Tracks: Yürüyerek Alice Springs çölünden Hint Okyanusu’na

Yol hikayeleri her zaman bana çekici gelmiştir belki ben de tek, yalnız uzun yolculuklara çıkmayı düşleyip cesaret edemeyişimdendir. Ya da düşlemenin güzelliğinden mi, yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalama şansından mı bilemedim.

Tracks: Yürüyerek Alice Springs çölünden Hint Okyanusu’na

Genç bir kadın, Avustralya çölünü 3 deve ve 1 köpek ile geçmeye karar veriyor. Rota ise Alice Springs çölünden başlayıp hint okyanusu kıyısı, yaklaşık 3200 km. Bu gerçek hikayeyi konu alan ‘Tracks’ filmi John Curran yönetmenliğinde , orjinal kitabından esinlenerek çekilmiş.

Akıllara ilk olarak, Neden bir insan 3 deve ve 1 köpek ile Avustralya çölünü yürüyerek geçmeyi düşünür sorusu geliyor . Ben bu hissiyatla başlamadım filme, ilk düşündüğüm ne kadar heycanlı bir yolculuk ve ilham verici bir deneyim olduğuydu.  Filmi izlerken sorgulamaya başladım, gerçekten insan neden böyle bir yolculuğa çıkmak ister ya da çıkar. Şehir hayatının boğuculuğu, monotonluk, geçmişin yaralarını sarabilmek, boşluğun içerisinde kendini bulabilmek, kendinden uzaklaşmak, fark edilmek ya da hiçbiri.

Filmin aşağıdaki cümle ile başlaması bizi kendi içimizde bir yolculuğa çıkarmaya başlıyor.

“Bazı göçebeler her yerde kendilerini evinde hisseder, bazıları içinse hiçbir yer ev değildir. Ben de onlardan biriydim,”

Robyn, yaklaşık 24 yaşlarında, batı Avustralya’da yaşayan, annesini erken yaşta kaybetmiş, babası ile de net birşey anlaşılmamasına rağmen içsel problemleri olan, sert mizaçlı ve içe dönük biri.

Kendisi bu yolculuğu bir maceradan çok bir şeylerin başarılmasını ve ispatlanmasını hedeflemek olarak görüyor. Hatta ‘İnsanlar bana bunu neden yaptığımı sorduklarında onlara genellikle  ‘Neden yapmayayım ki ‘ dediğini belirtiyor.

Yolculuğa çıkmak için elinde olanlar çok sevdiği ve hatta tek bağ kurduğu köpeği, Diggity. İhtiyacı olanlar ise 3 deve ve yolculuk süresince minimum ihtiyaçlarını karşılayacak para. İlk olarak 3 deveyi temin etmek için, bir deve çiftliğinde ücretsiz olarak çalışmayı kabul ediyor. Hem develer hakkında bilgi edinmek hem de bu süre boyunca ücret yerine develere sahip olmak. Çiftliğin sahibi tarafından kandırılarak, 8 ay boyunca çalıştırılır fakat karşılığında birşey elde edemez. Ardından bir Afgan deveci ile karşılaşır ve bu adam ona yardımcı olur. Yanında bir süre çalışarak ve develer hakkında bir sürü bilgi edinerek sonunda 3 deveye sahip olur. Hatta develerden birinin hamile olduğunu öğrenir ve bir tane de yavru devesi olur.

Bu arada, arkadaşlarının önerisi ile sıcak bakmasa da National Geographic’e yazarak, çıkacağı yolculuk için sponsorluk  talebinde bulunur ve bu talebi onaylanır. Sadece tek bir sorun vardır, tabiki National Geographic bu serüveni fotoğraflaması için Rick Smolan adında bir fotoğrafçıyı görevlendirir.

Robyn, bu durumdan hiç hoşnut değildir hatta yolculuğa yalnız çıkmak istediğini belirtse de Rick mizacı gereği pek oralı olmaz. Rick’in fazla neşeli ve sıcak tavırları Robyn’i oldukça rahatsız eder. Rick’in bu hikayeyi daha popüler kılmak adına doğal olmayan fotoğraflar çekmesi Robyn’i oldukça bunaltır. Fakat sadece ayda bir, belirli rotalarda buluşup poz vermek  dışında başka bir şansı olmadığından buna katlanmaya çalışır. Zamanla bu ikilinin buluştuğu anlarda, ortaya tatlı,romantik ve komik sahneler çıkar. Hatta fazla yalnızlıktan mıdır bilinmez, bir an yakınlaşsalar da aralarında daha çok zamanla oluşan arkadaşlığı görürüz.

Yer yer avustralya aborjinlerinin olduğu sahnelerde mizahi bir dille eleştirilere ve sosyal mesajlara da yer verilir. 

Avustralya’nın ıssız çöllerini yürüme serüvenine geri dönersek, inanılmaz büyüleyici,uçsuz bucaksız çöl sahnelerine şahit oluyoruz. Bu sahnelere son derece dingin ve o ıssızlığı veren müzikler eşlik ediyor. Bknz (Garth Stevensen – Tracks Soundtracks).

Filmde, çölde yaşanan tehlikeli sahnelere yer vermekten çok Robyn’ in içsel yolculuğuna odaklanıyor. Yılan sahnesi, birkaç deveyi vurmak zorunda kalması ve bir anlığına da olsa develerini kaybetmesinin haricinde sanki çölde başka tehlikeli durumlar yaşamamış gibi algılanabiliyor. Fakat belgesel tadında olduğundan film bizi heycanlı sahnelerden çok varoluşsal sorgulamalara götürerek kendimizle baş başa bırakıyor.Hatta Robyn’in duygusal iniş çıkışlarına bizi fazlaca sokmak yerine yolculuk boyunca bizi de bu yürüyüşe dahil ederek kendi serüvenimize götürüyor.

Anlatımı açısından özgün bir yol hikayesi , bu türü sevenlere kesinlikle tavsiye edilir.

Bu makaleye ifade bırak