Türkiye’de erkek olmayı en iyi anlatan deyiş: Toksik erkeklik!

Türkiye gibi her geçen gün medeniyet savaşı veren ülkelerin başarısızlığında hepimizin payı olduğu bir gerçek... Konuyla ilgili en çok mağduriyet yaşayan kesimin, yani kadınların, sonrasında cinsi bu garip türle aynı kategoride yer alan erkeklerin savaştığı aşırı yozlaşmış bir model daha var: Toksik erkekler!

Türkiye’de erkek olmayı en iyi anlatan deyiş: Toksik erkeklik!

Toksik erkeklik hakkında konuşmaya başlamadan önce, şunu belirtmeliyim: Bu tür erkekler hemen yanıbaşınızda! Okulda, iş yerinde, sokakta, oturduğunuz mekanda, toplu taşımada, kısacası her yerde ... Dahası belki sevgiliniz, eşiniz, en yakın arkadaşınız... Bu yüzden 'toksik erkeklik' kavramının bilincinde olmak ve bu tür insanlara karşı doğru tutum sergileyebilmek, insan ilişkileri açısından oldukça kritik.



Cinsiyetçi tutum

 

 

Bildiğiniz gibi toplum tarafından kadın ve erkeğe biçilmiş bazı roller var. Tarihsel süreçte evrimleşen bu roller, erkeğe 'toplumlar arası', kadına ise 'toplum içi' ilişkileri sürdürecek şekilde dayatılmış. Toplumlar arası ilişkinin en pratik şekli, günümüzde de soğuk ve sinsice devam eden 'şiddet ve savaş' olduğundan, zamanla özellikle toksik erkeklerin en iyi bildiği şey haline geldi. Bu sebeple en iyi bildikleri ve ilk başvurdukları şeyi birbirlerine ve kadınlara karşı kullanmaktan çekinmiyor ve normalleştiriyorlar. Durum böyle olunca şiddetin hakim olduğu garip bir kadın-erkek ilişkisi çıkıyor ortaya. Kadınların toplum içi ilişkiler için kullandığı hoşgörü, anlayış gibi sosyal becerileri kendilerine yakıştıramıyor, hatta bu yolu tercih eden erkekleri 'kadınsı olmakla' suçlayıp dışlıyorlar. 

Toplum yaşantısı içinde soyutlanmadan kalabilmenin yegane yolu da, bu rollere uygun yaşamak. Rolünüzü reddettiğinizde, toplumun 'anormal' saydığı insanlardan birine dönüşüyorsunuz. Çünkü içinde bulunduğunuz toplum kendisi gibi olmayanı aşağılamaktan ve bastırmaktan başka bir yol bilmiyor. Hal böyle olunca medeniyet uzak bir hayal haline geliyor. Çünkü sırf tüm kadınlar 'uygun yaşa gelince' evleniyor, çoluğa çocuğa karışıyor diye 30'larında bir kadını evlenip çocuk yapmadığı için 'kız kurusu', 'evde kalmış' hatta 'karta kaçmış'; veya askere gitmemiş bir erkeği 'erkek saymamak', ancak böyle toplumların yapacağı bir iş... Tam bu noktada 'toksik erkek' kavramı bunun en güzel örneği olacak. Kendisine biçilen role bürünmeye çalışan erkeğin hem duygularını bastırması, hem de her ne pahasına olursa olsun üstünlük ve iktidarını kanıtlamaya çalışmasıyla birlikte dönüştüğü, insanlıktan son derece uzak duruma 'toksik erkeklik' diyebiliriz. Bu hale gelen bir erkek kendini toplumun efendisi, en değerlisi, her şeyi en iyi bileni, en güçlüsü, en akıllısı zannederek topluma, eşine, çocuklarına, arkadaşlarına, hatta sokaktan geçen insanlara bile hükmedebileceğine inanır. 

 

 

Bu yozlaşmış modelin sorumlusu, toplumun kendisinden başkası değil. Bazen dil alışkanlığı, bazense doğru olduğunu düşündüğümüz için günlük hayatta kullandığımız erillik kokan bir dil var. “Adamsın", "Şu işi adam gibi yap", "Kız başına oralara gitme", "Kadın kısmı", "Erkek adam dediğin…” gibi birçok cümleyle toksik erkeği biz yaratıyoruz. Ona ideal erkek modelini her cümlemizle empoze ediyor ve altında ezilmesine sebep oluyoruz. Ya da zaten var olan bu türün meydanı boş bulmuşçasına istediği gibi davranmasına göz yumuyoruz. O erkeği, otoriter, güçlü kuvvetli, agresif gibi, aslında toplumun yarattığı kültürel erkeklik idealine uydurmaya çalışıyoruz. 

Demek istediğim, erkeğin bu toksik haline toplumun var ettiği erkeklik kavramı sebep oluyor. Erkek toplumun beklediği gibi olursa, 'toksik maço veya medeniyetsiz' olurken bu role uygun davranmazsa 'erkeklikten uzaklaşıyor'. Hal böyleyken öncelikli olarak değişmesi gereken şey erkeğin kendisi, duyguları, hayata bakışı değil, toplumun yozlaşmış zihniyeti oluyor... 

Bu zihniyet kadınların 'erkeklere' düşman olduğuna inanmaya devam ediyor. Tüm erkeklere karşı aynı tutum ve sertlikte davranıldığına inandığından asla ne demek istediğinizi anlamıyor. Bana sorarsanız anlamak işine de gelmiyor... (Anlarsa fark eder, fark ederse değişebilir, değişmek ise zahmetli. Ohoo, ne gerek var ki!..) Vaziyet buyken kimseye erişmek ve kimseyi değiştirmek mümkün değil. 'İdeal erkek' kavramı, 'yozlaşmış erkek' kavramıyla o kadar iç içe geçmiş ki, kimse farkı görmüyor, görse dahi sineye çekiyor. 

 

Hem kadınlar hem de erkekler için rahatsız edici

 

 

Bu zorbalığa, tacize, tecavüze, şiddete, hakarete ve daha nice insanlık dışı harekete eğilimli tür, sadece kadınlar için değil, erkekler için de büyük bir tehlike! Toplumun kadın-erkek ilişkilerini direkt etkilemesi ve 'olması gereken' erkek imajını zedelemesi, en büyük zararları arasında. Erkeklerin hepsine zorba gözüyle bakılmasa da, zorbalık potansiyeli olan bir birey olarak görülmeleri başlı başına büyük bir kabus. Bu durumun Türkiye’deki en net sonucu, kadının toplumda saygı görmeyen, değer verilmeyen, elinin hamurundan başka bir vasfı olamayacak, kısacası 'adamdan sayılmayacak' kişiler haline gelmesi... Erkeklerin ise bastırılmış duyguları ve düşünceleri sonucu benliklerinden tamamen farklı insanlara dönüşmesi... 

Diğer bir sonucu ise, feminist hareketin, bahsi geçen toksikler sebebiyle 'anarşist kadınlar topluluğu' olarak görülüp asla benimsenmeyen, gereksiz ve saçma görülen, anlaşılmaz bir hareket olmaktan ileri gidememesi.... İçine dahil etmek istediği kadınlar tarafından bile (ki bana kalırsa bu kadınlar toksik erkeklerin en önemli yaratıcısı ve destekçileri) amaçsız ve ataerkil düzene aykırı bir hareket olarak görülmesi... 

 

 

Erkekler açısından da durum vahim. Bu toksik türle aynı kefeye konularak potansiyel bir 'sapık, tacizci, tecavüzcü şiddet meraklısı' gibi görülmeleri, durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. Günün sonunda bir erkekle aynı otobüste gitmekten korkan, gitmemesi gereken bir kadın modeli yaratmak veya erkeği bu denli uzak durulası, korkunç ve tehlikeli olarak beyinlere kazımak, sapık bir toplum zihniyetinden başka bir şeyin ürünü olamaz... 

Toplum olarak davranışları ve kişilik özelliklerini 'kadınsı' veya 'erkeksi' olarak nitelendirmeyi bırakmalıyız. Gerçek insanlar kafamızdaki ideal yaratıklar olamaz. İdeal kavramının sübjektif olduğunu kabul etmeliyiz. İnsanlar olarak, elle yontulmuş şekline bir kere karar verilmiş ve sonsuza dek değişmeyecek heykeller değiliz. Kişiliğimiz, hayata bakış açılarımız günden güne değişebilir. Bu farklılık ve insan olma hali de sinirli, rekabetçi, güçlü kadınların veya sevgi, şefkat, hoşgörü, sahibi erkeklerin de olduğu anlamına gelir. Toplumdaki herkesi, kafanızdaki ideal ile kıyaslayıp ona dönüştürmeye çalışmak, günün sonunda birbirinden nefret eden, tahammülsüz ve iletişimsiz bir toplum yaratmaktan başka bir şeye sebep olmaz.  

Bu makaleye ifade bırak