Bu yazıyı yazmak için çok düşündüm. Yazıp yazmamak arasında gidip geldim.  

Neden mi?

Çünkü Türkiye’ de böyle bir yazı yazma hakkı herkeste yok!  

Nasıl mı?

Bu garip düzenin içinde bazı şeyleri cesurca yazma veya her hangi bir şekilde ifade etme hakkı sanki sadece “bazılarında” var. Bazıları bazılarını hafif buluyor, söylediklerini dikkate almıyor, ifadelerin duygu sömürüsü olduğunu düşünüyor, ajitasyon olduğunu iddia ediyor. En acısı da hayatındaki “acıyı” kullandığı iddia ediliyor. Bu günü kadar böyle bir durumla karşı karşıya kalmamakla birlikte aşağıdaki yazdıklarımı okuduktan sonra bu sözlere maruz kalıp kalmayacağıma emin değilim.

Sözü çok uzatmadan meramımı atmak isterim. Mutlaka duymuşsunuzdur, 2 Nisan Otizm farkındalık günü ve hatta Nisan ayı otizm farkındalık ayı olarak bilinmekte ve tüm ay boyunca Sivil Toplum Kuruluşları, otizm ile mücadele eden aileler ve duyarlı bazı insanlar farkındalık çalışmaları yapılmaktadırlar. Bu yılda 2 Nisan geldi geçti! Herkes maviler giydi, otizmi konuştu peki ne oldu? Farkındalık çalışmaları ne kadar sonuç veriyor? Umudum her sene daha iyi olması, daha iyi sonuçlar vermesi, daha güzel yarınlar… Ama öyle mi acaba? Maalesef değil. Oğluma 18 yıl önce otizm tanısı konulmuştu. Türkiye’ de o günden bu güne tabiî ki bazı değişiklikler ve yenilikler oldu fakat inanın bana, gelişmeler belirli bir çevrenin otizmi iyi tanıması dışında o kadar küçük değişiklikler ki adeta Türkiye bu konuda emekliyor.

O günden bu günü yine çocuklarımız özel eğitim merkezlerinde sömürülüyor, yine toplum tarafından dışlanıyor, yine anlaşılmıyor, yine eğitim için çok paralar vermemiz gerekiyor, yine babalar kaçıp gidiyor, kalan kadınlar yalnızlaştırılıyor ve çaresiz bırakılıyor, yine iş yerlerinde ailelere haklar yok denecek kadar az. Hala biz aileler kendimizi ve çocuklarımızı güvende hissetmiyoruz ve hala gelecek kaygısı yaşıyoruz.

Sevgili okurlar Dünya’da her 59 çocuktan biri otizmli doğuyor ve her geçen gün bu sayı artıyor. Yani son yirmi yıllık çalışmalara bakarsanız sürekli çıkışta olan, artan bir doğru görürsünüz. Buna karşılık Türkiye’ de otizmli çocuklar ve biz ailelere için neler yapılmış bir bakın. Sokaklarda hala gözlerini dikip bakan insanlar var, hala otizm hakkında tek kelime bilmeden, kulaktan duyma bilgilerle bizlere akıl verenler var, hala özel eğitim merkezlerinde yetersiz özel eğitim seansları var, hala danışmanlık ücreti alan özel eğitim merkezleri var, çocuklara özel eğitim merkezlerinde servisler yok. Paran varsa eğitim alıp çocuğunu topluma kazandırmaya çalışırsın, yoksa o kadar zor ki. Paran varsa da yoksa da Türkiye’ de işin o kadar zor ki! Hala ailelere ücretsiz psikolojik destek yok, hatta çocuklara yok! Hala otizmli çocuklara eğitim eşit ve adil değil. Hala otizmli gençlere iş imkanları yok. Bu çocuklar ve bu gençler evdeler ve inanın bana ailelere hayat çok zor. Lütfen bana hayat herkese zor lafları etmeyin!

Biz aileler evde otizmle mücadele ederken, dışarıda çocuğumuz ve kendimiz için bilinçsiz bir toplum ve iş yerlerinde acımasız, adil olmayan bir sistemle baş etmeye çalışıyoruz. Çocuklar büyüdükçe kolaylaşmayan, emek verdikçe zorlaşan bir hayat nasıldır bilir misiniz? Hayır! Yaşamadan bilemezsiniz. Zaten büyük bir çoğunluğun bilmeye, anlamaya niyeti yok gibi… Hayat bize her gün faklı zor sürprizler sunuyor. Mesela, gece uyumamışız, duygusal olarak hırpalanmışız, öyle şeyler yaşamışız ki sizin hayatta bir kere bile yaşayamayacağınız gönül ve fiziki yorgunluğu bir günde yaşamışız ve her günümüz buna benzer günlerle dolmuş, taşmış. Çekip giden babalardan, evde varlığı ile yokluğu arasında bir fark olamayan aile bireylerinden, ebeveynlerden yoruluyoruz. Otizmli çocuğumuz üzerinden; iş yerinde, soysal çevrede ve birçok yerde hayatla ilgili kıvrak zeka olduğunu göstermeye çalışanlardan, hayatta ne kadar akıllı olduklarını bizlere anlatmaya çalışanlardan, bizim zorluğumuzun aslında sanki bizim hayata bakışımızdan kaynaklandığı ima edenlerden ve kendi hayatlarının kendi akıl küpü olduklarına bağlayarak böbürlenmelerinden öyle yorgun düşüyoruz ki. Bizim bir kerede hatırlayamadığımız iş, arkadaşımızla birlikte gezerken gördüğünüz kazağı hatırlayamamanız, evdeki bir konuya diğerlerine göre farklı bakış açımız, otizmden bize kalmayan paramız hep bizim kabahatimiz, bizim düşük zekamız, bizim hayattaki karamsarlığımız, bizim yanlış tercihlerimiz! Bizim hayatımızı ve yaşadıklarımızı abartmamız hatta bu acıyı kullanmamız olarak görülüyor.

Ahh! Sevgili okurlar inanın bana bunlar biz de öyle yaralar açıyor ki. Bazen bir damla gözyaşı, bazen bir öfke, bazen kendime, bazen onlara acıma olarak kendini gösteriyor. İşin özü otizmle mücadele ederken işimiz o kadar zor ki tüm enerjinizi sömürüyor ama her şeye inat; kadere, hayatın sunduklarına, otizme inat tüm gücümüzle hayata devam ediyoruz. Bir de bakıyorsunuz durum daha kötü çünkü ki bizi dış dengeler daha çok yoruyor. Destek yerine köstek var sürekli. Benim bir tavsiyem var, gelin bir hafta bizlerle yaşayın… Görün, anlayın, hissedin, yaşayın ve sonra şu sorunun cevabını birlikte arayalım. Bu ülkede bizlerin de bir gece uykuya dalarken, huzurla gözlerimizi kapatmamız mümkün mü?

İnstagram:  @engelsizzanne

Facebook: Seviye Yıldız

Mail: seviyeyildiz@gmail.com