Pazar

01.07.2012 - 02:30 | Son Güncelleme: 01.07.2012-2:30

Türkiye’de üretilen ilk parmesan peyniri

Rani Çiftliği, İtalya’nın Parma bölgesi dışında yapılmayan parmesanın üretimine başladı, ilk kalıplar beklemede

Sitene Ekle

Manavgat’ta çok sıcak bir gün. Yemyeşil bir çiftliğin içindeyiz, ucu bucağı görünmüyor. Bir yanda birkaç gün önce doğmuş buzağılar, diğer yanda oğlaklar, öte tarafta kuzular... Binlerce ağacın arasında geçip bembeyaz bir binanın önüne geliyoruz. Burası Rani Çiftliği. 1994’te turizmci Yılmaz Sezer tarafından kurulmuş, bugün kızı Rengin Sezer ile birlikte işlettiği bir çiftlik bu. Rani, Hintçe’de kraliçe demek.


Ne yapılıyor burada derseniz; gouda’dan edam’a, mozarella’dan emmental’e çeşit çeşit peynirler üretiyorlar. Ama bir iddiaları var ki şu anda depolarında “gününü” bekliyor.


Bir yıl bekliyor, on yıl dayanıyor
Rani Çiftliği Türkiye’nin ilk parmesan peynirini üretmiş. Rengin Sezer “Parmesan bizim Everest’imiz” diyor.
Ön hazırlıklar iki yıl önce başlamış. İtalyan parmesan ustası ve Mario Lunguo ve yıllarca İtalya’da parmesan ustası olarak çalışan Merzifonlu Rumi Erikçi ilk ürünleri kısa süre önce elde etmişler.


Şu anda gereken bekleme süresini dolduruyor depolarda kule gibi uzanan parmesan kalıpları. Zaman dolunca satışa çıkacaklar.
Altı üstü bir peynir demek de mümkün ama parmesan İtalya dışında hatta Parma bölgesi dışında üretilmeyen bir çeşit. 16 litre sütten bir kilo parmesan peyniri üretiliyor. Bekleme süresi en az bir yıl; 24-36 ay beklerse daha da makbul.
Parmesan’ın üretildiği binaya giriyoruz, tam bir laboratuvar. Dev bakır kazanlarda hazırlanıyor.
Sonra bekleme odaları var, bir sıcak bir soğuk...
Ve bekleme dönemi geldiğinde haftada bir alt üst ediliyor. Bir yılda yapılan parmesan peyniri, on yıl dayanıyor. Aslında Rani Çiftliği’nin parmesan’ı bir yıl içinde sahneye çıkacak ama şimdiden “Bu iş oldu” dedirtecek sonuçlara ulaşmışlar. İtalya’dan sertifikalar yola çıkmış bile.

“Bütün atıklar elektriğe dönüşüyor”

Rani Çiftliği’nde bir de biyoelektrik gaz santrali var. Otellerden ve çiftlikten çıkan atıklar bu santralde geri dönüştürülüyor. Büyükbaş hayvan gübreleri, peynir altı suları, otellerden gelen yemek atıkları, kızartma yağları, yapraklar, meyve kabukları bu santralde işlenip elektriğe dönüşüyor.

180 dönümde 25 bin ağaç, iki bin hayvan

Yılmaz Sezer, Emirdağ doğumlu, çocuk yaşlarında Eskişehir’e yerleşmişler. Tüccar babasının yanında ticaretin her alanında çalışmış, bir yandan da Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş. On yıl “adaleti aradıktan” sonra avukatlığı bırakıp turizm sektörüne girmiş. Bugün Side’de de üç oteli var.


Rani Çiftliği’nin doğumu da bu oteller sayesinde. Kendi otellerinde kullanmak üzere başlamış peynir üretimine. Ama bu iş gönlünü o kadar çelmiş ki, çiftlik büyümüş, satılacak kadar geniş üretime geçilmiş.
Üstelik yalnızca peynir değil organik tarım da eklenmiş. Bugün 200 dönümlük çiftlikte 25 bin ağaç var. Portakallar, kayısılar, şeftaliler... Tabii bir de hayvanlar; onların sayısı da iki bine yakın.
Yılmaz Sezer çiftlik için “Buradan para kazanıyoruz” sanma diyor; “Sıfır kâr, ben bu işi zevkim için yapıyorum. Çiftliğe yatırdığım parayla bir otel daha yaparım. Ne olacak ki? Önemli olan kalıcı işler yapabilmek”.


Etiketler: Everest
Mahrem, Pinhan, Bitpalas romanlarının yazarı kimdir?
©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.