırakılmıştır. Önemli görünmez ama bir gün suçlunun karşısına öyle bir çıkar ki, asla üstesinden gelemez.
Suçlunun korkuları, ıstırapları vardır: "Ya anlarlarsa, ben eminim beni hiç gören olmadı, ama ya görmüşlerse, ya bir iz bırakmışsam..." Suçlunun korkularını yakalayabilirseniz olayı çözümlersiniz.
Suçlu ya da tanık dopdoludur, yaşadığı olaylarla anormal bir süreç içindedir. İç sıkıntısı, vicdan azabı vardır. Bu anda bir kılavuza ihtiyacı vardır. Kılavuz profesyonel ise, suçlu hiç bir baskıya gerek olmadan sakladığı şeyi anlatır.
Suçluya yardım eli uzatılmalı
Suçlu insan hangi psikolojik etkiler altında kalıyor?
İster adli, ister organize suçlu olsun, sorgulamaya muhatap olan insanların yüzde 80’i yaptıklarının çok şuurunda olan insanlar değillerdir. Suçluluk anormal bir süreçtir. Bir suçlu on kere cinayet işlemez, hayatında bir bilemediniz ikidir. Dostoyevski’nin "bir nevi hastalık" diye nitelendirdiği gibi, suç öncesi ve sonrasında bir hastalık sürecinde yaşanır. Bu süreçte suçlunun korkuları, değerlere karşı ters hareket etmenin azabı, problemli bir vicdanı vardır. Bu, suçlu insanı yiyip bitirir. Sorgulama görevlisi, bu korkunç süreçte muhatabına bir koltuk değneği, yardım eli uzatırsa olay çözümlenir.
Suçlu insan sizin karşınızda durduğu zaman ona nasıl bakıyorsunuz?
Ben suçluyu bir düşman olarak görmüyorum. Suçlunun psikolojisini anlamak lazım. Yine Dostoyevski’nin "Suç ve Ceza" romanına gelmek istiyorum. Orada suçlunun içinde bulunduğu süreç şöyle anlatılıyor: "Akıl ve iradenin en güçlü olması gerektiği anda, akıl tutulması ve irade kaybı tıpkı bir hastalık gibi geliyordu, suçun işlenmesinden az önce bu durum en yüksek düzeye yükseliyordu. Sonra her hastalık gibi etkisini yavaş yavaş yitiriyordu."
Suçlu, "Ya bunların hepsi kuruntu, ya da biliyorlar" diye düşünür. 20 sene bir cinayeti içinizde taşımak ne demektir, bir düşünün. Suç ve Ceza’da dediği gibi, "Kafasında hiç değişmeyen ve acı veren bir şeyler vardı..." Böyle bir ruh haliyle ömür boyu yaşamak çok zordur.
Her insanın içinde iyi bir yan vardır. Suçlu insanın suçluluğu onun kişiliğinin yüzde otuzudur. Hala onun bir anne, baba, arkadaş tarafı vardır. Sorgulama görevlisi suçlunun yüzde yetmişlik iyi tarafına hitap eder. Suçlu itiraf etmekten kaçarken, bir taraftan da vicdani olarak suçun aydınlatılmasını ister.
Sorgulama uzmanı ve davranışları nasıl olmalıdır?
Avusturyalı bir araştırmacı, "Bir suçludan, hiç tereddüt etmeden, polisin istediği itirafı kabul etmesini beklemek merhametsizce ve canice bir davranıştır" der. Farzedin ki ben suçluyum, benden direkt olarak suçu anlatmamın beklenmesi acımasızlıktır. Bir problemi tartışan ve bir çözüm bulmak isteyen iki insan gibi olunmalı ve ortak bir sonuca varılmalıdır.
Sorguladığınız insandan etkilenir misiniz?
Sorgulama bir psikolojik mücadeledir. Karşı taraftan etkilenmemek mümkün değildir. Sorgulamaya yansımayan bazı sırlara vakıf olursunuz.
Öğrenciyle aynı şeyi düşündük
Sorguladığınız ODTÜ’lü bir öğrenciyle daha sonra, buluşup tartışmaya girdiğinizi anlattınız. Etkilendiğiniz için mi?
Bir fikir alışverişiydi. Hayata ilişkin referanslarımız aynıydı. Öğrenci arkadaş kendi yaşında bir polisin, onunla aynı kitapları okumuş olabileceğini hiç düşünmemişti. Üst düzey bir örgüt militanına şunu söylemiştim: Arkanızdan yüzlerce insan gidiyor, sonra bir gün geliyor siz örgütü bırakıyorsunuz. Peki polis tarafından kayıt altına alınanlar, sabıkalı olanlar, ölenler, yaralananlar, cezaevine düşenlere ne olacak? Öğrenci arkadaşla bu sorunları tartıştık. Ortak bir sonuça vardığımızda çok şaşırdı: Düşüncelerini değiştirmesini istemedim ama ona aktif eylemin dönüşü olmadığını anlattım.


14 Kasım 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber