Belçika seçimlerinden sonra küresel medya, “bölünüyor” manşetleri attı.
Türkiye’de ise buradan “konfeksiyon” çıkarımlar yapılmakta:
“AB, Türkiye’yi bölünmeye götürüyor diyorduk. İşte kanıtı. Çekoslovakya’dan sonra Belçika da bölünüyor. Hani AB tam tersine Türkiye’nin bütünlüğünü sürdürmesi için güvence olacaktı?”
İlk bakışta bu “konfeksiyon” çıkarım Türkiye’nin bedenine tam oturacak gibi görünmekte ama gerçek böyle değil.
Tarih boyunca “Belçika” diye bir devlet ve bir “Belçika ulusu” hiç olmadı. O yöre İspanya’nın, Avusturya’nın ve sonra da Napolyon Fransası’nın egemenliği altındaydı.
Napolyon, tarih sahnesinden çıkarılınca 1815’te toplanan Viyana Kongresi Avrupa haritasını yeniden çizdi.
Bu toprakları, kuzeydeki Hollanda’ya verdi.
Bunun nedeni Fransa’nın yeniden o coğrafyayı yutmasını engellemekti.
Ancak...
Hollanda’nın güneyindeki Valon bölgesinde ticaret ve sanayi katlanarak hızla büyüyordu. Zengin, liberal ve masonik destekli bu Katolik toplum, Protestan Hollanda Kralı’na sesini yükselterek önemli haklar istediler.
“İngiltere’de olduğu gibi bir parlamento kurulmalı ve biz orada ağırlıklı olarak temsil edilmeliyiz” diyorlardı.
Bu arada aynı bölgenin belirli bölümlerinde ve özellikle köylerde kalan Flamanlar ekonomik ve kültürel alanda geri din boyutunda radikaldiler.
Hollanda artık güneyindeki bu topluma söz geçirmekte zorlanıyordu.
Denizlerde kendisine rakip olarak gördüğü Hollanda’nın bölünmesi İngilizlerin işine geliyordu. Ayrılıkçıları destekliyordu.
Sonunda zengin Valonlar ve yoksul Flamanları kucaklayan yapay bir Belçika devleti kuruldu.
Başkent Brüksel’di... Yıl 1830...
BİRLİK KUVVETTİR
Harita üzerinde yaratılan Belçika “devlet ve ulus” olarak gerçekte bir “bütün” değildi.
Ama gene de slogan “l’union c’est la force (Birlik kuvvettir)” idi.
Fakat hiç birlik olamadılar ki.
“Güney zengin o halde kuzeydeki Flaman topraklarına da yatırım yapılsın, farklılık olmasın” denildi, kaynaklar Flamanlara yatırım için kaydırıldı.
Bu arada kapitalizmin yükselişiyle birlikte Valon topraklarında sosyalizm, işçi bilinci ve sendikalaşma da güçlenmişti.
Hatta Karl Marx Brüksel’de önemli satırlar kaleme almıştır.
1. Dünya Savaşı sonrasında bir bakıldı ki, Flamanların sayısı Valonları geçmiş. Köy kökenli oldukları için çok çocuk yapmışlar. Ayrıca, Flaman topraklarına yatırımlar küresel rekabet yapabilecek yeni teknolojiye dayalı gelişme göstermiş.
Oysa Valonların sanayisi eski kalmış... Sosyalistler ve sendikalar yeni teknolojiyi engellemişler.
Zenginlik ve nüfus böylece yer değiştirmiş.
Önce federal devlet sonra Flamanya, Valonya ve Brüksel’den oluşan üç bölgeli konfederasyon.
Tıpkı zengin kuzey İtalya’nın ekonomik durumu daha geri güney İtalya’dan ayrılmak istemekte oluşu gibi, daha zengin Flamanlar da artık ekonomik durumunu daha geri buldukları Valonlardan ayrılmakta ısrarlılar.
Son seçimde sandıklardan “ayrılıkçı” olanlar daha ağırlıklı çıktı.
Bu durumu Türkiye ile paralel görmek büyük yanılgı olur. Türkiye’de zengin olan ülkenin batısı “ayrılık” değil “bütünlük” istiyor.
Ayrıca ekonomik durumu daha zayıf olan Doğu ve Güneydoğu insanının da “dağdakiler ve onları düzde destekleyen marjinaller” dışında “Türkiye’den ayrılmak” gibi bir istekleri yok.
AB standartları, insan hakları, demokrasi çıtası yükseldikçe ülkenin bütünlük bağları daha da güçlenecektir.
Çünkü...
Türkiye harita üzerinde yaratılmış yapay bir devlet, Türk ulusu yapay bir bütünlük değildir.
Kökleri 600 yıla uzanıyor.
BELÇİKA ÇORBASI
Şöyle bir manzaraya “ulus devlet” denebilir ve “AB, Türkiye’yi de böler” gibi bir çıkarım yapılabilir mi?
1 Bölgesel olarak Belçika üç devlet; “Flamanya, Valonya, Brüksel...” Brüksel’deki Federal devlet ve hükümetin yanı sıra üç devletin de ayrı parlamentoları ve hükümetleri var. Bunların yetkileri geniş.
2Sadece bölgesel değil, konuşulan dillere göre de ayrı ayrı toplumlar ve bunların siyasi yönetimleri var; “Fransızca konuşanlar, Flamanca konuşanlar, Almanca konuşanlar.” Bu ayrımda harita pek de geçerli değil çünkü her haritada az ya da çok dördü de var.
Bunların kendilerine seçtikleri başkentler şöyle:
Fransızca konuşanlar... Namur
Brüksel... Brüksel
Almanca konuşanlar... Eupen
Flamanca konuşanlar... Ne ilginçtir ki azınlıkta oldukları Brüksel’i başkent seçmişler. Çünkü ayrılma halinde Brüksel’i ayrı bir devlet olsa bile Fransızca konuşanlar çoğunlukta olduğu için Fransızca konuşan Valonlara bırakmak istemiyorlar. Bu nedenle Flaman Parlamentosu’nu ve hükümetini Brüksel’le birleştiriyorlar.
Yani bunun mesajı “üçe değil ikiye bölünelim, Brüksel bizim olsun.”
..............................
Allah aşkına şu karton devlet yapısıyla köklü Türkiye’nin arasında ne paralel olabilir.
..............................
Not: TÜSİAD’ın AB nezdinde Brüksel Temsilcisi Bahadır Kaleağası’na bu bilgiler için teşekkürler. (Yanlışlar varsa bana aittir.)

Başbakanı da seviyorum