Geri Dön

Üzmez’de ‘edep’ sınırı

14 yaşındaki kız çocuğuna ‘cinsel istismar’ suçlamasıyla tutuklanan Vakit yazarı Üzmez olayında ifadedeki ayrıntılar, çocukların korunmasında medyanın sorumluluğu üzerinde yeniden düşünmemizi zorunlu kılıyor

Üzmez’de ‘edep’ sınırı

Vakit yazarı Hüseyin Üzmez’in ( 78 ) 14 yaşındaki bir kız çocuğuna taciz nedeniyle “cinsel istismar” suçundan tutuklanmasının ardından Bursa Asayiş Şube Müdürlüğü’nde alınan ifadeler medyada geniş yer aldı.
Üzmez, 1952 yılında Menderes’in Malatya gezisinde Vatan gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman’a silahlı saldırı düzenleyen ilk “sağ eylemci” olarak tarihe geçmişti. İslami kesimin el üstünde tuttuğu Üzmez’in “son eylemi” Mudanya’da yaşayan bir anne kızla ilişkisi sırasında 14 yaşındaki B.Ç.’ye tacizde bulunmaktan tutuklanması oldu.
İslami medyanın, çocuk yaştaki kıza yönelik “utanç verici” olayı bir “ahlak sorunu” olarak görüp kınamak yerine Hüseyin Üzmez’in “komplo”ya kurban gittiğini öne sürüp savunmaya geçmesi tuhaftı.
Yazar Emine Şenliklioğlu, Yeşilçam’ın “Nuri Alço” fenomenini çağrıştıracak şekilde birilerinin Üzmez’e hap içirmiş olabileceklerini söyledi.

Çok eşlilik beyanı

Kamuoyu, Üzmez olayında “cemaat tarzı” kapalı yaşamların kendi içinde geliştirdiği davranış biçimlerini, savunma mekanizmalarını görme fırsatı buldu. Ergenlik çağında kız çocuklarının “örtünmesi”ni dinen zorunlu sayan ve “türban”ı yaygınlaştırmaya çalışan İslamcı yazar-çizerlerin 14 yaşındaki B.Ç.’nin uğradığı “cinsel istismara” hiç olmazsa kişilik hakları bağlamında karşı çıkmaları beklenirken suskun kalmaları dikkat çekiciydi.
Toplum aynı günlerde “tessettür” giysileri satan Mustafa Karaduman’ın “Dört eş zinayı önler” sözleriyle sarsılıyordu. “Tek eşlilik mümkün olsaydı, genelevler olmazdı” yaklaşımı da kadın örgütleri başta hayli tepki topladı.

Suskun kaldılar

Ancak bu konularda duyarlı olduğu bilinen ve özellikle “çok eşlilik, dayak, kız çocuklarının okutulması” konularında yaptığı çıkışlarından tanıdığımız, Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan’ın ve Aileden sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun sessizliklerine de anlam veremedik.
“Din söz konusu olunca kadın ve çocuk hakları teferruat mı oluyor?”

Spottaki sorun

Çocukların “kurban/ mağdur” olduğu haberleri kullanırken, öne çıkan isimler ne denli “medyatik” olursa olsunlar, gazete okurları ya da televizyon izleyicileri arasındaki milyonlarca çocuk ve gencin bulunduğunu gözeterek “pornografik” ayrıntılardan kaçınmak gerekmektedir.
Milliyet’in 28 Nisan tarihli Üzmez haberinin birinci sayfadaki spotlarında 14 yaşındaki kız çocuğunun polis ifadelerinde geçen “edep yerleri” sözlerine yer verilmekle bu sınır aşılmıştı.
“Çocuk Odaklı Habercilik” çalışmalarında sıkça yapılan bir hatayı Sevda Alankuş’un makalesinde (BİA-Hak Haberciliği Dizisi) görebiliyoruz:
“Medyanın, mağdur -tercihan yoksul ve taciz/ tecavüz mağduru kız- çocuklarını ona arzu duyabilen erkek gözlerini kışkırtacak şekilde göstererek pornografik bir nesne halinde teşhir ettiğini söylemek mümkün.”
Bazı okurlarımız “taciz” kelimesinin tek başına bile son derece rahatsız edici bir kavram olduğunu hatırlatarak, tacizin nasıl gerçekleştiğine ilişkin ifadelerin böylesine “çıplak” ve ayrıntılı sunumundan rahatsızlık duyduğunu belirtiyor.
Gazetenin internet sitesinin aynı anda milyonlarca kişiyi “etkilemesi” nedeniyle çok daha duyarlı olması gerekiyor.

