Uyku insanların dinlendiği, düşünmediği, yemek yemediği, büyüdüğü ve güzelleştiği bir dönemdir. Uyku vücudun su, hava gibi temel ihtiyaçları arasındadır. Birçok organın işlevlerinin düzenlendiği, yapılandırıldığı, arındırıldığı bir dönemdir. Uykuda iken canlılar, bir bilgisayarın yeniden açılıp kapanmasıyla düzeldiği gibi, yenilenirler. Her şeyde olduğu gibi vücudun doğal bir ritmi vardır. Bir dakikada ne kadar soluk alıp verdiğimiz, kalbimizin ne kadar attığı, gözlerimizi açma kapama sayımız ortalama olarak bellidir.

Vücudumuz ise gün içinde- sabah erken saatler (5 ile 6 arası) ve -gece başları (23-24 gibi) olmak üzere- iki ritme(di-urnal) sahiptir. Bu ritim başlarında, vücudumuzda belirli hormonlar daha fazla salgılanarak bizi ya güne ya da uykuya hazırlar. Vücudun bu muhteşem ritmini ancak vücudu dinlersek keşfedebiliriz. Gün sonunda bizi uyaran, bilgisayar, televizyon ve telefon gibi dijitallerden uzaklaşarak ılık bir duş alıp, stresimizi atarak (yoga, dua etmek vs.) uykuya geçtiğimizde; uyku hormonu melatonin devreye girer. Bu sırada yemek yemediğimiz için insülin düşer, büyüme hormonları artar. Bunların sonucunda yağ yakarız (insülin azaldığı için), kaslarımız beslenir ve ödem çözülür (büyüme hormonu arttığı için), “daha hafif ve güzel”  uyanırız. Uyku ile cildin güzelleşmesi, uyku sırasında salgılanan büyüme hormonları ve diğer hormonların sayesinde olmaktadır. Uyku sırasında salgılanan bu hormonlar hücreleri  dinlendirmekte, onarmakta ve yeni bir üretime hazırlamaktadır.

“Hep çalış, hep çalış” olmaz, “dinlenmek de gerek” . Uyku  genç ve sağlıklı bir cilt için vazgeçilmezdir.

Uyanmaya hazırlanırken ise kortizon hormonu ve adrenalin yükselmeye başlar. Bu, fizyolojik bir cevaptır. Bizi hayata karşı savunmalı ve hazır yapar. Güzel ve kesintisiz bir uykunun cilt üzerindeki olumlu etkisi tartışılmazdır.

Cildimizi korumak için kullandığımız kozmetik ürünler ve yaptığımız uygulamalar işte bu muhteşem ritme göre tasarlanmıştır.