The Walking Dead ve yeni bir dünya kurmak

The Walking Dead sekizinci sezonuyla nihayet karşımızda. Yedi aylık bir aradan sonra dizinin yeni sezonu, on altı bölüm halinde yayınlanacak. Dün gece itibariyle ilk bölümü yayınlanan The Walking Dead, 7 yıldır ekranlarda. Dizinin ilk bölümü 31 Ekim 2010’da yayınlanmıştı. Yazının bundan sonrasına edebiyat, analiz ve spoiler ile devam edeceğiz. Sonra darılmaca olmasın.

The Walking Dead ve yeni bir dünya kurmak

Bir AMC yapımı olan dizinin arkasında Esaretin Bedeli filmiyle imdb’nin zirvesine taht kuran Frank Darabont var. 100. bölümünü izlediğimiz dizi, bizi bir flash forward girdabının içine soktu. The Walking Dead’in esas karakteri Rick sakalları uzamış ama iyi taranmış bir şekilde uyanıp evin içinde bastonla geziyor. Meselenin ne olduğunu anlamak için belki bir sonraki belki de sezonun son bölümünü beklemek zorunda kalacağız. İşin içinde bir ağır yaralanma olması muhtemel.
 

Geçtiğimiz sezondan hatırlayacağımız üzere iki ego, Rick ve Neegan arasındaki savaş, pek çok müttefikle Atalanta kırsalında bir meydan muharebesine dönüşüyor. Esas korkum koca bir sezonun artık bizim yerli dizilerinin bile terk edilmeye başlanan o bayık tempoyla sadece bu olaya hapsolması. Yani bu savaşa…
 

 Zira yedinci sezondan itibaren The Walking Dead’te bence yolunda gitmeyen şeyler var. Diziye sürekli yeni oyuncuların dahil olması yapımın canlılığına katkı sağlasa da iç sesler, kırlarda hayatı sorgulamacalar The Walking Dead’te görmek istediğim şeyler değil. Böyle bir isteğim olursa yapacağım şey muhtemelen Terrence Malick’in The Tree of Life filmini izlemek olur. Velhasıl vatandaş hareket istiyor, yeni bir dünya kurulduğunu görmek istiyor. Bu sadece bir kaygı. Belki de dizi başka yerlere evrilecek.
 

Ancak Neegan karakterinin sezon boyunca kadroda yer alacağını biliyoruz. Aristo’nun Poetikası’ndan bu yana devam eden kahramanın yolculuğu sırasında Neegan’a elbette ihtiyaç var. Hatta bu yaz Desierto filmiyle de muhteşem bir oyunculuk sergileyen Jeffrey Dean Morgan, bence şu an dizinin en iyisi.
 

Post-apocalyptic survival ya da kıyamet sonrası hayat kalış mücadelesi temalı muhtemelen tüm filmleri izlemeye çalışan biriyim. Böyle bir şeyin her an olabileceği ihtimaline karşı kuramsal hazırlığımı da yaptım. Thomas Hobbes, Farabi, Platon, Thomas More, Bergerac veya İbn Haldun, diziyi izlerken sürekli düşündüğüm isimler oldu. Belki de bu yüzden The Walking Dead’e geçen sene bu zamanlar başlayıp yedi sezonunu üç haftaya sığdırdım.
 

Diziyi özel kılan noktalar insan doğasının her haline yer vermesi. Dizideki ırk kodları ve hatta isimler bile tesadüfün ötesinde. Devlet memuru, cumhuriyetçi demokrat, Afro-Amerikan, inançsız, kentli, din adamı ve fazlası normalde tahammül etmeyeceği insanlarla birlikte hayatta kalmak için mücadele ediyor. Medeniyetin olası bir çöküşünden sonra yine her şeyin şehir devleti usulüyle başlayacağı sanırım insanın doğasındaki bir refleks. Nitekim dizedeki ilerleme de hep bu yönde oluyor.

Çiftlik, Hapishane, Kingdom, Alexandria insandaki kaçınılmaz bir şekilde organizasyon (devlet) yapısı içinde hareket etmesi refleksini gösteriyor. Her başarısızlık sonrası yeni bir göç, yeni bir ittifak ve yaşam alanı arayışı. Tabii korunaklı duvarların arkasında…
 

Saat farkı nedeniyle Türkiye’de Pazartesi sabahları, sendroma ilaç mahiyetinde yayınlanacak olan The Walking Dead için haftalık bekleyiş başladı bile.


http://www.instagram.com/ihsandinovski
Bu makaleye ifade bırak