Birini daha kaybettik

Burak Budakoğlu adlı okurumuz şöyle diyor:
“28 Nisan 2008 tarihli gazetenizdeki bir haberle ilgili olarak okur temsilcisi olmanızdan dolayı küçük bir ayrıntıyı göstermek istedim. ‘Tecavüz ettiği kız arkadaşının torunu’ başlıklı yazıda ismi gizlenen kız çocuğunun daha sonra nasıl deşifre edildiğini gördüm; daha sonra hangi ilçenin hangi ilkokulunda okuduğu tasvir edilmiş, annesinin de adı verilerek bir anlamda deşifre edilmiştir. Ben sorumlu gazeteciliğin bu şekilde olmaması gerektiği inancındayım. Madem isme ‘sansür’ uyguluyorsunuz neden okuldaki sınıfına kadar, baba-anne ismine kadar veriyorsunuz.
Bu çocuk daha ergenlik yaşında ve bu tecavüzün etkisini belki psikolojik yardımla atlatabilir ancak orada yaşadığı müddetçe bu olay kısmi mahalle baskısı şeklinde önüne çıkarılacaktır ki dolayısıyla bu olayı taşınmadıkları sürece atlatamayacağı düşüncesindeyim. Ki taşınsalar da gazetenizdeki haber dolayısıyla gittiği okulda da nakil olduğu okulun ismi bilindiği için olay dedikodularla ortaya çıkacak ve bu çocuk toplumdan soyutlanacaktır.
Neticede bir çocuğumuzu daha kaybettiğimizi düşünüyorum, daha sorumlu haberler istediğimizi söylemek istiyorum. Bunları size yazmayı bir öğretmen adayı olarak zorunlu hissettim.”

UNICEF kriterleri

“Tacize uğrayan kız çocuğunun ifadelerine yer vermek gerekir miydi?” sorusunun karşılığı ise UNICEF’in ilkelerinde karşılığını buluyor:
“Her çocuğun onuru ve hakları her durumda dikkate alınmalı bunlara saygı gösterilmeli.
Çocuklara ilişkin haber hazırlarken, her çocuğun özel yaşam ve gizlilik görüşlerini iletme kendilerini etkileyecek kararlara katılma ve potansiyel olanlar dahil her tür zarar ve misillemeden korunma haklarına özel dikkat gösterilmelidir.
Herhangi bir haberin siyasal sosyal ve kültürel yansımaları açısından çocuğun durumunu en iyi bilen ve bu durumu en iyi değerlendirebilecek konumda olan kişilere danışılacaktır.
Kimlikleri değiştirilmiş, gizlenmiş veya kullanılmamış olsa bile bir çocuğu kardeşlerini veya yaşıtlarını risk altına sokacak haber ve görüntüleri yayımlamamak en iyisi...”

Ombudsman’ın görüşü
Yazı İşleri, kız çocuğunun ifadelerinin “sansürlenerek” verildiğini  ve  gazetedeki haberde okul adı verilmediğini belirtmekte. 14 yaşındaki B.Ç.’nin Bursa Emniyeti’nde alınan ifadelerini yayımlarken, bu mağduriyetten başka “cinsel istismarlar” doğabileceği kaygısını duyarak ayrıntılardan kaçınmalıydık. “Taciz” ya da “tecavüz” kelimeleri yeterince açıklayıcıdır.
Kadın odaklı haberlerde olduğu gibi burada da “çocuğun dili”ni oluşturmak gerekiyor.
Üzmez’in tacizine uğradığını söyleyen kız çocuğunun nasıl bir travma geçirdiğini, bir psikolog gözetiminde sorgulanıp sorgulanmadığını bilmiyoruz, hemen yetiştirme yurduna gönderilmesi doğru muydu? Uzmanlar ne diyor?
Kızının tacize uğramasına göz yuman bir annenin ekonomik çıkmazı, burada nasıl bir önem taşımaktadır, bilmiyoruz. Dolayısıyla bu tür haberlerin çocukları etkilediğini, bazılarının ise “rol modeli” oluşturduğunu unutmamak gerekir.

Prof. Dr. Naci Görür Elazığ ve çevresini vuran depreme nokta atışıyla işaret etmiştiHakan Çelik: “6 Ekim 2019 tarihinde CNN Türk’te Hafta Sonu programıma katılan Prof. Dr. Naci Görür Elazığ ve çevresini vuran depreme nokta atışıyla işaret etmişti. Bilim insanları, yıllardır bu risklere dikkat çekiyor acil önlem çağrısı yapıyor.”

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber