Aynı bugünkİ gibi bulutlu bir gündü. O zaman radyo programcılığı yapıyordum. Akşam 17:00 de programım bitti. Hatta o gün programı yaparken plajyolundan bir arkadaşımıda görmüştüm, o da kahve içiyordu. Vedalaştık ben eve geçtim.

Geçtim geçmesine ama evde yalnızdım ve içim sıkılıyordu. Koltukta oturamıyordum, nefes alamıyordum adeta . Annemde, ablam yeni doğum yaptığı için ablamın yanındaydı. İzmit’ in 60 evler semtinde oturuyordu ablam. Babam eve gelmişti en iyisi evde durayım geçer sıkıntım dedim. Ama geçmek bilmedi sıkıntım. Gece 23: 00 de annemi aradım ve ağlayarak ‘’ben evde duramayacağım ne olur eniştem beni almaya gelsin ‘’ dedim.  Hemen geldi eniştem aldı beni… Çokta sıcaktı o gün , birde gökyüzü çok herzamankinden değişikti. Balkonda oturduk biraz, sonra yattık. Ablamın çocuğu ufak olduğu için  biz ablamların yatağında annemle birlikte yatıyorduk, ablamın oğluda hemen yanımızda. Sonra bir anda annemin sarsmasıyla uyandım. İnsan uyanırken elini yastığında gezdirirya, ben gezdirdiğimde elime beton parçaları gelmişti. Daha önce duymadığım sesler geliyordu kulağıma. Annem fırtına oluyor kızım korkma diyordu. Ablamın oğlu beşiğinden yere düşmüştü.Onu aradık bir süre çünkü karanlıktı her yer. Veee her yer tozdu. Zar zor kalktık ayağa ama odanın kapısı sıkışmıştı açılmıyordu. Sonra eniştem bize salona dayalı duvarın patladığını söyleyince ordan çıktık. Yani odalar arasındaki duvarlar patlamıştı. Hepimiz kapının önüne geldik. Merdivenler çatlamıştı. Ve göz gözü görmüyordu. Herkes koşuşuyordu ve ağlıyordu. Ama kimse ne olduğunu bilmiyordu. Taki apartmanın dışına çıkıncaya kadar. Ablamlar 5-6 apartmandan oluşan bir sitede oturuyorlardı deniz manzaralı yeni yapılan bir yapıydı. Çıkınca baktık ki diğer sitelerin hepsi abartmıyorum tuzla buz olmuştu. Sadece bizim olduğumuz bina yarı yıkılmamış durumdaydı. İnanamıyorduk, neyin içinde olduğumuzu anladığımızda boş alanlara doğru koşmaya başladık. Çünkü herşey üstümüze üstümüze geliyor gibiydi.  Çıktığımızda o çığlıklar, ağlamalar hayatımda duyduğum en zor seslerdi. Yardım edemiyorsun ve insanlar çok zor durumdalar bir düşünsenize . Göçüğün altında annem ölüyor diye bağıranlar. Çocuğu alın ne olur diye haykıranlar sinir krizi geçirenler. Hayatımda bu kadar çaresiz insanı bir arada görmemiştim.Gökyüzüde bir garipti , çok yakındı bize ve binlerce çok parlayan yıldız vardı.  Bir tepe bulmuştuk oraya çıktık ama hepimiz şoktaydık. Ben ‘’ izmittede deprem olmuşmudur acaba ‘’diye bir cümle kurmuşum ilk çıktığımızda izmitte olduğumuza rağmen mesela. Hayatımdaki ilk sinir krizimi geçirdim o anlarda . Babam yoktu yanımızda çünkü. Babam öldümü diye tekrarlamışım defalarca. Hemen yanıbaşımıza ölen insan cesetleri koydular. Günlerce etrafımızda yakınlarını enkazdan çıksın diye bekleyen insanlar vardı. Her yerde vardı çünkü 60 Evler  yoktu.  Gün ağırınca görüntü bizi mahfetti. Her yer yıkılmıştı. İnsanlar ölmüştü ve biz hiçbir şey yapamıyorduk. Gözlerimi kapattığımızda sallanıyorduk. Aylarca ben uykuya dalamadım. Çünkü gözlerimi kapatınca o insanların çaresiz seslerini duyuyor ve sallanıyordum. Şükürler olsun 1. Derece yakınımızı kaybetmedim ama arkadaşlarım ve büyüklerim , onlar canlarını kaybettiler. Söylenecek laf yoktu hiçkimseye. Çokta konuşamıyorduk bu konuları. Tarifsiz bir deneyimdi.

Sonra Tüpraş patlayacak dediler. Kaçsın herkes dediler. Bizde kaçtık. Zaten bilinçli bir davranışımız yoktu. Kalabalık nereye giderse mantık yürütmeden yapıyorduk. Özdileğin bahçesine gittik. Orada kaldık yerde yattık. Sabahında yumurta kırdık yedik ve o sabah bir şey yemek en lüks restaurantta yemek yemek gibiydi. Utanıyordukta herkes yemek bulamamıştı çünkü. Çooook yemek , bisküvi  ve süt sırasında bekledim. Battaniye sırası mesela.  Çadırlar gelmişti kızılaydan. Çadırın hemen yanına ortak kullanım alanı için bir baraka yapmıştık. Ben 18 yaşındaydım o zaman. Çelimsiz vücudumla koca koca kalasları taşıdım. Herkes yaptı birşeyler. Çünkü hiçbir şey yoktu dostlardan başka. Yeni dostlarda edindik. Herkes aile oldu. Ama çok ailede yıkıldı. Enkazın altında hayata veda ettiler. Ben yıllar geçsede tek bir anını unutamıyorum. Hele ki apartmandan ilk çıktığımızdaki o dışarı çıkmış tüllerin gelin duvağı gibi sallanmasını. İnsanın aklı almıyordu. Onca kat üstüste nasıl gelirdi. 18 yıl önce olan bir olay ama dün gibi. Hangi İzmit’liye  sorsanız ALLAH BİR DAHA YAŞATMASIN sözüyle başlar cümlesine. Allah bir daha yaşatmasın gerçekten….

Yazımın başında  deprem olmadan önce gördüğüm ve  plajyolunda oturan  arkadaşımıda kaybettim ben . Onu o gün son görüşümdü. Bir çok arkadaşımı olduğu gibi…

Yakınlarını kaybeden tüm Türkiyenin tekrar başı sağ olsun…