Yurt içi ve yurt dışı uçuşlarıyla çevresinde “uçan adam” diye tanınan danışanım son yurt dışı seyahati dönüşünde yaşadığı travmadan henüz kurtulabilmiş değildi. İlk seansta mutad olduğu üzere yaşamına ve olaya yönelik hikâyesini dinlemiş ve sonraki seansta yapacaklarımız üzerine bilgiler toplamıştım. Hemen hemen bu tür sıkıntı yaşayan bütün danışanlarımızın bizden beklentileri mucizevî bir sonuçtur. Ama biliriz ki tıpta mucize yoktur. Hastanın beklentisi ve terapi dünyasının gerçekleri çeliştiğinde kısa süreliğine de olsa terapistin eli kolu bağlanır. Ben de tam olarak bunu yaşadım.

Hastam acele ediyordu çünkü, kısa süre sonra bir yurt dışı seyahatine daha çıkacaktı. Ancak, son seyahatinde yaşadığı travma nedeniyle gelişen uçma fobisine henüz bir çare bulamamış ve içindeki korkudan kurtulamamıştı. Onun için gerçekten önemli bir seyahatti ve geriye sadece 5 günlük bir zaman kalmıştı. Bu yüzden bana, “bir seansta ne yapabilirseniz yapın çünkü zamanım yok…” dediğinde onun açısından durumun ne kadar stresli olduğunu anlamıştım.

Bu tür travmatik vakalarda işimiz bazen zor, bazen de kolaydır. Travmadan etkilenen ego yapısını yakaladığınızda üzerinde işlemleme yapılacak bir hedef belirlemişsiniz demektir. Böylesi bir durum işin kolay tarafını gösterir. Bu durum travmaya yönelik olarak kişide beliren bilişler ve duyguların travmanın en kötü anının görselleştirilmesiyle tespitine bağlıdır. Travma anının kişinin kendisine yönelik olumsuz değerlendirmesi ve inancı ve bunun doğurduğu duygu durumu hangi ego yapısının kötü etkilendiğinin tayini bakımından önemlidir.

 Sonraki seansa kadar şimdiye dek öğrendiğim terapi tekniklerinden hangisi ile daha hızlı bir sonuç alabileceğimi düşündüm. Neticede hastama yardımcı olmak istiyordum. Başta EMDR olmak üzere bazı teknikler aklıma gelse de, uzunca bir süredir aklımı kurcalayan; EMDR’nin de üzerinde temellendiği, “çift yönlü uyarımları” bazı “hipnotik tekniklerle”  entegre etme düşüncemi hayata geçirmeye karar verdim. Kendisiyle konu üzerinde etraflıca konuştum. Onamını aldım. Neler yapacağımızı ve seansın nasıl şekilleneceğini gerekçeleriyle beraber anlattım.

Seansa Almanya dönüşü yaşadığı travmanın en kötü karesini bulmakla başladık. Ardından o durumda kendisini tanımlayan olumsuz inancının yani negatif hipnotik söyleminin (NSH) ne olduğunu tespit ettik. “Kaygılarımı ve korkularımı kontrol edemem” diyerek o anki çaresizliğini açıkça ifade etti. “Peki terapi sonrası ne olsun istersin?” dediğimde; “artık tıpkı eskisi gibi; uçmaktan korkmak istemiyorum, uçma korkumu yenmeliyim…”dedi. O anki yaşadıklarını tekrar hatırladığında korku düzeyi 10 üzerinden kendi deyimiyle yıldızlı 10 idi. “Son derece korktum ve bundan sonra ya uçamazsam diye çok endişelendim…” şeklinde duygularını ifade etti. Bu inanış ve duygusal süreçleri bütün bir bedeninde hissediyordu.

Kafamdaki model doğrultusunda ve belli bir protokol çerçevesinde çalışmaya başladık. İlk önce her ihtimale karşı güvenli bir alan, sığınak çalışması yaptık. Uygulama sonrası kendini çok iyi hissettiğini söylemesi üzerine seansa devam ederek, olayın en kötü anına yönelik “yeniden işlemleme” çalışmalarına başladık. Burada çift yönlü uyarımları, imajinatif hipnotik tekniklerle kombine bir şekilde kullandım. Her iki uygulama tekniğini kendi başlarına farklı terapilerde kullanmış olsam da, bu tarzdaki entegratif uygulama ilk kez yapılıyordu. Hedef çalışması diye tanımladığım bu evrede danışan; olayın en kötü anını temsil eden bir resmi karşısında görselleştirmekte, sağ ve sol iki iyi ve/ veya güzel hissiyat arasında “tost tekniği” uygulaması dediğim bir yöntemle duyarsızlaştırma yapmaktadır.